Turkish-English translations for büyümek:

grow · grow up · raise · to grow · to grow up · enlarge · expand · flourish · prosper · thrive · blossom · develop · to expand · outgrow · augment · other translations

büyümek grow

Görünüşe göre, bu şehirde herkes benden nefret ediyor, ve büyüyen hiçbir arkadaşım olmadı.

Apparently, everyone in this town hates me, and I never had any friends growing up.

Bir, iki, üç. Büyü!

One, two, three, grow!

Evet. Ama çok hızlı büyüyorlar.

But they grow up so fast.

Click to see more example sentences
büyümek grow up

Görünüşe göre, bu şehirde herkes benden nefret ediyor, ve büyüyen hiçbir arkadaşım olmadı.

Apparently, everyone in this town hates me, and I never had any friends growing up.

Eve git ve büyü.

Go home and grow up.

Ben değil, sen büyü.

You're not. So grow up.

Click to see more example sentences
büyümek raise

Ve ayrıca, her ne olursa olsun ben bu bebeği büyütmek istiyorum.

And also that no matter what happens, I still want to raise this baby.

Ve o da küçük beni insan annemden çaldı ve beni sevgi, şefkat ve saygıyla büyüttü.

So, he stole little me from my human mother and raised me with love and tenderness and respect.

Beni o büyüttü.

She raised me

Click to see more example sentences
büyümek to grow

Eve, annen ve babana git ve güçlü ve doğru biri olarak büyü.

Go home to your mother and father and grow up to be strong and straight.

Ben asla içeri büyümek için gerçek bir ev vardı

I never had a real house to grow up in.

Ayrıca, burada büyütmek için bir şey almak sonsuza kadar sürer.

Besides, it takes forever to get anything to grow here.

Click to see more example sentences
büyümek to grow up

Eve, annen ve babana git ve güçlü ve doğru biri olarak büyü.

Go home to your mother and father and grow up to be strong and straight.

Sanırım büyümek için kötü bir yer değil.

Not a bad place to grow up I guess.

Ben asla içeri büyümek için gerçek bir ev vardı

I never had a real house to grow up in.

Click to see more example sentences
büyümek enlarge

Sonra Bay Anders onu benim için büyüttü.

Then Mr. Anders enlarged it for me.

Psikoz, karın ağrısı, plevral effüzyonlar büyümüş kalp, koma.

Psychosis, abdominal pain, pleural effusions, enlarged heart, coma.

Büyümüş lenf nodülleri var değil mi? Ama tekli değil.

She had enlarged lymph nodes, but it's not mono.

Click to see more example sentences
büyümek expand

Ve belki o bize, bu şeyin neden büyüdüğünü anlatabilir.

And maybe he can tell us why this is expanding.

Ses ve müzik büyüyor ve genişliyor.

The sound and expanding the music.

Selam, Bryan, ben Gary Snyder, Büyüyen Aileler'den.

Hi, Bryan, it's Gary Snyder, Expanding Families.

Click to see more example sentences
büyümek flourish

Juliette ve Romeo rahatladı, bebek de büyüdü.

Juliette and Romeo flourish, and the child grows.

Kötülüğe izin verip büyümesini sağlayarak gerçek bir katil oldu!

She allowed evil to-to-to flourish and that became the real killer!

Ama bu kırmızı mangrov büyüyor.

Yet this red mangrove is flourishing.

büyümek prosper

Roma imparatorluğu doğdu, yaşadı, büyüdü ve öldü.

The Roman empire was born, lived, prospered, and died.

İsrail uzun zaman barış içinde yaşadı büyüdü ve gelişti.

And through a long era of peace, Israel grew and prospered.

büyümek thrive

Çocuk büyüdü ve bir gün yeniden kavuştular ve sonsuza dek mutlu yaşadılar.

The child thrived And one day, they reunited And they all lived happily ever after.

Büyümekte olan otçul türler, çoğunlukla Lysine açısından zengin olan agama ve soya fasulyelerini yiyorlar.

The herbivore species that are thriving eat mostly agama beans, soy, anything lysine-rich.

büyümek blossom

Aradan on yıl geçti, Pamuk Prenses büyüdü ve olgunlaştı.

Ten years passed, and Snow White grew older and blossomed.

büyümek develop

Shimokage'in Yolu" adında bir büyü türü geliştirmişler.

They developed a type of sorcery called "Shimokage's Way.

büyümek to expand

Ben GN Giyimi büyütmek istiyorum.

I want to expand GN Fashion.

büyümek outgrow

Belki öğrenci, öğretmenden daha fazla büyüdüğünü düşünüyor.

Maybe the pupil thinks she's outgrowing the mentor.

büyümek augment

Jonathan büyütme büyüsü yapmış.

Jonathan did an augmentation spell.