Turkish-English translations for berbat:

terrible · awful · lousy · messed, mess · horrible · messed up · ruining · screwed · stinking · fucked up · badly, bad · crappy · rotten · miserable · worst · nasty · hell · disgusting · dread, dreadful · hell of · dirty · hideous · wretched · ghastly · infernal · filthy · appalling · vile · horrid · destroyed · foul · very bad · atrocious · frightful · infamous · spoilt · abominable · vicious · abysmal · violent · sticky · devilish · other translations

berbat terrible

Bu doğru olsa bile bana söylemek için berbat bir şey.

That's a terrible thing to tell me even if it's true. I know.

Berbat bir hayat, başka bir hayat.

A terrible life. A different life

Berbat bir gün.

A terrible day.

Click to see more example sentences
berbat awful

Bu berbat berbat, berbat. Sonra büyüleyici bir şey olur.

It's awful, awful, awful, awful and then something incredible happens

Ama kim bu kadar berbat birşey yapabilir ki?

But who would do something so awful?

Berbat bir yer burası.

It's an awful place.

Click to see more example sentences
berbat lousy

Harika bir annesin ama berbat bir arkadaşsın.

You're a wonderful mother, but you're a lousy friend.

Ama bu tehlikeli ve parası da berbat.

But it is dangerous, and the pay is lousy.

O berbat bir oyuncu olduğunu söylemiştim.

Told you she was a lousy actress.

Click to see more example sentences
berbat messed, mess

Lemon, bir kariyerim olabilir ama inan bana benim hayatım da en az seninki kadar berbat.

Lemon, I may have a career, but believe me, my life is just as much a mess as yours.

Gerçekten berbat bir durum gibi görünüyor.

Seems like a real messed up situation.

Lütfen hiçbir şeyi berbat etme.

Please, just don't mess anything up.

Click to see more example sentences
berbat horrible

Sana söylediğim o korkunç, berbat şeyler için lütfen beni affet.

Please forgive me for saying those horrible, horrible things to you.

Ne berbat bir sabah!

What a horrible morning!

Bu berbat bir country şarkısı olur.

That would be a horrible country song.

Click to see more example sentences
berbat messed up

Evet ama ya o köpek gibi berbat bir halde geri gelirse?

Yeah, but what if she comes back all messed up like the dog?

Lütfen bunu da berbat etme.

Please don't mess this up.

Berbat olan ne biliyor musun?

You know what's really messed up?

Click to see more example sentences
berbat ruining

Ve neredeyse senin en iyi arkadaşın koymak ve mali aracılığıyla ortağı berbat.

And you almost put your best friend and business partner through financial ruin.

Sen ve senin aptal tavsiyen düğünü berbat etti.

You and your stupid advice ruined the wedding.

Neden her zaman her şeyi berbat etmek zorundasın?

Why do you always have to ruin everything?

Click to see more example sentences
berbat screwed

Ve şimdi, berbat etmek istiyorum her şey bizim için çalıştık.

And now, you want to screw up everything we've worked for.

Bunu onun için berbat etme.

Don't screw it up for him.

Benim ismim de berbat bir şey.

My name's screwed up too.

Click to see more example sentences
berbat stinking

Git bir duş al, bu berbat kokan kıyafetini değiştir ve lütfen, lütfen en azından onu bir ara.

Go take a shower, change out of that stinking uniform, and please, hey, please, at least give her a call.

Çok sıcak ve berbat kokuyor.

It's too hot and it stinks

Öyle. Ve bu berbat.

It is and that stinks.

Click to see more example sentences
berbat fucked up

Bu berbat ise ve bu, ayık olduğu tam burada, bu müzik Orada mükemmel denge.

If this is fucked up and this is sober, right here, that's the perfect balance right there.

Bu cidden berbat bir durum.

This is seriously fucked up.

Biliyorum bu berbat bir şey

I know this is fucked up.

Click to see more example sentences
berbat badly, bad

Ve o gece artık o kadar da berbat değildi.

And then The night wasn't so bad anymore.

Çocuklar için böyle bir oyun yazmak berbat bir fikir!

That was a bad idea to write a play for kids!

Departman ve senin için berbat bir şey.

It's bad for the department and for you.

Click to see more example sentences
berbat crappy

Sen tanıdığım en inanılmaz adamsın. Ama çok berbat bir yalancısın.

You're the most amazing man I've ever met but you're a crappy liar.

