Turkish-English translations for birleştirmek:

couple · piece · marry · unite · wed · connect · match · tie · pool · join · bond · combine · link · to connect · joint · ally · put to · associate · put together · league · assemble · compose · federate · compound · to unite · integrate · stitch · to join · tag · bind · knit · unify · fuse · reunite · hook up · piece together · stick together · cement · confederate · affiliate · synthesize · to put together · amalgamate · congregate · tack · incorporate · coalesce · consolidate · aggregate · merge · join together · fasten · collate · reassemble · conjoin · patch up · agglutinate · interlink · knit together · other translations

birleştirmek couple

Dinle yarın ilk olarak sen ve ben birlikte bir kaç çocuk ile birlikte

Listen first thing tomorrow, you and I will get together with a couple of the children

Hey, burada bir kaç tane daha var.

Hey, we got a couple more here.

İkimiz de burada bir kaç gün kalacağız.

We're both just here for a couple of days.

Click to see more example sentences
birleştirmek piece

Yani, dışarıda bir yerde bir şey olmalı, bir parça kâğıt ya da tanık gerçek.

I mean, somewhere out there, there has to be a piece of paper, a witness the truth.

Hayır, bunu konuştuk ama nasıl olsa sadece bir kâğıt parçası, değil mi?

Nah, we talked about it, but it's just a piece of paper, isn't it?

Ben bir ünlüyüm ve herkes benden bir parça istiyor.

I'm a celebrity and everybody wants a piece of me.

Click to see more example sentences
birleştirmek marry

Hakkında başka bir şey bilmiyor musun yani? Ne yapıyor ya da evli mi?

So you don't know anything else about him like what he does or if he's married or anything?

Onunla evlenmek istiyorum. Ama o çok özel bir adam.

I want to marry him, but he's a very private man.

Evli bir erkek mi?

He was a married man.

Click to see more example sentences
birleştirmek unite

Ve size garanti ediyorum bu odadaki her bir kişi bir gün Birleşmiş Devletlerin başkanı olacak.

And I guarantee you every single person in this room will one day be president of the United States.

Tüm müsait birimler

All available units

Stargate Komutanlığı bir bölüm olarak NASA değil. Birleşik Devletler Hava Kuvvetleri.

Stargate Command is a branch not NASA. of the United States Air Force.

Click to see more example sentences
birleştirmek wed

Ve eğer mükemmel bir düğün seni mutlu edecekse.. .. .. o zaman bizim de yapacağımız bu.

And if having the perfect wedding makes you happy, then.. .. Then that's what we're gonna do.

Çok güzel bir düğün!

What a beautiful wedding!

Bu bir sürpriz, düğün hediyem.

It's a surprise my wedding present.

Click to see more example sentences
birleştirmek connect

Aramızda bir bağ var ve bu sadece ikimiz de yalnızız diye değil. Hayır, ben yalnız değilim.

Well, no, it's just we have this connection and it's not just because we're both lonely

Bir bağlantı var.

There's a connection.

Dur bir saniye, Kevin Stack, Sarah Holt'la bağlantılı mı?

Wait a second, Kevin Stack is connected to Sarah Holt?

Click to see more example sentences
birleştirmek match

Bu benim için oldukça önemli bir maç.

This is a very important match for me.

Bu kusursuz bir uyum.

It's a perfect match.

Bu sadece bir dostluk maçı.

It's just a friendly match today.

Click to see more example sentences
birleştirmek tie

Resmi bir yer olmadığı açık, bir tren istasyonu ama spor bir ceket mi giymeliyim, yoksa ceket ve kravat

It's not formal, obviously, it's a train station, but do I wear a sport coat, or coat and tie

Aptal bir kravat takan tek kişi benim.

I'm the only one wearing a stupid tie.

Sana bir kravat aldım.

I've bought you a tie.

Click to see more example sentences
birleştirmek pool

Beni sonra ara, bu evin bir havuz ve tenis sahası var.

Call me later, but this house has a pool and a tennis court.

Kocaman bir evi, güzel bir havuzu ve arabası var.

He's got a big house, beautiful pool, car.

