Turkish-English translations for bulaşıcı:

taking · catching · contagious · infectious · transmissible · transmitted · epidemic · communicable · other translations

bulaşıcı taking

Bak, bu sadece biraz zaman alacak, tamam mı?

Look, it's just gonna take some time, okay?

Tabii ki bu işler zaman alır.

These things take time, of course.

Bunları senin için alacağım.

I'll take these for you.

Click to see more example sentences
bulaşıcı catching

Bu konuyu daha sonra konuşalım. Yetişmem gereken bir tren var.

We'll talk about that later because I have a train to catch.

Şu an önemli olan tek şey Tori'yi bulmak ve bunun sorumlusunu yakalamak, değil mi?

The only thing that matters right now is finding Tori, and catching whoever's responsible, right?

Bu demektir ki yakalaman gereken psikopat bir katil var.

That means you've got a psycho killer to catch.

Click to see more example sentences
bulaşıcı contagious

Bu şey tam olarak ne kadar bulaşıcı?

Exactly how contagious is this thing you have?

Bu mahkumun bulaşıcı bir hastalığı var.

This prisoner has a contagious disease

Amy, şu evlilik işi bulaşıcı değildir, değil mi?

Amy, this marriage business isn't contagious, is it?

Click to see more example sentences
bulaşıcı infectious

Bu virüs son derece bulaşıcı ve henüz etkili bir aşısı yok.

This virus is extremely infectious and there is no effective vaccine yet.

Ya da daha önce söylediğim gibi, çevresel ya da bulaşıcı olmayabilir.

Or, like I said before, it might not be environmental or infectious.

Sende çok bulaşıcı bir şey var.

You have something very infectious.

Click to see more example sentences
bulaşıcı transmissible

Yıldızfilosu bu uzay-altı iletisini iki gün önce almış Amiral.

Starfleet received this subspace transmission two days ago, Admiral.

Kaptan, bir kısa dalga iletişim sinyali alıyoruz. Bu, Amiral Hunter.

Captain, we're receiving a short range transmission, it's Admiral Hunter.

Bu haberleşme sadece bir şey olabilir:

This transmission can be only one thing:

Click to see more example sentences
bulaşıcı transmitted

Tüm yayın ve kablo sistemleri bu acil alarm mesajını iletmeli..

All broadcast and cable systems shall transmit this emergency alert message

Sen sadece virüs kapmışsın cinsel yolla bulaşan bir hastalık.

You're just infected a virus, a sexually transmitted disease.

Ne? "Cinsel yolla bulaşan hastalık" demek.

I mean sexually transmitted disease.

Click to see more example sentences
bulaşıcı epidemic

Bu yol salgın geçene kadar kapalı kalacak. salgın mı? bu da ne!

This highway's closed until the epidemic is over. Epidemic? The hell with that!

Bu bir grip salgını.

It's a flu epidemic.

Bu bulaşıcı bir hastalık.

This is an epidemic.

Click to see more example sentences
bulaşıcı communicable

Otopsi raporu bulaşıcı hastalıklar için negatif çıktı.

Autopsy report was negative for communicable disease.

Orada hükümete ait bulaşıcı hastalık merkezi var.

There's a government communicable disease center there.

Bulaşıcı hastalıklar içinde cüzam artık en az bulaşıcı olanı.

Of all the communicable diseases leprosy is now the least communicable

Click to see more example sentences