Turkish-English translations for bağlı:

dependant, depending, dependent · depending on · tied · connected · attached · linked · bound · bonded · hooked · laced · related · affiliated · based · devoted · banded · conditional · corded · loyal · subsidiary · relying · under · contingent · subject · subject to · inseparable · reliant · faithful · adherent, adhering · observant · germane · other translations

bağlı dependant, depending, dependent

Senin için ne kadar güç olduğunu biliyorum. Ama her şey bu operasyona bağlı.

I know how hard this must be for you, but everything depends on this operation.

Ne kadar şiddetli bir ölüm olduğuna bağlı.

Well, it depends on how violent the death.

Ne tür atlar olduğuna bağlı.

Depends on what kind of horses.

Click to see more example sentences
bağlı depending on

Senin için ne kadar güç olduğunu biliyorum. Ama her şey bu operasyona bağlı.

I know how hard this must be for you, but everything depends on this operation.

Her şey bana bağlı. Hepsi benim suçum.

It depends on me, it's all my fault.

Çünkü her şey sana bağlı.

Cos it all depends on you.

Click to see more example sentences
bağlı tied

Norman, içeri gir ve kapıyı kapa. Hadi Aaron, bağla şunu.

Norman, Come In and shut the damn door Come on, Aaron, tie It.

Ama ne yazık ki, elim kolum bağlı.

But unfortunately, my hands are tied.

Beni bağla küçük adam.

Tie me up, Little Guy.

Click to see more example sentences
bağlı connected

Tüm bağlı nasıl görmek için Ben gerçekten ilginç buldum.

I found it really interesting to see how it all connected.

Eğer evet derse, BlueBell o iğrenç Fillmore ile sonsuza kadar bağlı olacak.

And if she says yes, then BlueBell will be forever connected to that vile Fillmore.

Evet, hepsi birbirine bağlı.

Yes, it's all connected.

Click to see more example sentences
bağlı attached

Resmi olarak kimseye bağlı değilim ama her zaman benim için yapacak bir şeyler vardır.

Well, I'm not officially attached to anybody, but seems there's always something for me to do.

Sadece bacaklar var, yoksa onlara bağlı bir beden de var mı?

Are there just legs, or is there a body attached to them?

Burada ve buradaki gelişmiş kas bağları kurbanın çok güçlü olduğunu gösteriyor.

Enhanced muscle attachments here and here indicate the victim was very strong.

Click to see more example sentences
bağlı linked

Mantıksız olduğunu biliyorum, ama bu sonsuza kadar sana bağlı olacak.

I know it's irrational, but it feels forever linked to you.

Bir telsize ya da cep telefonuna bağlı mı?

Was it linked to a radio or a cell phone?

Ajan Ferrell, bu tür telekinetik olaylar strese bağlıdır.

Agent ferrell, these telekinetic events are linked to stress.

Click to see more example sentences
bağlı bound

O sana çok düşkün, bunu biliyorsun ama bağlı olduğu başka arkadaşları da var.

She's very fond of you, you know that, but she's bound to have other friends.

Bu kadar güçlü olmasına rağmen neden hala vücudun tekerlekli sandalyeye bağlı, Kaal?

In spite of being so powerful, why Is your body still wheelchair bound, Kaal?

Her ırk bu kadere bağlı, bu tek yazgıya.

Each race is bound to this fate, this one doom.

Click to see more example sentences
bağlı bonded

Aslanlar birlikte büyür ve çok güçlü aile ve arkadaşlık bağları kurarlar.

Lions grow up together and form extremely close family and friendship bonds.

Derin bir bağları vardı.

They had a deep bond.

Filler gibi, mamutlarında sürü ile güçlü bağları var gibi görünüyor.

Like elephants, mammoths seem to have a strong bond between the herd.

Click to see more example sentences
bağlı hooked

Lanet olsun, bağla onu!

Goddamn it, hook him up!

Bak, çekiciye bağlı değil henüz.

Look, it's not hooked up yet.

Evet, bağla onu.

Yeah, hook it.

Click to see more example sentences
bağlı laced

Bence bir erkeğin ayakkabıları bağcıklı olmalı, Efendim.

I think a man's shoes should have laces, sir.

Adam o kadar aptal ki bağcıklarını zor bağlıyor.

The guy's so dumb he can barely tie the laces.

Bu da bir bot, bağcıklı bir bot.

It's more of a boot, a lace-up boot.

Click to see more example sentences
bağlı related

Kang Woo ve Cha Hee Joo'nun bağları ne acaba?

I wonder what relations Kang Woo and Cha Hee Joo have.

Ve ben de bu kutsal bağla bağlanmış olacağım

And I too will be tied in this holy relation.

Bir şekilde bağları bile olabilir.

They may even be related somehow.

Click to see more example sentences
bağlı affiliated

Ben aslında tam olarak kiliseye bağlı değilim.

I'm not really exactly affiliated with a church.

Dr. Leeds, St. Marcus Hastanesi'ne bağlı mı?

Was Dr. Leeds affiliated with Saint Marcus Hospital?

Paris'te bağlı olduğunuz bir banka var mı?

You have an affiliated bank in Paris?

