Turkish-English translations for dolaşmak:

wander · walk · roam, roaming · go around · walk around · get · circulate · float · flow · prowl · round · travel · loiter · take a walk · explore · roll · wind · stroll · rove · other translations

dolaşmak wander

Bu çok komik, çünkü Travers'ı üç saat önce sokaklarda dolaşırken buldum.

That's funny, 'cause I found Travers wandering the streets three hours ago.

Artık bir imparator yok, Artık bir tanrı da basit bir kör Fremen dolaşıyor çölde, kendi ölümüne.

No longer an emperor, no longer a god, a simple blind Fremen wanders alone into the desert to die.

Ölü ve hala dünyada başıboş dolaşan kayıp ruh.

Dead and still wandering the earth a lost soul.

Click to see more example sentences
dolaşmak walk

Ona bir işaret gibi bir şey ver, şehrin ortasında yanarak dolaşan bir koyun gibi.

Give her a sign or something, like a burning sheep walking through the middle of town.

Etrafta dolaşan ölü bir adam var.

There's a dead guy walking around.

Her gün, öldürmek ve altın zincirler çalmak için dolaşan çocuklar görüyorum.

Every day I see kids walking around killing and stealing for gold chains.

Click to see more example sentences
dolaşmak roam, roaming

Biliyorsun, sokaklarda dolaşan bir katilimiz var, ya da öyle bir şey.

You know, have a killer roaming the streets or something.

Aksine, ben hala burdayım, gece dolaşan bir ruh gibi.

Rather, I am still here, like a spirit roaming the night.

Etrafta dolaşan yüzlerce kutsal maymun var.

There's hundreds of sacred monkeys roaming around.

Click to see more example sentences
dolaşmak go around

Bu sadece ortalıkta dolaşan bir şey.

It's just a thing that's going around.

Son zamanlarda internette dolaşan bir fotoğraf var.

Recently, there's a picture that's going around the internet.

Hadi. Dışarı çık ve dolaş.

Go outside and walk around.

Click to see more example sentences
dolaşmak walk around

Etrafta dolaşan kör bir adam var.

There's a blind man walking around.

Bay Benton çok iyi biri ama etrafta dolanan çok fazla hayaletler var.

Mr. Benton is very nice, but there are too many ghosts walking around.

Ama artık etrafta dolaşmak yok, tamam mı?

But no more walking around, okay?

Click to see more example sentences
dolaşmak get

Bu adam her kimse çok dolaşıyor.

Whoever this guy is, he gets around.

Vay be, bu bayan amma dolaşıyor.

Wow, that lady really gets around.

Donmuş bir şey bul yeter.

So get anything frozen.

Click to see more example sentences
dolaşmak circulate

O zamandan beri elden ele dolaşıyor ve öldürüyor.

And it's been circulating and killing ever since.

Yabancı basında dolaşan bir hikaye var.

There's a story circulating the foreign press.

Sadece çevreyi dolaş, sadece, bilirsin işte

Just circulate around. Just, you know

Click to see more example sentences
dolaşmak float

Ortada çok fazla ceset dolaşıyor. Hatta Louisiana için bile.

There's too many dead bodies floating around, even for Louisiana.

Yani hala ortalıkta dolaşan bir Altın Bilet var!

There's one Golden Ticket still floating around.

Kocam buralarda bir yerde mi dolanıyor?

Is my husband floating around somewhere?

Click to see more example sentences
dolaşmak flow

Kutsal ruh bu cehennem çukurunda dolaşıyor, Dean.

The holy spirit is flowing through this hellhole, Dean.

Şu an, akan bir nehir gibi doluyum.

I feel fulfilled now like a flowing river.

Onun kanı ama benim damarlarımda dolaşıyor.

His blood, but flowing in my veins.

Click to see more example sentences
dolaşmak prowl

Bu insanlar neden etrafta dolaşıyor?

Why are these people prowling around?

Bu evde dolaşan Emeric Belasco'nun ruhu değil.

Emeric Belasco's spirit does not prowl this house.

Sen de bahçede dolaşan çocuksun.

And you are the prowling boy.

Click to see more example sentences
dolaşmak round

Fakat bir avuç dolusu kullanılmamış sekiz atımlık şarjör, anlaşılan geçen ay bir çatışma sırasında kaybolmuş.

But a handful of unused eight-round clips were apparently lost in a firefight last month.

Connor, diğer tarafa dolaş.

Connor, round the other side.

Önceden çalışılmış bir saldırıda bir dişi etraftan dolaşarak avın kaçmasını engeller.

In a well-practiced routine, a lioness moves round to block the warthog's escape.

Click to see more example sentences
dolaşmak travel

Avatar Takımı, yeni hava bükücüler aramak için dünyayı dolaşıyorlardı.

Team Avatar traveled around searching for new airbenders.

Çocuklar, Halanız Robin hiç bir zaman bir sırıkla yüksek atlamacı olmadı, Ama çok ünlü bir gazeteci oldu, başarılı bir kadını oldu, dünyayı dolaştı.

Kids, your Aunt Robin never became a pole-vaulter, but she did become a famous journalist, a successful businesswoman, a world traveler.

Başıboş dolaşan bir yolcuyum.

I'm a traveller wandering past.

Click to see more example sentences
dolaşmak loiter

Belki de değillerdir ama Bayan Goodenough onları birlikte dolaşırken görmüş.

Perhaps not engaged, but Mrs Goodenough saw them loitering together.

Bulundurma ve aylak aylak dolaşıyordu.

Possession. And some loitering.

Burada boş boş dolaşmak yasak.

There's no loitering here.

dolaşmak take a walk

Git biraz dolaş komik saç.

Go take a walk, funny hair.

Vincent, git biraz dolaş.

Vincent, go take a walk.

Jeannot, git biraz dolaş. Lanet bir kara kedi gibisin.

Jeannot, go take a walk, you're a damn black cat.

dolaşmak explore

Ve bir sörfçü olarak, La Jolla'Dan Leo Carrillo'ya kadar, tüm Güney California Sahillerini dolaşmıştı. Ve hatta, Pismo'ya kadar

And as a surfer, he explored the beaches of Southern California, from La Jolla to Leo Carrillo and up to Pismo.

dolaşmak roll

Amstel, Bud, Bass, Harp, Dos Equis, Rolling Rock

Amstel, Bud, Bass, Harp, Dos Equis, Rolling Rock

dolaşmak wind

Bir oda dolusu fizikçi anlamayacağım bir konu hakkında uzun bir sunum

A room full of physicists, a long-winded presentation I probably won't understand

dolaşmak stroll

Ya da bulvarda dolaşmak.

Or strolling on the boulevards.

dolaşmak rove

Hightower, Gower bölgesinde dolaşan bir çete var.

Hightower, there's a roving gang in the Gower district.