Aman Tanrım! Odanızda böyle büyük bir yüzme havuzu var

Oh God! you've such a big swimming pool in your room

Click to see more example sentences
birleştirmek join

Ama lütfen bana bir iyilik yap, İyi örnek ol ve ilk önce Takım'a katıl.

But please, do me a favor, set a good example and join the Team first!

Neden bize bir içki için katıl mıyorsun?

Why don't you join us for a drink?

Ben bir içki alayım da size katılırım.

I'll just have a drink and join you.

Click to see more example sentences
birleştirmek bond

Ama önemli olan şey, bunun iki insan arasında bir bağ olması.

But the important thing is that it's a bond between two people.

Aramızda bir bağ var.

There's a bond between us.

Millet, dinleyin aranızda özel bir bağ var.

Folks, listen, you have a special bond.

Click to see more example sentences
birleştirmek combine

O bir Collins ve iyi bir adam, bugünlerde bu nadir bir kombinasyon.

He's a Collins and a good man and these days, that's a desperately rare combination.

Blockbuster, Pizza Hut, Taco Bell; hepsinde çalıştım. Pizza Hut ve Taco Bell karışımı bir yer.

Worked at Blockbuster, Pizza Hut, Taco Bell combination Pizza and Taco Bell.

Bu bir kombinasyon.

It's a combination.

Click to see more example sentences
birleştirmek link

Meme kanseri olan anneler kızlar ve kardeşler arasında genetik bir bağlantı var.

There's a genetic link between mothers and daughters and sisters who have had breast cancer.

Bilim ve büyü arasındaki kayıp halka bu işte.

So that's the missing link between science and magic.

Rachel Lawson ve Paul McNamara arasında bir ilişki var bakın.

Look for a link between Rachel Lawson and Paul McNamara.

Click to see more example sentences
birleştirmek to connect

Ama adamın seninle bir bağlantısı var gibi görünüyor ve ben de bunun ne olduğunu öğrenmek istiyorum.

But the man seems to have some connection with you and I think I'd like to know what it is.

Ortada daha derin bir bağlantı var, ve sen ne olduğunu bilmek istiyorsun.

There's a deeper connection and you want to know what it is.

John ile yakın bir bağ kurmak istiyor.

He wants a closer connection to John.

Click to see more example sentences
birleştirmek joint

Sana bir şey, Kat Tell Bir müzisyen çok olamaz O böyle bir eklemde oynar eğer.

Tell you one thing, Kat can't be much of a musician if she plays at a joint like that.

Ortak bir banka hesabımız var.

We have a joint bank account.

Ortak bir basın toplantısı.

A joint press conference.

Click to see more example sentences
birleştirmek ally

Allie, burada şu an bir sorun var ama her şey yoluna girecek.

There is a problem here right now, Allie, but it's gonna be all right.

Worf, seni her zaman bir dost ve müttefik olarak gördüm.

Worf I have always considered you a friend and an ally.

Sen iyi bir çocuksun, Ally.

You're a good boy, Ally.

Click to see more example sentences
birleştirmek put to

Durdur onları, ya da en azından oraya başka bir kızı koyun.

Get them to stop it, or at least put some other girl up there.

Sen de bir şeyler koymak ister misin?

You want to put something down?

Bu savaşa bir son vermek için buradayım.

I'm here to put an end to this war.

Click to see more example sentences
birleştirmek associate

Benim adım Shawn Spencer. Meşhur bir psişik dedektifim. Bu da benim ortağım, Burton Guster.

My name is Shawn Spencer, well-known psychic detective, and this is my associate, Burton Guster.

İş arkadaşım hakkında bilmen gereken bir şey var.

There's something you ought to know about my associate.

Çok iyi bir satış direktörü olacak.

He's gonna be a fine sales associate.

Click to see more example sentences
birleştirmek put together

Bence birlikte bir gösteri yapmalıyız... .Güçlü Adam ve Güçlü Kadın.

I think we should put that act together, Strong Man and Strong Woman.

Adam için bir ekip bir araya koyalım.

Let's put together a team for Adam.

Üç tür, bir gizemi çözmek için farklılıkları bir kenara bırakıp bir araya geliyor.

Three species coming together, putting aside our differences to solve a mystery.

