Turkish-English translations for bir:

a · you · i · the · an · one · some · once · such a · any · single · unit · unique · identical · da · ace · un · solitary · unity · indifferent · mono · limerick · other translations

bir a

Bak,.. sana söylemem gereken bir şey var ve bunu sana çok uzun zaman önce söylemeliydim.

Look, there's something I need to tell you, and I should have told you a long time ago.

Yani, bu senin için iyi bir şey.

So, this is a good thing for you.

Bu senin için güzel bir isim, değil mi?

You know what? That's a good name for you.

Click to see more example sentences
bir you

Bu adam hakkında hiç bir şey bilmiyorsun ve o senin hakkında her şeyi biliyor.

You don't know anything about this man, and he knows everything there is to know about you.

Ve burada bir tane de senin için var.

And there's one in here for you too.

Benim için bir şeyin mi var yoksa bir şey mi istiyorsun?

You have something for me or do you need something,

Click to see more example sentences
bir i

Sana yardım edebileceğim bir çok şey var, ve senin de bize yardım edebileceğin bir çok şey var.

There is so much that I can do to help you, and there's much that you can do to help us.

Sana söylemem gereken bir şey daha var.

There's one more thing I have to tell you.

Biliyorum, orada bir şey vardı.

I know there was something there.

Click to see more example sentences
bir the

Mutlu oldun mu? Evet mutlu oldum. İlk defa gerçek biri gibi bir şey yaptın.

Yeah, I'm happy, because that's the first time you've ever done something like a real person.

Bak, bu her zaman yaptığım bir şey değil.

Look, it's not like I do it all the time.

İyi ve komik biri ve onu herkes beğeniyor ki bu da sorunun bir parçası.

He's funny and he's cool, and everybody likes him, which is part of the problem.

Click to see more example sentences
bir an

Kusura bakma, Jack, ama önce seni görmek isteyen eski bir dost var.

I'm sorry, Jack, but there is an old friend who wants to see you first.

Önemli bir adam için, önemli bir iş.

It's a job for an important man.

Yaşlı bir adam gibi.

Like an old man.

Click to see more example sentences
bir one

Ve, dinle, bir şey daha var sana söylemem gereken, bir şey daha var.

And, listen, there's one more thing there's one more thing I have to tell you.

Yani bir erkeğe ihtiyacın yok ama yine de bir tane istiyorsun.

So you don't need a man, but do you still want one?

Lütfen, son bir kez olsun beni dinle.

Please, just listen to me this one last time.

Click to see more example sentences
bir some

Bir erkek arkadaşın ya da bir kız arkadaşın var bilmiyorum ama, eğer biraz boş vaktin varsa

I don't know if you have a boyfriend or a girlfriend but, if you have some free time

Ama kötü bir haber de var.

But there is some bad news.

Gerçekten çok iyi bir haberim var.

Well, I got some really good news.

Click to see more example sentences
bir once

Çünkü sana bir bakıyorum da, ve bir zamanlar senin de annesi ve babası ve bir evi olan bir çocuk olduğunu düşünüyorum.

Because I look at you, and I think you were a child once, with a mother and a father and a home.

Bunu yalnızca bir kez söyleyeceğim, o yüzden iyi dinle.

I'm only going to say this once, so listen well.

Bak, bir kere olsun ihtiyacım olan bir şey yap bana.

Look, for once just give me something that I need.

Click to see more example sentences
bir such a

Biliyor musun, belki de bu iyi bir fikir değil.

Oh, you know what? Maybe this isn't such a good idea.

Onun için iyi bir fikir değildi.

Not such a good idea for her.

Hiç böyle bir yer görmedim!

I've never seen such a place!

Click to see more example sentences
bir any

Şey, güçlü bir ismi ve güçlü bir vücudu olan bir erkek muhtemelen tam ihtiyacım olan şeye sahiptir.

Well, any man with such a strong name and strong body Probably has exactly what I need.

Hey, Teğmen, herhangi bir yardıma ihtiyacın olursa, beni ara.

Hey, Lieutenant, if you need any help, give me a call.

O herhangi bir para istemiyor.

He doesn't want any money.

Click to see more example sentences
bir single

Ben tek bir neden bulamadım Neden ikinci bir şansı hak ediyorum.

I couldn't find a single reason why I deserve a second chance.

Tek bir şansın var.

Have a single chance.

Ve tek bir görgü tanığı yok.

And not a single witness.

