Turkish-English translations for belli:

obvious · clear · apparent · certain · some · waisted · evident · specific · particular · definite · transparent · manifest · noticeable · known · active · signal · other translations

belli obvious

Ve şimdi belli ki sende de bir şeyler var ve sen

And now there is obviously something going on with you and you

Belli ki, geçen gece bir tane yaptım.

Obviously, I made one the other night.

Belli ki seni öldürmek zorundayım, ama nasıl?

Obviously I've gotta kill you, but how?

Click to see more example sentences
belli clear

Bak, burada ne olduğunu tam olarak bilmiyorum ama belli ki ben bir hedefim.

Look, I don't know what the hell is going on here but clearly, I'm the target.

Belli ki bu kötü bir fikirdi.

Clearly, that was a bad idea.

Belli ki deli bu adam!

This man is clearly insane!

Click to see more example sentences
belli apparent

Belli ki, birisi ona çok özel bir düğün hediyesi veriyormuş.

Apparently, somebody was giving him a very special wedding present.

Belli ki bir yanlış anlaşılma var.

Apparently, there's been a misunderstanding.

Ve belli ki bu kişi benim.

And that would be me, apparently.

Click to see more example sentences
belli certain

Yüzbaşı Randall'ın belli bir üne sahip olduğu doğru ama bir subay ve bir beyefendi.

It's true that Captain Randall has a certain reputation. But he is an officer. A gentleman.

Belli ki, ona iyi bir ders verdik.

Well, we certainly taught him a lesson.

Belli bazı şeyler çok daha iyidir.

Certain things are a lot better.

Click to see more example sentences
belli some

Tamam bak, Donna, sen ve Pam'in belli ki ciddi sorunlarınız var.

Okay, look, Donna, you and Pam obviously have some serious issues.

Bu adam belli ki, bir çeşit teknik ressam ya da mühendis.

This man was obviously some kind of technical designer or engineer.

Belli ki bir çeşit sapığın biri veya eşcinsel.

Well, he's obviously some kind of pervert or he's gay.

Click to see more example sentences
belli waisted

O ince bel, küçük bir burun ve iyi bir yüksekliğe sahip bir esmer.

She's a brunette with a slim waist, a small nose and a decent height.

Çok çekicisin ama geniş bir belin var.

You're very attractive, but you got a big waist.

Ya da bel altında üstünde mi?

Is it above or below the waist?

Click to see more example sentences
belli evident

Kulübün yetenek gösterisi Sharpay için çok önemli. Belli ki senin geleceğin için de önemli, yani sorun değil.

The club talent show is a big deal for Sharpay, and evidently for your future, so it's cool.

Belli ki senin kadar değil.

Evidently not as much as you.

Belli ki ona dün gece katıldı.

Evidently, she joined him last night.

Click to see more example sentences
belli specific

Benim ve çocuklarım için belli bir tehdit var mı?

Is there a specific threat to me and my children?

Belli bir şey hatırlıyor musun?

Can you remember anything specific?

Kocanızın belli bir düşmanı var mıydı?

Did your husband have any specific enemies?

Click to see more example sentences
belli particular

Bu belli bir hayvan.

It's a particular animal.

Belli bir neden için doğdum.

Born for a particular reason.

Belli bir şey mi arıyorsunuz?

Looking for something in particular?

Click to see more example sentences
belli definite

Onun suçu değil ve belli ki sizin de suçunuz değil.

It's not her fault. And it's definitely not your fault.

Belli ki kanser değil.

It's definitely not cancer.

Evlerin de insanlar gibi belli karakterleri var ve bu yer tam anlamıyla hortlak gibi.

Houses like people have definite personalities and this place is positively ghoulish.

Click to see more example sentences
belli transparent

Ve görünüşe bakılırsa, kasların ve belli başlı kas liflerinin görünmesini sağlayacak kadar şeffaf ve oldukça ince.

It appears transparent and is extremely thin allowing visualization of muscles and individual muscle fibers.

Üst derisi morumsu bir renkte ve görünüşe bakılırsa, kasların ve belli başlı kas liflerinin görünmesini sağlayacak kadar şeffaf ve oldukça ince.

The epidermis is magenta, appears transparent and is extremely thin allowing visualization of muscles and individual muscle fibers.

Muhtemelen bir moleküler istikrarsızlık belli bölgeleri saydam hale getirmiş.

Possibly some molecular instability has made certain areas transparent.

Click to see more example sentences
belli manifest

Belli bir kader gibi.

It's like manifest destiny.

Tanrı kendini nasıl belli eder?

How does God manifest himself?

Eğer belli ederse, onu alacağız.

If she manifests, we'll take her.

belli noticeable

Dikkatiniz için sağ olun, Belle.

Thank you for noticing, Belle.

Çok mu belli oluyorlar?

Is it very noticeable?

Hala belli oluyorlar.

They're still noticeable.

belli known

Bu Apitoksin'in belli bir kaynağı yok.

This apitoxin has no known origin.

belli active

Ama sadece belli bölgelerde aktif olması gerek.

But it should only be active in certain areas

belli signal

Belle işaret verecekti.

Belle would've signaled.