Click to see more example sentences
birleştirmek league

Ben fantezi futbol ligi için başka bir ortak bulurum.

I'll just find another partner for the fantasy football league.

Bu için daha zor bir uluslararası öğrenci bir Ivy League okulda kabul edilmesi onlar yardım için başvuruda eğer.

It's more difficult for an international student to be accepted at an Ivy League school if they apply for aid.

Yeni bir lig rekoru.

A new league record.

Click to see more example sentences
birleştirmek assemble

Joshua, bir ekip topla ve bunu kimin yaptığını bul.

Joshua, assemble a team immediately and find out who did this.

Hulk, var olan en güçlü kahraman ve Kaptan Amerika, ilk İntikamcı.? Toplanın, biz güçlüyüz?? Sonsuza kadar bir olarak savaşacağız?

The Hulk, strongest hero there is, and Captain America, the first Avenger. Assemble, we are strong forever fight as one

Git de bir takım hazırla.

Go ahead and assemble a team.

Click to see more example sentences
birleştirmek compose

Benim gerçek babam ünlü bir Alman bestekardı.

My real father was a famous German composer.

Eminim Viyana'da iyi bir Alman besteci bize lazım olabilir

We could use a good German composer in Vienna, surely?

Bu skandala ilgili diyor ki o serseri Robert Frobisher bir besteciymiş.

About that scandal. They say that ruffian Robert Frobisher is a composer.

Click to see more example sentences
birleştirmek federate

Bu bir Federasyon gemisi değil.

This isn't a Federation ship.

Bir Klingonlu olarak bir Federasyon subayını oğlunun vaftiz babası olarak seçmen.

For a Klingon to choose a Federation official as his son's godfather

Görünmezlik cihazı olan bir Federasyon gemisi mi?

A Federation ship with a cloaking device?

Click to see more example sentences
birleştirmek compound

İçinde bileşim izleri olan bir şırınga ve senin parmak izini bulduk.

We found a syringe with traces of the compound in it and your fingerprint.

Kent bölgesindeki Dover'da bir mülteci kampı. Saldırıdan dört ay sonra.

A refugee compound in Dover, Kent, four months after the attack.

Bir makaralı yay ve kırmızı saplı bir pala var.

There's a compound bow and a machete with a red handle.

Click to see more example sentences
birleştirmek to unite

Savaştan sonra, Büyükbabam Amerika Birleşik Devletleri'ne taşındı. Ve kuzey Oklahoma bir çiftlik satın aldı.

After the war, Granddad moved to the United States and bought a farm in northern Oklahoma.

İçine çekmeden, bir zamanlar Birleşik Devletler başkanı olan o adam gibi, yani Bill Clinton gibi.

Without inhaling, like that guy who used to be President of the United States, that guy Bill Clinton.

Tüm birimler, yeşil hatta kadar güneye maksimum hızla ilerleyin.

All units, proceed south to green line at maximum speed.

Click to see more example sentences
birleştirmek integrate

Kesinlikle dürüst bir adam ve özverili bir komutan ve çok yetenekli bir pilotsunuz.

You're obviously a man of great integrity, and a dedicated commander, and a very skilled pilot.

Evet ve ben de, senin tıbbi güvenilirliğine hayran bir hemşireyim.

Yes, and I am a nurse admiring your medical integrity.

Ama hemen hemen tüm silahlar bir entegre devre üzerinde bağlıdır.

But almost all of our guns depend on an integrated circuit.

Click to see more example sentences
birleştirmek stitch

Ciddi bir şey değil, sadece birkaç dikiş atıldı.

It's nothing serious, just a few stitches.

Kırık kaburgalar, dudağa altı dikiş ve kırık bir burun.

Fractured ribs, six stitches inside his lip, and a broken nose.

Bir iki dikiş atıldı.

A couple of stitches.

Click to see more example sentences
birleştirmek to join

Sevgili misafirler bugün burada bu adam ve kadını kutsal evlilik bağıyla birleştirmek için toplandık.

Dearly beloved, we are gathered here today to join this man and this woman in holy matrimony.

Bana katılmak ister miydiniz bir içki için?

Would you like to join me? For a drink?

Belki bana katılman için bir dakikan vardır, Alex.