Click to see more example sentences
bir unit

Ve size garanti ediyorum bu odadaki her bir kişi bir gün Birleşmiş Devletlerin başkanı olacak.

And I guarantee you every single person in this room will one day be president of the United States.

Tüm müsait birimler

All available units

Stargate Komutanlığı bir bölüm olarak NASA değil. Birleşik Devletler Hava Kuvvetleri.

Stargate Command is a branch not NASA. of the United States Air Force.

Click to see more example sentences
bir unique

Bir bilim adamı ve psikolog olarak bu, benim için eşsiz bir şans.

This is a unique opportunity for me as a scientist and psychiatrist.

Öncekilerden farklı bir tane geldi bugün ve mesajı da çok eğlenceli.

It's a unique one that arrived today and it has a fun message.

Bu çok özel bir durum.

This is a unique case.

Click to see more example sentences
bir identical

Ama bu, tek yumurta ikizleri için bir çalışma.

But, uh, this is a study for identical twins.

Bir genç adam, bir yaşlı adam ve kimliği hakkında hiçbir ipucu bulunmayan üçüncü adam.

A young man, an old man and a third to whose identity I have no clue.

Biliyor musun Ripley, kimlik hırsızlığı ciddi bir suç.

You know, Ripley, identity theft is a serious crime.

Click to see more example sentences
bir da

Leonardo da Vinci bir uçan makine hayal edip "Kanatları olacak." dedi.

Leonardo da Vinci dreamed of a flying machine and said "There shall be wings.

Rönesans dönemimde birçok büyük ressam vardı ama yalnızca bir tane Da Vinci.

There are many great painters in the Renaissance, but only one da Vinci.

Leonardo Da Vinci bir dahiydi.

Leonardo da Vinci was a genius.

Click to see more example sentences
bir ace

Şimdi, annene yalan söylemek bir şey ama kendine yalan söylemek, Ace Jr

Now, lying to your mom is one thing, but lying to yourself, Ace Jr

Bende iki kız, iki vale, bir as var.

Okay, I got two queens, two jacks and an ace.

Ben de sadece bir as vardı.

Look, I only had an ace.

Click to see more example sentences
bir un

İlk Japon BM Genel Sekreteri olarak, özel bir fikriniz var mı?

Do you have any special thoughts, as the first Japanese UN Secretary General?

Sen ve ufaklığın için bir ev yemeğine ne dersin?

How 'bout a home-cooked meal for you and your little 'un?

O da eline bir çekiç ve keski alarak bu heykellerin yüzlercesini hadım etti.

So, he took a hammer and chisel and 'un-maned' hundreds of these statues.

Click to see more example sentences
bir solitary

Ve, Vincent Ajan Knox, belki seni tek kişilik bir hücreye aldırabilir.

And, Vincent, maybe Agent Knox can get you into a solitary cell.

Çok yalnız bir hayat yaşadım.

I've lived a very solitary life.

Ben münzevi bir hayat sürdüm.

I've led a solitary life.

Click to see more example sentences
bir unity

Başka kim bu kongreye böyle bir birlik ruhu getirebilirdi ki?

Who else could have brought such a spirit of unity to this congress?

Beraber yapmak, bir takım olarak o hapishanede bir birlik yaratmış.

Doing that, together, as a team, created a unity within that prison.

Faraday doğada daha derin bir birliktelik keşfetti

Faraday had discovered a deeper unity of nature.

Click to see more example sentences
bir indifferent

Hepsi bir yana, bu insanlar korkak ve kayıtsız.

And above all, that people are cowardly and indifferent.

Ben başka bir yol seçtim: Hakir görme ve duygusuzluk.

I have chosen another road: contempt and indifference.

Savcı Park'ın ilgisizliği yeni bir şey değil.

Prosecutor Park's indifference is nothing new.

Click to see more example sentences
bir mono

Birkaç hafta önce Quinn mono olalı beri aramız bir tuhaf.

Things have been weird since Quinn got mono a couple of weeks ago.

Mono hastalığı için hızlı bir test yok mu?

Isn't there a very quick test for mono? No.

Tek-telle elektriklendirilmiş bir ağdır ve yakından görülmeyen bir engeldir.

It's a mono-filament electrified mesh which forms a near-invisible barrier.

Click to see more example sentences
bir limerick

Hayır, bu bir espri. Limerik değil.

No, that's a joke, not a limerick.

Bu nasıl bir limerik olabilir ki?

No. How can that be a limerick?

Bayağı eski bir espri bu.

It's a pretty old limerick.