Turkish-English translations for baskı:

pressure · edition · print, printing · press, pressing · oppression · repression · duress · stress · coercion · the press · force · issue · suppression · leverage · strain · imprint · mail · other translations

baskı pressure

Çünkü çok fazla baskı olacak. Ama onun için çok önemli.

Because it's a lot of pressure, but it's very important to her.

Çok büyük bir baskı, değil mi?

It's a lot of pressure, isn't it?

Bu olmayacak. Çok fazla baskı var.

No, there's too much pressure!

Click to see more example sentences
baskı edition

Birkaç aile resmi ve Stephen King'in bir ilk baskısı vardı.

There were a couple family photos and a first edition Stephen king.

Mısır Postası, sabah baskısı.

Egyptian Mail, morning edition.

Bende ilk baskısı var.

I have a first edition.

Click to see more example sentences
baskı print, printing

Bu baskılar bana bir servete mal oldu.

These prints cost me a fortune.

Ve bu baskı olduğunu.

And that's your print.

Oh, o pozitif baskı.

Oh, it's a positive print.

Click to see more example sentences
baskı press, pressing

Şimdi, baskı diyorum, fakat bu tamamen doğru değil. hava basıncı bu şekilde çalışmaz.

Now I say pressing down, but that's not entirely right, that's not how air pressure works.

Nagamasa, Masayuki Sanada ve ben, iktidarı Prens Hideyori'ye geri vermesi için ona baskı yaptık.

Nagamasa, Masayuki Sanada and I had pressed leyasu to return the regime to Prince Hideyori

Pekala Jim, Sana baskı yapmayacağım.

Alright Jim, I won't press you.

Click to see more example sentences
baskı oppression

Sen ancak bir hoşgeldin ve çarpıcı erteleme Dan bürokratik benim ortasında baskı.

You are but a welcome and striking reprieve from the bureaucratic oppression in my midst.

Bayan Forman, size baskı ile ilgili küçük bir hikâye anlatabilir miyim?

Mrs. Forman, may I tell you a little story about oppression?

Basit ve masum Hintlilere baskı yapıyorlar.

They're oppressing simple and innocent lndians.

Click to see more example sentences
baskı repression

Çünkü kapitalizm büyük bir çoğunluk için sömürü, aşağılanma ve baskı anlamına geliyor.

For capitalism means exploitation, humiliation, and repression of a vast majority.

Neden bu aile bu kadar baskı altında?

Why is this family so repressed?

En azından baskı altında değilim!

At least I'm not repressed!

Click to see more example sentences
baskı duress

O kadar kolay değil. Özellikle de baskı altında.

It's not that easy, especially under duress.

Baskı altında bile her şeyi söylemedim ona.

Well, even under duress, I didn't tell him everything.

Quentin'in mikro ifadeleri büyük bir baskı altında olduğunu gösteriyor.

Quentin's micro-expressions indicate that he was under great duress.

Click to see more example sentences
baskı stress

Beyler, Bay Anderson son günlerde şiddetli duygusal baskı altında.

Gentlemen, Mr. Anderson has been under severe emotional stress recently.

Baskı yok. Stres yok.

No pressure, no stress.

Muazzam bir duygusal baskı altındasın.

You're under tremendous emotional stress.

Click to see more example sentences
baskı coercion

Baskı olmadığı sürece değil ve o zaman bile sadece uygunsa.

Not unless there's coercion and even then, only if it's convenient.

Bazen, nezaket ve diplomasi baskı yapmaktan çok daha iyidir.

Sometimes finesse and diplomacy are better than coercion.

Ona sadece "baskı" denir.

It's just called coercion.

Click to see more example sentences
baskı the press

Nagamasa, Masayuki Sanada ve ben, rejimi Prens Hideyori'ye geri vermesi için ona baskı yaptık.

Nagamasa, Masayuki Sanada and I had pressed him to return the regime to prince Hideyori.

Nagamasa, Masayuki Sanada ve ben, iktidarı Prens Hideyori'ye geri vermesi için ona baskı yaptık.

Nagamasa, Masayuki Sanada and I had pressed leyasu to return the regime to Prince Hideyori

Doktor Watson ve ben şu an fazlasıyla baskı altındayız.

Doctor Watson and I are extremely pressed just at the moment.

Click to see more example sentences
baskı force

Özel kuvvetler bu yere baskın düzenledi.

Special forces raided the place.

Özel kuvvetler bir camiye baskın yapamaz.

Special Forces can't barge into a mosque.

Kaba kuvvet ve ani baskın.

Brute force and ruddy ignorance.

Click to see more example sentences
baskı issue

Bu şirket baskısı.

It's company issue.

O gelecek ayın baskısı.

That's next month's issue.

Senin rahatlamaya ihtiyacın var, baskıya değil!

Your need for catharsis isn't the issue!

baskı suppression

Bu toksinler bağışıklık sistemini baskılar.

Those toxins suppressed his immune system.

Baskın bir insan olarak adlandırıldım.

I've been declared a suppressive person.

Özgüllük yüksek, ama baskı yok.

Great specificity, but no suppression.

baskı leverage

Baskı istiyorsun?

You want leverage?

Ben de baskı uygulayacağım alanı buldum.

And I found my leverage. Soderquist, vamos.

baskı strain

Sadece şirketinin işi çok yoğun ve çok büyük bir baskı altında.

He's just very busy at work and under a great deal of strain.

Bak, şu an çok büyük bir baskı altındasın.

Look, you're under a huge strain right now.

baskı imprint

Biz onu diş almak için gidiyoruz için baskı şimdi parantez.

We are going to get her dental imprint for the braces now.

baskı mail

Mısır Postası, sabah baskısı.

Egyptian Mail, morning edition.