Maybe you have a minute to join me, Alex.

Click to see more example sentences
birleştirmek tag

Büyük bir bedeli olan küçük bir teleskop ve çok özel bir görevi var.

It's a small telescope with a big price tag, and it has a unique mission.

Evet, bu bir fiyat etiketi.

Yeah, it's a price tag.

Bu bir kanıt etiketi.

This is an evidence tag.

Click to see more example sentences
birleştirmek bind

Aslında çok bağlayıcı ya da önemli bir şey değil. Sadece bir cinayet itirafı.

It's nothing very binding or important, really just a confession of murder.

Yasal olarak bağlayıcı bir kontrat imzaladın.

You signed a legally binding contract.

Bu bir baglayici ritüel.

It's a binding ritual.

Click to see more example sentences
birleştirmek knit

Bir prens için örüyor senin gibi bir şeytana değil elbette.

She's knitting it for a prince, not for a devil like you.

Bence bu, bizi bir arada tutan bir şey.

I think it's something that knits us all together.

Ben, senin için bir ceket ördüm.

I have knitted a sweater for you.

Click to see more example sentences
birleştirmek unify

Birleşik bir Japonya hayali kurdum güçlü, bağımsız ve modern bir ülke hayali.

I have dreamed of a unified Japan of a country strong and independent and modern.

Bu spor ulusumuzu birleştiren bir din, ve bu top, bu top da Bizim Kutsal Kâse'miz.

It is our nation's unifying religion, and this ball, this ball It's our holy grail.

Bu Eylül ne seni bulmak istedim. denir Bir Düşünce Unifier.

It's what September wanted you to find. It's called a Thought Unifier.

Click to see more example sentences
birleştirmek fuse

İnsan sinir sistemi ile kaynaşmış sibernetik bir vücut

A cybernetic body fused with a human neural system

Bu eski bir sigorta kutusu.

This is an old fuse box.

Bu bir Çin fünyesi.

It's a Chinese fuse.

Click to see more example sentences
birleştirmek reunite

Biz de, engellerle karşılaşsak bile, Günün birinde tekrar bir araya geleceğiz; bu tılsımlarla.

Even if we encountered adversities, we will reunite again someday with these amulets.

Bir aile bir araya gelirken görüldü. Çok güzel bir his.

Spotted a family reunited, and it feels so good.

Victoria ve Conrad paraları ile yeniden bir araya geldiler.

Victoria and Conrad are reunited with their money.

Click to see more example sentences
birleştirmek hook up

Bir kez takıldık, sonra birkaç kez daha ama sonra sadece bir kez.

We hooked up once, and then a couple more times, but then only once.

Nadir bir böcek, ya da yaşlı ve genç erkeklerin birleşmeleri gibi.

Like a rare insect, or an older man and a younger man hooking up.

Jimmy ve ben bir süre önce takılmıştık.

Jimmy and I hooked up a while back.

Click to see more example sentences
birleştirmek piece together

Sonra sen ve ben birlikte bir parça ekmek yeriz.

Then you and I will take a piece of bread together.

Birlikte mükemmel bir sanat eseri yaratmak için çalışıyoruz.

We work together to create a perfect piece of art.

Tüm parçalar bir araya geliyor.

All the pieces are coming together.

Click to see more example sentences
birleştirmek stick together

Hayır, kötü bir şey oldu ve biz birbirimize tutunmalıyız.

No, something horrible happened, and we should stick together.

Biz bir aileyiz ve hep bir aradayız, ha?

Well, we're family, and we stick together, huh?

Biz bir takımız ve takımlar birlikte takılırlar.

We're a team. And teams stick together.

Click to see more example sentences
birleştirmek cement

Bu bir çimento deliği.

This is a cement hole.

Bir kürek bir de çimento mikseri bulurum.

I'll get a shovel and a cement mixer myself.

Sana bir çimento bloğu ve boynun için bir zincir gönderebilirim.

I may send you a cement block and a chain foryour neck.

Click to see more example sentences
birleştirmek confederate

Fedaykin Al-Fali'nin tutuklanması için resmi bir teminat ve Gara Kulan siyeçinin müttefikliği için.

