Turkish-English translations for boş:

empty · waste · free · blank · hollow · vacant · spare · space · idle · vain · available, avail · vacancy · clear · meaning · desert · leisure · meaningless · useless · futile · frivolous · barren · clean · void · bare · unloaded · null · flat · bootless · unoccupied · pointless · punk · other translations

boş empty

Çok çok uzun zaman önce, çok çok uzak bir ülkede bir savaşçı, boş gözlü bir savaşçı yaşardı.

A long, long time ago in a land far, far away, there lived a warrior warrior with empty eyes.

Bana boş bir kutu verdin.

You gave me an empty box.

Boş bir yol üzerinde bile sen benim yanımdaydın.

Even on an empty road... .you were by my side.

Click to see more example sentences
boş waste

Bana bir iyilik yap ve bu konuda dürüst ol. Ve zamanımı boşa harcamayı bırak. Tamam mı?

Just do me a favor and be honest about it and stop wasting my time, okay?

Aptalca bir şey için bunu boşa harcama.

Don't waste it on anything stupid.

Ve şu an boşa harcıyorsunuz.

And now you're wasting it.

Click to see more example sentences
boş free

Bir erkek arkadaşın ya da bir kız arkadaşın var bilmiyorum ama, eğer biraz boş vaktin varsa

I don't know if you have a boyfriend or a girlfriend but, if you have some free time

Akşam yemeği için boş musunuz?

Are you free for dinner?

Bu hafta boş değil misin?

Aren't you free this week?

Click to see more example sentences
boş blank

Çıktığım ilk gün, bana boş bir kağıt parçası verdi ve dedi ki, "İşte geleceğin bu.

My first day out, he gave me a blank sheet of paper and he said, "That's your future.

Boş bir ekran ve boşa gitmiş bir sürü elektrik.

A blank screen and a lot of wasted electricity.

Bu da boş bir tuval gibi bir şey.

This is a blank canvas, is what this is.

Click to see more example sentences
boş hollow

Bunun senin için ne kadar önemli olduğunu biliyorum. Ama intikam, nihayetinde boş bir uğraştır Sydney.

Look, I know how important this is to you, but revenge is ultimately a hollow pursuit, Sydney.

Büyük ve cereyanlı bir evdeki boş bir varlık onu ölümüne sıkan bir adamla beraber.

A hollow existence in a large and draughty house, with a man who bores her to death.

Boş gözleri ve boş bir sesi var.

With empty eyes and a big, hollow voice.

Click to see more example sentences
boş vacant

Bana yanlış adres vermiş olmalısın. Çünkü orası boş bir arazi.

That address you gave me must've been wrong, because it's a vacant lot.

Bu yerin ne zamandır boş olduğunu biliyor musun?

You know how long this place has been vacant?

Bu dairenin boş olduğundan emin misiniz?

Are you sure this apartment is vacant?

Click to see more example sentences
boş spare

Buralarda bir yerlerde boş bir oda olmalı.

There must be a spare room around here somewhere.

Bu akşam biraz boş zamanım var.

I have some spare time this evening.

Boş bir odanız var.

You've got a spare room.

Click to see more example sentences
boş space

Burası yatak odası benim yatak odam tabii ki ama bir sürü boş çekmece var, eğer ihtiyaç duyarsan.

This is the bedroom my bedroom, of course but there's plenty of drawer space if you need it.

İkiniz arasında büyük bir boş alan var.

There's a big space right here between you two.

Beş dakika ve boş alan verin.

Give us five minutes And space.

Click to see more example sentences
boş idle

Kimseye. Ve boş tehditler de savurmam Bay Cavendish.

And I never make idle threats, Mr. Cavendish.

Bu boş ya da geçici bir dürtü değil.

This is not an idle or temporary impulse.

Boş bir tehdit değil.

Not an idle threat.

Click to see more example sentences
boş vain

Tabii ki boşu boşuna öldüler!

Of course they died in vain!

Yemin ederim bir daha tanrının adını boş yere anmayacağım.

I swear I'll never take the Lord's name in vain again.

Ve boşu boşuna öldü.

And he died in vain.

Click to see more example sentences
boş available, avail

Şimdi, boş bir odan var mı?

Now, do you have a room available?

Üst katta boş bir yatak var.

They have a bed available upstairs.

Burası boş odaları olan bir otel.

This is a hotel, with rooms available.

Click to see more example sentences
boş vacancy

Bu akşam için hiç boş yeriniz var mı?

Do you have any vacancies this evening?

Hala boş yeriniz var mı?

Do you still have that vacancy?

Affedersiniz, boş odanız var mı?

Excuse me, is there any vacancy?

Click to see more example sentences
boş clear

Hey, bu alan personel için boş kalmalı.

Hey, this area has to stay clear for personnel.

Aslında, boş ve serbestsin.

Actually, you're free and clear.

Kristal berraklığında emaye var. Çamaşır suyu, aseton alkol, buz ve boş çanta

I've got crystal-clear enamel, bleach, acetone, rubbing alcohol, and empty bags of ice.

Click to see more example sentences
boş meaning

Öyle değil Ben sadece Neyse, boş ver.

I mean, not like that I just Never mind.

Eğer karanlık madde varsa boş uzay diye bir şey yok demektir.

