Turkish-English translations for dolu:

full · filled, filling · loaded, load · lots · pack, packed · hail · occupied · charged · solid · laden · shot · fraught · capacity · rife · steeped in · alive with · fat · other translations

dolu full

Normal arkadaşlarımla normal bir yere gidiyorum. Normal insanlarla dolu olan bir yere.

I'm going somewhere normal, with my normal friends, to a place full of normal people.

Bu, benim gözlerimi açtı O an dehşet dolu gözlerimi açtım ve garip, Daha iyi bir insan geliyor.

That opened my eyes, that moment full of terror opened my eyes and strangely enough, come a better person.

Hayatını dolu dolu yaşadı.

She lived a full life.

Click to see more example sentences
dolu filled, filling

Kendini böyle bir yerde hayal et sadece kadınlarla dolu, gerçekten güzel kadınlar.

Imagine yourself in a place like this only it's filled with women, really beautiful women.

Ama orası da iyi insanlarla dolu bir muhit.

But it's a neighborhood filled with good people.

Bu hastane radyasyonla ile dolu.

This hospital is filled with radiation.

Click to see more example sentences
dolu loaded, load

Bir dahaki sefere bana dolu bir silah ver.

Next time, give me a loaded weapon.

Silah dolu bile değildi.

My gun wasn't even loaded.

Bu şey dolu değil, değilmi? henüz değil.

That thing's not loaded, is it? Not yet.

Click to see more example sentences
dolu lots

Ve Charlie Amca'nın bir dolu arkadaşı da vardı, yani

And Uncle Charlie, he had a lot of friends too, so

Dün kötü olan şey bugün eğlence dolu.

What was bad yesterday is lot of fun today.

Jake ve etrafında bir dolu insan.

A lot of people around Jake.

Click to see more example sentences
dolu pack, packed

Burası tıka basa dolu. Mösyö David!

Wow, this place is packed. monsieur david!

Tanrım, burası tıka basa dolu.

Gosh, this place is packed.

Ve Bay Peck, o tekne çok gizli denizaltı bulma donanımıyla ağzına kadar dolu.

And Mr. Peck, that boat is just jam-packed with top-secret, submarine detection gear,

Click to see more example sentences
dolu hail

Hayır, hayır, dolu değil o.

No, no, that's not hail.

Mary Hail zarafet dolu

Hail Mary full of grace

Çekirgeler olurdu, ya da kurbağalar. Ya da dolu.

There would be locusts or frogs or or hail!

Click to see more example sentences
dolu occupied

Bir apartman binası satılık ayrıca da dolu.

An apartment building for sale, also occupied.

Şu koltuk dolu mu?

Is this seat occupied?

Bu oda dolu, efendim.

That is occupied, sir.

Click to see more example sentences
dolu charged

Bir gün tatilim ve tam dolu güç yüzüğüm var.

I have a day off And a fully charged power ring.

Plastik bir taraktan gelen statik bir yük oksijen dolu bir ortamda güçlü bir tepkime hızlandırıcı olurdu.

Well, static charge from a plastic comb in a highly oxygenated environment would be a powerful accelerant.

Şurada isteğe bağlı mayo giyilebilen bir plaj var ve evet, bataryamız tamamen dolu.

There's a swimsuit-optional beach right up there, and, yep, the batteries are fully charged.

Click to see more example sentences
dolu solid

Bu som altın dolu bir sandık.

That's a trunk full of solid gold.

Dolu demir değil, içleri boş.

It's not solid iron, they're hollow.

Sıkıntı dolu sekiz saat.

Eight hours of solid boredom.

Click to see more example sentences
dolu laden

Burada tam dolu ve burada boş.

Fully laden here and empty here.

Mutluluk ve gözyaşı dolu

Laden with happiness and tears

dolu shot

Marty. Tüm hafta sonum dolu.

Oh, Marty The whole weekend's shot

Tüm hafta sonum dolu.

The whole weekend's shot.

dolu fraught

Daha az korku ve acı dolu.

less fraught with fear and pain.

dolu capacity

Ve senin diskin tamamen Lily'ninkiler ile dolu.

And your hard drive's filled to capacity with Lily's.

dolu rife

İnşaat işi yolsuzluklarla dolu.

Construction's rife with corruption.

dolu steeped in

Tuhaf ve Demir Yumruk büyüyle dolu gerçek inananlar.

Strange and Iron Fist are true believers steeped in magic.

dolu alive with

Bu şehir mekanik harikalar ile dolu, şehir dışında yaşayan garip ve harika yaratıklar var.

This city is full of mechanical marvels, the countryside alive with creatures strange and wonderful.

dolu fat

Bunun içi yağ ve şeker dolu.

This is full of fat and sugar.