An official warrant for the arrest of Fedaykin Al-Fali and his confederates from Sietch Gara Kulan.

Şimdi, dışarıda bir yerde konfederasyon ordusu var.

Now, somewhere out there is the Confederate Army.

Bayan Haverford bir konfederasyon askeri ile bulustu.

Mrs. Haverford had a rendezvous with a confederate soldier.

Click to see more example sentences
birleştirmek affiliate

Bay Reese, Jeremy Watkins organize suça karışmış bir şirkete çok fazla borca girmiş.

Mr. Reese, Jeremy Watkins was deeply in debt to an organized crime affiliate.

Hayır, hayır, din iIe bir aIakası yok.

No, no, it's not affiliated with any religion.

Amerikan İdol" ile bir bağlantısı yok.

Not affiliated with American Idol.

Click to see more example sentences
birleştirmek synthesize

Bu ne, biliyor musun? Bir sintisayzır.

You know what, it's a synthesizer.

Dr. Matheson sadece küçük bir miktarını birleştirmişti.

Dr. matheson's only managed to synthesize a small amount.

Bu Hulk'ın kanının sentezise edilmiş bir versiyonu.

This is a synthesized version of Hulk's blood.

Click to see more example sentences
birleştirmek to put together

Sanki biri bizi bir araya getirmeye çalışıyor gibi.

Almost like someone's trying to put us together.

Üç tür, bir gizemi çözmek için farklılıkları bir kenara bırakıp bir araya geliyor.

Three species coming together, putting aside our differences to solve a mystery.

Sadece bir araya getirmek için zaman gerek.

I-I just need time to put it together.

Click to see more example sentences
birleştirmek amalgamate

Bu çok güzel! Senin harika bir ailen var, ve ben kahrolası bir amalgamım.

That's great That's great You know, you got a lovely family, and I'm a goddamn amalgam

Elizabeth, Danica Patrick ile "The Man from U.N.C.L.E." dizisinin korkunç bir bileşimi gibi.

Elizabeth is like a terrifying amalgamation of Danica Patrick and "The Man from U.N.C.L.E.

Şüphesiz, Loch Ness canavarı bir efsane ve efsanenin alaşımı olarak var olmakta.

Undoubtedly, the Loch Ness monster exists as myth and as an amalgam of myth.

Click to see more example sentences
birleştirmek congregate

Şey, Ortodokslar onları kullanmaz, ama bir bir reform cemaatiyiz.

Well, the Orthodox don't use them, but we're a Reform congregation.

Cemaatimiz her hafta küçülüyor, ama bir tane yeni katılan var.

Our congregation gets smaller every week but we have a newcomer.

Papaz Lambrick'in cemaatine katıldığım, Bay Underhill'in de cemaatin üyesi olduğu bir gerçek.

It's true I've joined Pastor Lambrick's congregation and that Mr. Underhill is a member.

Click to see more example sentences
birleştirmek tack

Ve sonra, bir kaç yüz milyon sene evvel, doğa bir başka aşamaya geçti ve dinozorları üretti.

And then, several hundred million years ago, nature went off on another tack and produced the dinosaurs.

O zaman bir Metro şapkası, bir de kravat iğnesi.

Then I'll take a metro cap and a tie tack.

Farklı bir yol deneyelim. En sevdiğin filmler.

'Let's try a different tack favourite films.'

Click to see more example sentences
birleştirmek incorporate

Şunu bir dinle, Mandlebrot A.Ş sekiz gün önce şehir merkezinde bir çatı katı satın almış.

And get this, Mandlebrot Incorporated just bought a loft downtown eight days ago.

Bu bana bir cinayet filminin senaryosu gibi geldi.

This sounds like the screenplay to Murder Incorporated.

Apple şirketi bir kez daha manşetlerde.

Apple Incorporated is making headlines once again.

Click to see more example sentences
birleştirmek coalesce

ve şimdi onlar birleşiyor ve ve gerçek bir helikoptere dönüşüyorlar.

Now they begin to coalesce and they turn into a real helicopter.

Belki o görev sırasında bir bütünleşen tarafından emildi.

Maybe he was absorbed by a coalescent during that mission.

Bir gün tekrar toparlanacağını biliyordum.