Berbat bir ressamım ama eminim sen bunu zaten biliyorsun.

I'm kinda crappy artist. But I'm sure you already knew that.

Berbat bir gün değil mi?

It's just A crappy day, huh?

Click to see more example sentences
berbat rotten

Ne berbat bir doğum günü partisi.

What a rotten birthday party.

Hayır, bu berbat bir fikir.

Oh. No, that's a rotten idea.

Her zaman berbat bir mizah anlayışı vardı.

He always had a rotten sense of humor.

Click to see more example sentences
berbat miserable

Sen harika bir mimar ve berbat bir insansın.

You're a great architect and a miserable human being.

Sadece birlikte yaşamak için berbat bir insandı.

She was just a miserable person to live with.

Çok yalnız ve berbat durumdayım.

I'm so lonely and miserable.

Click to see more example sentences
berbat worst

Bu benim ve bu takip ettiğim çılgın köpek ise Marley, dünyanın en berbat köpeği.

That's me, and that crazy hound I'm chasing is Marley the world's worst dog Sorry!

Bu geçirdiğim en berbat gece!

This is the worst night ever!

Bazı kadınların berbat bir erkek zevki var.

Some women have the worst taste in men.

Click to see more example sentences
berbat nasty

Hayır, endişeli değilim, gerçekten.. .. .. ama bir süredir berbat bir rüya görüyorum.

No, not concerned, really.. .. .. but I've been having this nasty dream.

Burası oldukça berbat bir yer.

This place is pretty nasty.

Avukatınız olarak: ya bu ya da berbat bir boşanma.

I'm your lawyer: It's that or a nasty divorce.

Click to see more example sentences
berbat hell

Burası park etmek için berbat bir yer.

That's a hell of a place to park.

Berbat bir duygu, öyle değil mi?

Hell of a feeling, isn't it?

Ne berbat bir olay!

Hell of a thing!

Click to see more example sentences
berbat disgusting

Amerika'nın Batı'sı iğrenç, berbat, pis, tehlikeli bir yer.

The American West is a disgusting, awful, dirty, dangerous place.

Başka şeyler de yaptım. Berbat, mide bulandırıcı şeyler.

I do other things too, terrible, disgusting things.

İğrenç hissediyorum, tamam mı? Berbat bir şey bu.

I feel disgusting, all right, it's awful.

Click to see more example sentences
berbat dread, dreadful

Bu berbat oda, o küçük garson, aşağıdaki o korkunç kadın.

This awful room, the little waiter, that dreadful woman downstairs.

Hayat berbat görünüyordu, ama ben kendimi hala ilginç buluyorum.

Life seemed dreadful, but I still found myself interesting.

Bu berbat, eski bir resim Jack.

That's a dreadful old picture, Jack.

Click to see more example sentences
berbat hell of

Burası park etmek için berbat bir yer.

That's a hell of a place to park.

Berbat bir duygu, öyle değil mi?

Hell of a feeling, isn't it?

Ne berbat bir olay!

Hell of a thing!

Click to see more example sentences
berbat dirty

Amerika'nın Batı'sı iğrenç, berbat, pis, tehlikeli bir yer.

The American West is a disgusting, awful, dirty, dangerous place.

Ne kirli ve berbat bir yer!

It's a hell of a dirty place!

Berbat, iğrenç bir şeydi

It's a terrible, dirty thing

Click to see more example sentences
berbat hideous

Hadi ama! O bir dermatolog ve benim ayağımda büyüyen berbat bir şey var.

She's a dermatologist and I have a hideous growth on my foot.

Berbat bir ölümle yüzleşen iyi bir kadın.

She is a good woman facing a hideous death.

Sadece berbat bir kapıcısın! O kadar!

You're just a hideous janitor, that's all.

Click to see more example sentences
berbat wretched

Frank, kimbilir senin için bu ne berbat bir gün olmuştur.

Frank, what a wretched day it must have been for you.

Dünya ya harika ya da berbat bir yer değil mi?

The world's either great or wretched, isn't it?

Berbat bir gün geçirdim.

I've had a wretched day.

Click to see more example sentences
berbat ghastly

Bu gece bazı yerel üreticilerle berbat akşam yemeği daveti var.

There's this ghastly dinner tonight with some local manufacturers.

Herşey çok tuhaf ve berbat görünüyor.

It all seems so weird and ghastly.

Şu berbat, yobaz, misyoner Kuzey'den nefret ediyorum.