If dark matter does exist it means there's no such thing as empty space

Yani, içinde sadece bir masa ve telefon olan boş bir ofisti.

I mean, it was just an empty office with a desk and a telephone.

Click to see more example sentences
boş desert

Burası terk edilmiş, boş ve eğer Sam burada bir şeytan olduğunu söylüyorsa, onu bulacağım.

It's deserted, empty, and if Sam says there's a demon here, I'll find it.

Burayı hiç bu kadar boş görmemiştim.

I've never seen this place so deserted.

Ne kadar boş ve ıssız gözüküyor.

How lonely and deserted it looks.

Click to see more example sentences
boş leisure

Ve boş vakitler için de bol fırsatlar var.

And that there's ample opportunity for leisure also.

Şimdi, o boş bir yaşam için emekli oluyor.

Now, he's retired to a life of leisure

Peki. Kıskı için "spor ve boş zaman'.

Sports and Leisure" for the wedge.

Click to see more example sentences
boş meaningless

Bu şirket için yapmış olduğum her şey boş.

Everything I've done for this company is meaningless.

Önemsiz bir hırsız boş şeyler çalar fakat Şeytan kalbi alır.

A petty thief steals meaningless things, but the Devil takes the heart.

Yabancı müzik anlamsız ve boştur.

Foreign music is meaningless and empty.

Click to see more example sentences
boş useless

O zaman ben de senin gibi işe yaramaz boş bir kabuk olurdum, ama ben senden farklı ayakkabılar giyiyorum.

Then I'd also be a useless empty shell, like you, but the shoes I'm wearing are different from yours.

Sarah, baban işe yaramaz, yeteneksiz, boş bir adam, bunu biliyor muydun?

Sarah, your father is a useless talentless, empty man. Did you know that?

Sarah, baban işe yaramaz, yeteneksiz, boş bir adam.

Sarah, your father is a useless talentless, empty man.

Click to see more example sentences
boş futile

Kurtlar için başka bir saldırı hem boşuna hem de tehlikeli olurdu.

For the wolves, another attack would be not only futile, but dangerous.

Bir sorunun cevaplanması için boş bir çaba.

Your futile effort to have a question answered.

Ona böyle boş şeyler sorma!

Don't ask him such futile things!

Click to see more example sentences
boş frivolous

Ne kadar boş bir çocuk!

What a frivolous boy he is!

Senin için ne boş değil ki, baba?

What's not frivolous for you Dad?

Yüce tanrım, sen çok boş bir çocuksun, Charles.

Good god, you are a frivolous boy, charles.

Click to see more example sentences
boş barren

Burası çok soğuk ve boş bir yer.

This is a cold and barren place.

Çorak, boş bir arazi ateş, kül ve tozla delik deşik olmuş

It is a barren wasteland riddled with fire, and ash and dust.

Eğer cennet senin için boş ve cansız kaya ise.

If your idea of heaven is a barren, lifeless rock.

Click to see more example sentences
boş clean

Her hücre boş ve temiz olmalı.

Every cell should be empty and clean.

Çünkü bu zarf boş kağıtlarla ya da senin kuru temizleme faturalarınla dolu.

Because that envelope is full of blank paper or your dry cleaning receipts.

Bu çok temiz, çok profesyonelce.. ama o boş bir sigara paketi bırakıyor.

This job is so clean, so professional but he Ieaves an empty cigarette pack.

Click to see more example sentences
boş void

Fakat burası boş değil.

But this isn't a void

O anlaşma boş ve geçersiz.

That deal is null and void.

Boş ve geçersiz.

Null and void.

Click to see more example sentences
boş bare

Bugün burası biraz boş gibi, değil mi?

It's a bit bare in here today, isn't it?

Şimdi, Şubat ayındayız ve gölet neredeyse boş.

Now, it's February and the pond is almost bare.

Dolap oldukça boş görünüyor.

The cupboard looks pretty bare.

Click to see more example sentences
boş unloaded

Jimmy, küçük boş bir silah onu mutlu ediyorsa

Jimmy, if a little unloaded gun makes him feel better

Burada en tehlikeli şey boş bir silahtır.

Most dangerous thing there is, an unloaded gun.

Boş bir silahla mı?

With an unloaded gun?

boş null

O anlaşma boş ve geçersiz.

That deal is null and void.

Boş ve geçersiz.

Null and void.

boş flat

Düz bir gri kayanın altında içi boş bir oyuk bulduk. Başka bir şey yoktu.

Found a flat gray rock with a hollowed-out space under it and nothing there.

Altında bir oyukla yarıya kadar kaldırılmış gri bir kaya ve oyuk da boştu.

A flat grey rock with a hollowed-out space under it and nothing there.

boş bootless

Ulu Sezar. Brütüs bile boşuna yalvardıktan sonra.

Great Caesar Doth not Brutus bootless kneel?

Brutus bile boşuna yalvardıktan sonra.

Doth not Brutus bootless kneel?

boş unoccupied

Bu kompartımanın boş ve kilitli olması gerekiyordu.

This compartment's supposed to be unoccupied and locked.

boş pointless

Boş bir vicdan azabı bu.

It's just pointless remorse.

boş punk

Boş ver şu lanet serserileri.

Never mind those damn punks.