I knew he'd coalesce again someday.

Click to see more example sentences
birleştirmek consolidate

Uyuşturucu pazarlamak, Meksikalı bir çete kurmak, cinayet.

Drug trafficking consolidating a Mexican power base, murder.

Queen Consolidated'de bir şeyler oldu.

Something happened at Queen Consolidated.

Bir Queen Consolidated yaka kartı.

A Queen Consolidated I.D. badge.

Click to see more example sentences
birleştirmek aggregate

Bu sadece programlamacıların hacker tuzağı dedikleri Boole cebrini temel alan bir agregasyondan ibaret.

It's a well, it's just a Boolean-driven aggregation, really, of what programmers call "hacker traps.

Bu sadece programlamacıların hacker tuzağı dedikleri Boole cebirini temel alan bir agregasyondan ibaret.

Well, it's just a Boolean-driven aggregation, really, of what programmers call "hacker-traps

Bir sosyal medya kaynağı için nöral metrik bir arka yapıyorum.

I'm building a neural metric backend for a social media aggregator.

Click to see more example sentences
birleştirmek merge

Ve bu iki galaksi birbirine karışan iki su gibi birleşirler.

And you get these two galaxies that merge like two fluids mixing together.

İnsan füzyonunu başarılı bir şekilde yapabilen tek bir büyücü gördüm.

I've only ever seen one sorcerer successfully merge human souls

İki trafik şeridinin tek şeritte birleşmesi gibi.

It's like two lanes of traffic merging into one.

Click to see more example sentences
birleştirmek join together

Sevgili konuklar, bugün burada Reed Richards ve Sue Storm'u kutsal evlilik bağıyla birleştirmek için toplandık.

Dearly beloved, we are gathered here today to join Reed Richards and Sue Storm together in holy matrimony.

Bugün burada toplanmamızın sebebi Debra ve Marty'i kutsal evlilik bağıyla birleştirmek.

We're gathered here today to join together Debra and Marty in holy matrimony.

Bugün, burada toplanmamızın sebebi Thad ve Marty'i, kutsal evlilik bağıyla birleştirmek.

We're gathered here today to join together Thad and Marty in holy matrimony.

Click to see more example sentences
birleştirmek fasten

Babydreams sihirli bant bağlantıları ve kumaş gibi özelliği olan bir çocuk bezidir

The Babydreams is a diaper with a cloth-like fabric, and magic tape fasteners.

Onu bir ağaca bağlayın!

Fasten him to a tree!

Saten bir kurdele tülden bir eteğe bağlı.

A satin ribbon fastened to a tulle skirt.

birleştirmek collate

Her yaptığımız, her bir dürtümüz kaydediliyor ve sayısallaştırılıyor.

Everything we do is collated and quantified. Everything sticks.

Biriniz harmanlama işini yapacak.

Someone's on collator duty.

birleştirmek reassemble

Tamamen ayrı motoru aldı Ve parça parça onu yeniden birleştirilen.

Took the engine completely apart and reassembled it piece by piece.

Elmas tekrar birleşmek istiyor.

The diamond wants to reassemble.

birleştirmek conjoin

İnsan ve Espheni DNA zinciri birleşti ve yeni, büsbütün farklı bir şeye dönüştü.

Her human and Espheni DNA strands have conjoined and become something new and altogether different.

Ne çeşit bir nesne hem zehirler hem de birleştirir?

But what kind of artifact poisons and conjoins?

birleştirmek patch up

Bak adamım, belki bir şekilde bunu düzeltebilirsiniz.

Look, man, maybe y'all can patch this up somehow.

Bu senin yaptığın sıradan işlerden biri değil, evlat.

This isn't your standard asteroid patch-up job, son.

birleştirmek agglutinate

İlkel bir yöntem ama bu nasıl birleşiyor, bu nasıl kümeleniyor görebiliyor musun?

It's primitive. But you see how this one's agglutinating? Or clumping up?

birleştirmek interlink

Binbaşı Torres, bir Borg bağlantı frekansı tespit etti.

Lieutenant Torres detected a Borg interlink frequency.

birleştirmek knit together

Bence bu, bizi bir arada tutan bir şey.

I think it's something that knits us all together.