Turkish-English translations for değişken:

changeful · variable · erratic · volatile · fitful · unstable · mercurial · shifting · changeable · argument · flexible · mutable · windy · floating · varying · mobile · fluid · capricious · other translations

değişken changeful

Ve sonra yeteri kadar iyi değildi tamam şimdi bunu ve bunu değiştirin.

And then that wasn't good enough okay now change this and this.

Sekiz ay önce dünya değişti.

Eight months ago, the world changed.

Ama içinde bir şeyler değişti.

But something changed in him.

Click to see more example sentences
değişken variable

Çok fazla tehlikeli değişken var, özellikle de bu kadar kısa süreli tertibatla.

There are too many dangerous variables, especially with this short of a setup.

Kontrollü bir deneyde yalnızca bir tane değişken bulunabilir.

In a controlled experiment, there can only be one variable.

Ortada çok fazla değişken vardı.

There were too many variables.

Click to see more example sentences
değişken erratic

Sayın yargıç, Charlotte Dalrymple kesinlikle değişken, agresif ve saldırgan hâller sergiliyor.

Your Honour, Charlotte Dalrymple clearly suffers from erratic, aggressive and violent emotions,

Pierce, sizin tipik milyarder tipinizden bile daha değişken duruyor.

Pierce appears to be even more erratic than your typical billionaire.

Herr Frankenstein çok parlak bir genç, ve çok da değişken.

Herr Frankenstein is a most brilliant young man, yet so erratic.

Click to see more example sentences
değişken volatile

Bilmiyorum. Ama ne kadar değişken olduklarını göz önüne alırsak, bu olabilir.

I don't know but considering how volatile they are, it is possible.

Son derece değişken bir patlayıcı. Ve üretmesi de çok zor.

It's highly volatile, and it's very difficult to manufacture.

Çok değişken ve düşüncesiz bir karaktere sahip.

She's a very volatile and impulsive personality.

Click to see more example sentences
değişken fitful

İyi bir uyum yakalayamadık ve sen Catherine için uygun değilsin.

We're not a good fit, and you're not good for Catherine.

Artık bizi korumak için uygun değilsin.

You're not fit to protect us anymore.

Sen yaşamak için uygun değilsin.

You're not fit to live, boy.

Click to see more example sentences
değişken unstable

Bu kadın değişken ve dengesiz.

This woman is erratic and unstable.

Çok değişken radyoaktif bir öğe.

A highly unstable radioactive element.

Hâlâ düzensiz ve değişken durumdalar.

It's still unstable and volatile.

Click to see more example sentences
değişken mercurial

Söylediğim gibi, John, sen çok değişken bir adamsın.

Like I said, John, you're a mercurial man.

Mercury o zamandan beri çok değişti ama.

Mercury's changed a lot since then, though.

Çok değişken bir adamsın, John.

You're a mercurial man, John.

Click to see more example sentences
değişken shifting

İki saat içinde vardiya değişecek.

The shift changes in two hours.

Benim vardiyam değildi zaten.

Anyway, it wasn't my shift.

Frago, görev değişti.

Frago, mission shift.

değişken changeable

Genç bir adamın kalbi kadar değişken bir şey yoktur.

Nothing's as changeable as a young man's heart.

Değişken ifadelerine bir bakın.

Look at that changeable expression.

Duygularım değişken ama çok derin.

My feelings are changeable, but intense.

değişken argument

O gerçek bir tartışma değildi.

It wasn't really an argument.

Bu pek iyi bir argüman değildi.

That really is not your best argument.

değişken flexible

Lana Delaney, şu FBI ajanı, o da değişken mi?

And, uh, Lana Delaney, this FBI agent, that's flexible?

Esnek değilse ben de değilim.

I'm nothing if not flexible.

değişken mutable

O halde, değişken bir engel var.

Well, there's a mutable barrier, then.

Um Değişmez değil veya değişken değil.

Um it's not immutable or mutable.

değişken windy

Geçen yıl rüzgarlı değildi.

Last year it wasn't windy.

Stoller Rüzgarlı şehir'de değildi.

Stoller wasn't on Windy City.

değişken floating

Neden dışarıda geçit töreninde bir yerlerde değilsin?

Why aren't you out on a parade float somewhere?

değişken varying

Plesiosauria'nın alt sınıfı geniş ve değişkendi.

The order Plesiosauria was large and varied.

değişken mobile

Bu mobil ev daha önce orada değildi.

That mobile home wasn't there before.

değişken fluid

Olaylar çok değişken efendim.

Things are very fluid, sir.

değişken capricious

Benim değerli ve kaprisli vücudum

My precious and capricious body