Turkish-English translations for bile bile:

knowing, knowingly · purpose, purposely · on purpose · blood · intentional, intentionally · witting, wittingly · consciously · other translations

bile bile knowing, knowingly

Bu adam hakkında hiç bir şey bilmiyorsun ve o senin hakkında her şeyi biliyor.

You don't know anything about this man, and he knows everything there is to know about you.

Bu sen değilsin, bunu sen de biliyorsun.

That is not you, and you know it.

Hayır, biliyor musun, sadece bu değil. Her şey.

No, you know what, it's not just that.

Click to see more example sentences
bile bile purpose, purposely

Çünkü anneniz bilerek kaybediyor ki bu hiç iyi bir hayat dersi değil.

That's because Mommy loses on purpose, which is not a good life lesson.

Biri bunu bilerek mi yaptı?

Did somebody do this on purpose?

O her ne yaptıysa, o bilerek yapmadı.

Whatever he did, he didn't do it on purpose.

Click to see more example sentences
bile bile on purpose

Çünkü anneniz bilerek kaybediyor ki bu hiç iyi bir hayat dersi değil.

That's because Mommy loses on purpose, which is not a good life lesson.

Sence birileri bilerek mi bunu yaptı?

You think somebody did this on purpose?

O her ne yaptıysa, o bilerek yapmadı.

Whatever he did, he didn't do it on purpose.

Click to see more example sentences
bile bile blood

Hadi ama, bu kanlı para ve sen de biliyorsun.

Oh, come on, it's blood money, and you know it.

Kan benim olsa bile mi?

Even if the blood is mine?

Kan hakkında amma çok şey biliyorsun.

You sure know a lot about blood.

Click to see more example sentences
bile bile intentional, intentionally

Hey, dinle, Sophie, sen hiçbir zaman bilerek masum bir insanı tehlikeye atmadın.

Hey, listen, Sophie, you never intentionally put an innocent person in danger.

Yani kim bilerek bir kasırga başlatmak ister ki?

I mean, who would intentionally start a hurricane?

Bay Charles Hazard bilerek benim köpeğimi öldürdü.

Mr. Charles Hazard has intentionally killed my dog.

Click to see more example sentences
bile bile witting, wittingly

O gece seni gören bir tanığımız bile var.

We even have a witness who saw you that night.

İnsanlar yalan söyler, bunu herkes biliyor ama parmak izi uyuşması o büyük sessiz tanık.

People lie. Everyone knows that. But a fingerprint match is a great silent witness.

Tanık koruma ne demek biliyorsun.

You know what witness protection means.

Click to see more example sentences
bile bile consciously

Belki bilinçli bile değil.

Maybe it's not even conscious.

Adam kendinde bile değil.

He's not even conscious.

Bu çok güzel, ama ödünç alırken bile kendimi rahatsız hissediyorum.

It's beautiful, but I feel self-conscious even borrowing it.

Click to see more example sentences