dolaşıp

O kadar çok kötü haber var ki, bayanlar baylar, bir dünya dolusu kötü haber.

There's a world of bad news out there ladies and gentlemen, a world of bad news.

Ona bir işaret gibi bir şey ver, şehrin ortasında yanarak dolaşan bir koyun gibi.

Give her a sign or something, like a burning sheep walking through the middle of town.

Hey, hey, ne do

Hey, hey, what do you

Bİr kutu dolusu fransızca kitap ve bu ev dışında hiçbir şeyim yok.

Except for a box full of French books and this apartment, I have nothing.

Ben Ben Ben asla bir ev dolusu ortalıkta dolaşan küçük insanlar istemedim!

I never wanted a house full of little people running around!

Bu sadece ortalıkta dolaşan bir şey.

It's just a thing that's going around.

Do, gel hadi.

Do, come on.

Evet, ama ben do

Yeah, but I wasn't

Seksi sarışın bir kız arkadaşım, bir dolap dolusu özel tasarım kıyafetim ve sahilde bir evim var.

I have a hot blonde girlfriend, a closet full of designer clothes and a beach house.

Bu departmanın ihtiyacı olan son şey serbest dolaşan bir seri katil.

No. The last thing this department needs is a serial killer on the loose.