Click to see more example sentences
bağlı based

Oscar Chapman Londra merkezli, bağımsız çalışan bir muhabirdi.

Oscar Chapman was a freelance reporter based in London.

Bu, kovan şuuruna bağlı bir organizma.

It's a hive mind based organism. So?

Çevreye bağlı alerjilerim var!

I have environmentally based allergies!

Click to see more example sentences
bağlı devoted

Bu adam sana çok bağlı.

That guy is devoted to you.

Ama sana çok bağlı.

But she's devoted to you

Fakat Marcel de bana bağlı.

But marcel is devoted to me.

Click to see more example sentences
bağlı banded

Grubu geçen ay bağımsız bir albüm çıkardı.

His band put out an independent album last month.

O ve arkadaşları Indigo isminde bir grup kurmuşlar. Bağımsız bir müzik ödülü kazanmışlar.

He and his friends formed a band called lndigo. they won an lndependent music Award.

Kendisi bağımsız bir pop grubunda.

He's from an independent pop band.

Click to see more example sentences
bağlı conditional

Bu da senin durumuna bağlı.

That depends on your condition.

Tony, bütün politik dostluklar stratejik ve şarta bağlıdır.

Tony, all political friendship is strategic and conditional.

Bu işlem farklı sıcaklık ve duruma bağlı olarak değişebilir.

The process can vary depending on temperature and conditions.

Click to see more example sentences
bağlı corded

Ona bağlı ince bir kordon var.

There's a thin cord attached to it.

Senin göbek bağın.

Your umbilical cord.

İki klips tuttur ve göbek bağını kes.

Two clips, cut the umbilical cord

Click to see more example sentences
bağlı loyal

Gibbs bağımsız, sadık, bazen ilgili bile.

Gibbs is independent, loyal, sometimes even caring.

Kim bana daha bağlı, Şerif sen mi Gisborne mu?

Who is more loyal to me, Sheriff you or Gisborne?

Bu köleler Sethi'nin zaferine mi, sana bağlılar Musa?

Are these slaves loyal to Sethi's glory, or to you, Moses?

bağlı subsidiary

Hedsten sadece daha büyük bir şirket olan.. DeHavlen İnşaat'ın bağlı ortağı.

Hedsten is just a subsidiary of a much larger company called DeHavlen Construction.

Amerikalılar tarafından kontrol edilen ve tesadÜf bu yya geçenlerde Hadden EndÜstrilerine bağlanan Japon şirketler tarafından yapılan.

Controlled by Americans built by Japanese subcontractors who also happen to be recently acquired wholly-owned subsidiaries of Hadden Industries.

Amerikalılar tarafından kontrol edilen ve tesadüf bu ya geçenlerde Hadden Endüstrilerine bağlanan Japon şirketler tarafından yapılan.

Controlled by Americans built by Japanese subcontractors who also happen to be recently acquired wholly-owned subsidiaries of Hadden lndustries.

bağlı relying

Ama o tamamen yeteneğe bağlı olmak istiyor.

But he wants to rely completely on skill.

Anna'nın üreme planları tek bir şeye bağlı.

Anna's breeding plan relies on one thing:

İnsanların işleri buna bağlı.

People's jobs rely on it.

bağlı under

Bu bir cinayet, yerel bir olay ve yerel yetki alanına bağlı.

It's a murder, it's local, and it's under local jurisdiction.

Eureka Savunma Bakanlığı'na bağlı.

Eureka is under DOD jurisdiction.

Bu koşullar altında, resmi elbise isteğe bağlı olur.

Under the circumstances, formal dress is to be optional.

bağlı contingent

Yaklaşık altı dakika. Trafiğe bağlı.

Roughly six minutes. traffic contingent.

Ve Dr. Fargo'nun son düzeltmemin üzerinde yaptığı son düzletmeye bağlı olarak madde ışınlayıcımın brachipod'lar üzerinde pratik uygulama şansı olduğu ispatlandı.

And Dr. Fargo's recent redaction of my recent redaction is contingent upon proof that my matter relocator has practical applications, hence the brachiopods.

bağlı subject

Bir suç mahalli esasında, pek çok değişkene bağlı olarak bir mikroklimadır.

A crime scene is basically a micro-climate subject to so many variables.

Ama basit konulara bağlı kal.

But stick to simple subjects.

bağlı subject to

Bir suç mahalli esasında, pek çok değişkene bağlı olarak bir mikroklimadır.

A crime scene is basically a micro-climate subject to so many variables.

Ama basit konulara bağlı kal.

But stick to simple subjects.

bağlı inseparable

Ruhları ayrılmaz bir biçimde birbirine bağlanıyor.

Their souls are inseparably bonded together.

bağlı reliant

Bağımsız ve kendine güvenen biri.

He's independent and self-reliant.

bağlı faithful

Bağlı kalmak, ne demek istiyorsun?

Remain faithful what do you mean?

bağlı adherent, adhering

Ve insanlar bunlara bağlı kalmak zorunda.

And people need to adhere to them.

bağlı observant

Tayan gözcü birliğine bağlı hudut askeriyim.

Frontier Guard, Tayan Observation Squad.

bağlı germane

Alman ev kadınları hatta bağlanacak.

German housewives logging on.