Turkish-English translations for canlı:

alive · lively, living, live · vivid · thing · with · vibrant · living being · organism, organic · feeling · life · in the flesh · living creature · animated, animate · colorful · brightly, bright · fresh · warm · spirited · colourful · bouncy · green · active · lifelike · speaking · rich · chipper · smart · quick · vivacious · with it · upbeat · other translations

canlı alive

O bir çocuk katili bazı aileler onu buralarda bir yerlerde canlı canlı yaktılar fakat sonra o geri geldi.

He's a child murderer that some parents from around here burned alive but then he came back.

Bu benim şovum Larry ve o bana canlı lazım.

This is my show, larry, and i need him alive.

Ama hiç bu kadar canlı bir yer görmemiştim.

But I'd never seen anywhere so alive.

Click to see more example sentences
canlı lively, living, live

Bayanlar ve Baylar, canlı yayına, beş dört üç iki

Ladies and gentlemen, we are live in five four three two

Bu tarih, bu gerçek ve bu canlı.

It's history, it's real and it's live.

Batı Virginia'da o trene bir şey yüklediler; canlı bir şey.

They put something on that train in West Virginia something living.

Click to see more example sentences
canlı vivid

Sarah Jane, her zaman çok canlı bir hayal gücün vardı.

Sarah Jane, you have always had a very vivid imagination.

Bence, siz çok canlı bir hayal gücünü sahipsiniz

I think you have a very vivid imagination.

Çok canlı bir parça.

It's a very vivid piece.

Click to see more example sentences
canlı thing

Ama önemli olan canlı olman değil mi?

But isn't the important thing that you're alive?

Bu şeyi canlı istiyor gibi sanki.

Seems he wants this thing alive.

Sen canlı bir varlıksın değil mi?

You are a living thing. Right?

Click to see more example sentences
canlı with

En azından gerçek, canlı insan kız ile oldu.

At least he was with a real, live human girl.

bir canlı hayaletle yaşamak gibi.

It's like living with a hungry ghost.

Her biri anlatacak hikayesi olan bir canlı.

Each is alive with a story to tell.

Click to see more example sentences
canlı vibrant

Bu ne kadar genç ve enerjik ve canlı olduklarını gösterir.

That's how they look young and vibrant and alive.

Hayır. Daha canlı bir şey istiyorum.

No, I want something more vibrant.

Kanada'da çok canlı bir Yunan kültürü var.

There's a very vibrant Greek culture in Canada.

Click to see more example sentences
canlı living being

Bu kesinlikle canlı bir varlık.

This is definitely a living being.

Canlı bir varlık, ölü biri değil

A living being, not a dead man

Şu anda sekiz ya da dokuz dehşete düşmüş canlı insan esir tutuluyor.

At this moment eight or nine terrified living human beings are being held prisoner.

Click to see more example sentences
canlı organism, organic

Evet, ama henüz canlı bir organizma üzerinde Denemedik.

Yeah, yeah, but we haven't tested on a living organism.

Canlı bir organizma?

A living organism?

O organizmayı canlı istiyorum.

I want that organism alive.

Click to see more example sentences
canlı feeling

Bu yeni bir his ve bu beni canlı canlı yemek demek.

It's a new feeling and it's eating me alive.

Çok neşeli ve çok daha genç ve canlı hissediyorum.

I feel very bright and much younger and more alive.

Şu an çok canlı hissediyorum.

I feel so alive right now.

Click to see more example sentences
canlı life

Ben sadece bu işten canlı çıkmak istiyorum.

I just wanna get out of this life alive.

O bir canlı, makine değil Harold.

It's a life, not a machine, Harold.

Bir canlı türü var.

There's a life form.

Click to see more example sentences
canlı in the flesh

Onlar için çok geç ama ben tam da buradayım canlı olarak!

It's too late for them, but I'm right here in the flesh!

Bir dakika burada duruyorum kanlı canlı Paul Angelo olarak.

One moment I'm standing here, Paul Angelo in the flesh.

Gizemli Milo kanlı canlı karşımda değil mi?

Mysterious Milo in the flesh, right?

Click to see more example sentences
canlı living creature

Kaptan, bu canlı bir varlık.

Captain, this is a living creature.

Bu yaşayan, nefes alan bir canlı.

This is a living, breathing creature.

Ama onlar yaşayan canlılar,

But they're living creatures.

Click to see more example sentences
canlı animated, animate

Bunun içinde canlı hayvan var, lanet olası.

There's an animal in here, damn it.

Ölü hayvanlar canlılardan daha güzel olamaz değil mi?

Aren't animals more beautiful alive rather than dead?

