Turkish-English translations for batırmak:

sink · screw · screw up · suck · drown · mess · mess up · stab · submerge · ruin · to sink · other translations

batırmak sink

Bu yer, batan bir gemi.

This place is a sinking ship.

iki adam batan bir denizaltıdan bu küçük kitapları kurtarmak için öldü.

Two men died saving those little books from a sinking submarine.

Batan bir gemiyi terk ediyor.

She's abandoning a sinking ship.

Click to see more example sentences
batırmak screw

O bizi batırdıktan sonra, ölü kızın babası da onu batırdı.

After he screwed us, the dead girl's father screwed him.

Jonathan ve benim, ikimizin de batmış ailelerimiz var.

Jonathan and I both have really screwed up families.

Ama Ryan Nate İşini Tamamen Batırdı.

But, Ryan, totally screwed with Nate.

Click to see more example sentences
batırmak screw up

Janet görünen o ki, ya senin ya da bizim patron işi batırdı.

Janet, it looks like either your boss or our boss screwed up.

Jonathan ve benim, ikimizin de batmış ailelerimiz var.

Jonathan and I both have really screwed up families.

Çünkü o işi batırdı.

Because he screwed up.

Click to see more example sentences
batırmak suck

O da oynamayı seviyor ve o da battı.

He also likes to play and he also sucks.

Bak, Vahşi Batı berbat bir yer ama sınır bölgesi senin sorunun değil.

Oh, look, the West fucking sucks, but the frontier is not your problem.

Bence batırdı ama Irving'in elinde bir şey var.

I think it sucks, but Irving's got a point.

batırmak drown

Git ve bat.

Go and drown.

Çok yakında, yüzmediğini, batmak üzere olduğunun farkına varacak.

Very soon,he will realize he is not swimming,but drowning.

Batıl inançlı biri değilimdir, fakat yaklaşık bir ay önce burada bir kız boğulmuştu.

I'm usually not superstitious but about a month ago a girl drowned here

batırmak mess

Eric işi batırdı.

Eric messed up.

Tumbler işi batırdı.

Τumbler messed up.

batırmak mess up

Eric işi batırdı.

Eric messed up.

Tumbler işi batırdı.

Τumbler messed up.

batırmak stab

Daha çok keskin, batan bir acı olarak tarif etti.

She described it as more of a sharp stabbing pain.

Bu batırmak için değil, hava bükmek için.

It's not for stabbing. It's for airbending.

batırmak submerge

Araba çoktan suya batmıştı.

The car was already submerged.

batırmak ruin

John, ülke yarı batmış durumda.

John, the country is half-ruined.

batırmak to sink

Ya da benim gibi batması için.

Or him to sink to my level.