I hate this ghastly, puritan, missionary North.

Click to see more example sentences
berbat infernal

Goodrich ve onun berbat fermuar şirketi.

Goodrich and his infernal zippers.

Bu berbat sorun beni tüketiyor.

This infernal problem is consuming me.

Supercal"? ya da her ne berbat şeyse

Supercal"? Or whatever the infernal thing is.

Click to see more example sentences
berbat filthy

İğrenç, berbat bir kelime!

It's a filthy, disgusting word!

Pis, berbat, çürük yalanlar.

Filthy, stinking, rotten lies.

Berbat bir alışkanlık.

Filthy habit. Disgusting.

Click to see more example sentences
berbat appalling

Sen, ben ve duvarlar arasında kalsın, aslında ben berbat bir öğretmenim.

Between you and me and the walls, actually I am an appalling teacher.

Çalışma saatleri berbat ve insanlar can sıkıcı.

The hours are appalling and the people are tedious.

Kusura bakma ama berbat giyiniyorsun.

No offence, but you dress appallingly.

Click to see more example sentences
berbat vile

Bu ne berbat bir hastalık.

What a vile disease this is.

Adelaide Teyze berbat ve gaddar biridir.

Aunt Adelaide is vile and vicious.

Tadı berbat bunu.

That tastes vile.

Click to see more example sentences
berbat horrid

Evet, bize bu berbat yer hakkında her şeyi anlat.

Yes, tell us everything about this horrid place!

Harry, berbat bir kelime bu

Harry, that's a horrid word.

Hava berbat, değil mi?

Horrid weather, isn't it?

berbat destroyed

Berbat ettiğin kimono geyşa okulu, pirinç ve turşu tren bileti, Bay Bekku.

Kimono destroyed geisha school rice and pickles, train ticket, Mr. Bekku.

Jon Voight'un diş izlerini berbat ediyorsun.

You're destroying Jon Voight's teeth marks.

Ama en önemlisi, Pikitis berbat ve onu yok etmek istiyorum.

But more importantly, Pikitis sucks, and I want to destroy him.

berbat foul

Colin, her şeyi berbat ettiğim için üzgünüm.

Colin, I'm sorry I fouled things up.

Berbat gece Brunton.

Foul night Brunton.

berbat very bad

Berbat, korkunç, iyi olmayan, kötü bir gün.

A terrible, horrible, no good, very bad day.

Suçiçeği çocuklar için önemli değildir. Ama büyükler için korkunç, berbat ve çok kötü bir şeydir.

Chicken pox is no big deal for kids, but it's a terrible, horrible, no-good, very bad deal for grown-ups.

berbat atrocious

Ama bu çerçeve berbat.

But this frame is atrocious.

Berbat bir aksanla olduğuna şüphe yok.

With an atrocious accent, no doubt.

berbat frightful

Bu korkunç parti yüzünden, berbat bir çıkarıyorum!

It's this frightful party, I'm having an awful job!

Dışarıda hava çok berbat

The weather outside is frightful

berbat infamous

Fransız Guyanası'nın bu berbat ceza sistemi onu kurtaramadı. ALTYAZI: hellbundyusyahoo.com

This, the infamous penal system in French Guiana did not survive him. divxbesthotmail.com

Ve bizim berbat film yorumlarımız.

And our infamous feature length commentary.

berbat spoilt

Ben mi berbat ettim, sen mi?

I spoilt it or you did it!

Hey, Karan Ceketini berbat ettiler.

Hey Karan they've spoilt your jacket.

berbat abominable

Git kendine nane şekeri al çünkü nefesin berbat kokuyor!

Get yourself some mints because your breath is abominable.

Berbat Doktor Lenny bile mi?

Even the Abominable Dr. Lenny?

berbat vicious

Kötü, berbat bir huy!

A nasty, vicious temper!

Adelaide Teyze berbat ve gaddar biridir.

Aunt Adelaide is vile and vicious.

berbat abysmal

George Washington berbat bir taktikçidir.

George Washington is an abysmal tactician.

Bence de sen berbat bir kazanansın.

And I think you're an abysmal winner.

berbat violent

Berbat bir çok zorlu.

A lousy job very violent.

berbat sticky

Yapışkan, sıcak, berbat, pis kan.

No sticky, hot, messy, awful blood.

berbat devilish

Ne berbat bir tünel!

What a devilish tunnel!