Prenses elbisesi, taftalar içinde bir damat, ve canlı hayvanlar.

Princess dresses, bridesmaids in matching taffeta, and live animals.

Click to see more example sentences
canlı colorful

Canlı renkler gibi değil.

Not like in living color.

Her neyse, ben, bebek odası için daha canlı bir renk düşünüyorum.

Anyway, I'm thinking a brighter color for the baby's room.

Canlı renkler Bay Callen.

Bright colors, Mr. Callen.

Click to see more example sentences
canlı brightly, bright

Çok neşeli ve çok daha genç ve canlı hissediyorum.

I feel very bright and much younger and more alive.

Öyle parlak ve öyle canlı.

So bright and so alive.

Şey, canlı ve büyüleyici biri.

Well, he's bright and charming.

Click to see more example sentences
canlı fresh

Her zaman çok güzel görünüyorsun ve çok canlı.

You always look so beautiful really fresh

Bilmiyorum, canlı bir şeyler.

I don't know, something fresh.

Canlı çiçekler burda!

Fresh flowers here!

Click to see more example sentences
canlı warm

Daha sıcak ve canlı bir şey sanki.

It's like something warm and living.

Çok rahat ve canlı hissediyorum.

It's very comfortable and warm.

Ve çok canlı.

And so warm.

Click to see more example sentences
canlı spirited

Senin ruhun bu dojo'yu canlı tutuyor.

Your spirit keeps the dojo alive.

Şu çocuk gayet canlı görünüyor.

That kid seems pretty spirited!

Bana ooh, şu canlı arkadaşı ver.

Give me ooh, that spirited fellow.

Click to see more example sentences
canlı colourful

Renkli, canlı bir demokrasi

A colourful, vibrant democracy

Bu canlı renkler.

These vivid colours.

Bir canlı renkler demeti

A bouquet of vibrant colours

Click to see more example sentences
canlı bouncy

Evet o bizim büyük, canlı besin kaynağımız.

Yeah, he's our big bouncy food supply!

Yumuşak ve canlı saçlarımla!

With soft and bouncy hair!

Pekâlâ, canlı, mutlu.

Okay, bouncy, happy.

Click to see more example sentences
canlı green

Her zaman yeşil ve canlı.

Always green, ever living.

Canlı bir şeyler düşünüyorum, deniz köpüğü yeşili gibi.

I'm thinking something vibrant, like a sea foam green.

Çok canlı bir yeşil

A green so vivid

Click to see more example sentences
canlı active

Aktif volkanlar gezegenimizi canlı, yaşanılır bir dünya yapar.

Active volcanoes make our planet a vibrant, living world.

Dışarıda gerçek, canlı ve görev başıdna bir polis var

There's a real, live, active-duty cop outside

Ben de canlı, nefes alan, aktif bir cinsel varlığım.

And I'm a living, breathing, active sexual being.

canlı lifelike

Canlı gözükmek zaman ve sanat işidir.

The lifelike appearance requires time and art.

Hala çok canlı görünüyor.

He still looks so lifelike.

Çok gerçekçi, çok canlı.

It's so realistic, so lifelike.

canlı speaking

Söyle ona bir kelime daha İngilizce konuşursa onu canlı canlı gömerim!

Tell him I'll bury him alive if he speaks another word of English!

Canlı bir insansıyla konuşmak için

To speak with a live homunculus

Yararsız, yarı-canlı organizmalardan konuşurken

Speaking of useless, half-living organisms

canlı rich

Zengin ve yoğun bir tecrübe olan canlı olmayı yaratan bir şey vardır.

Something creates the rich and intense experience of being alive.

Bereketli toprak canlı, şey belki de canlı değildir.

That kind of rich, earthy alive Well, maybe not alive.

canlı chipper

Bu sabah canlı ve neşeli görünüyorsun.

You're looking bright and chipper this morning.

Terk edilmiş kuyular, canlı ağaçlar, tehlikeli hayvanlar.

Abandoned wells, wood chippers, dangerous animals.

canlı smart

Ah, ne kadar güzel ve canlı.

Oh, so beautiful and smart.

canlı quick

Çünkü bu canlının zaman sistemi gezegenin zaman sistemini çok hızlı değiştirdi.

Because this living thing's time-system changed, the planet's time-system too quickly.

canlı vivacious

Uzun boylu, atletik Canlı, muhteşem.

Tall, athletic vivacious, gorgeous.

canlı with it

bir canlı hayaletle yaşamak gibi.

It's like living with a hungry ghost.

canlı upbeat

Ama Shaggy ve Scooby her zaman canlı.

But Shaggy and Scooby are upbeat all the time.