Turkish-English translations for endişe:

worry, worried · concern, concerned · anxiousness · anxiety · fears, fear · care · trouble · doubt · fret · distress · disturbance · suspense · disquiet · apprehension, apprehensiveness · preoccupation · other translations

endişe worry, worried

Endişelenme, çalışmaya devam et, buraya geldim; çünkü sana söyleyeceğim önemli bir şey var.

Don't worry and keep working. I've come here because I have something important to tell you.

Ama bizim için endişelenme.

But don't worry about us.

Onun için endişelenme, dostum.

Don't worry about her, man.

Click to see more example sentences
endişe concern, concerned

Senin ve hoş karın hakkında çok endişeli görünüyordu.

Seemed very concerned about you and your lovely wife.

Peki sen neden bu kadar endişelisin?

But why are you so concerned?

Neyse, biz gidiyoruz röportaj için. .. . Ama ben daha önce Hayatını endişe.

Anyway, we are going for the interview... .but I am more concerned about your life.

Click to see more example sentences
endişe anxiousness

Yani, bir şeyler hakkında endişeli misin?

I mean, are you anxious about something?

Onu hiç bu kadar endişeli görmemiştim.

I had never seen him so anxious.

Ve sen de çok endişeli görünme.

And don't you be too anxious either.

Click to see more example sentences
endişe anxiety

Ama sadece ayrılık endişesi, bu normal, değil mi?

But a little separation anxiety, that's normal, right?

Endişe, panik ve korkarım daha daha fazla ter.

Anxiety, panic and, I'm afraid, even more sweating.

Korku ve endişe hissediyorum karanlık yalnızlık

I feel fear, anxiety, isolation and darkness.

Click to see more example sentences
endişe fears, fear

Ama bu endişe neden?

But why even this fear?

Korku, endişe ve iş.

Horror, fear and this job.

Korku ve endişe hissediyorum karanlık yalnızlık

I feel fear, anxiety, isolation and darkness.

Click to see more example sentences
endişe care

Hiçbir şey için endişelenme ve sadece kendine iyi bak.

Don't worry about anything and just take good care of yourself.

Anne, sana göz kulak olacak, hiçbir şey için endişelenme.

Mom will take care of you, don't worry about anything.

Dikkatli ol Ben iyi olurum, endişelenme.

Be careful. I'll be fine, don't worry.

Click to see more example sentences
endişe trouble

Burada sorunumuz var, ve sen Linda için mi endişeleniyorsun?

We are in trouble here, and you are worried about Linda?

Yalnız Dağ beni endişelendiriyor Thorin, o ejderha orada yeterince kaldı.

The Lonely Mountain troubles me Thorin. That dragon has sat there long enough.

Yalnız Dağ beni endişelendiriyor, Thorin.

The Lonely Mountain troubles me Thorin.

Click to see more example sentences
endişe doubt

Ve doldurmak zavallı karısının kalbini üzüntü ve endişe ile

And fill his wife's poor heart With grief and doubt

Bütün şüphelerin ve endişelerin.

All your doubts and worries.

Daha temel endişeler.

More fundamental doubts.

Click to see more example sentences
endişe fret

Şimdi canım, benim için endişelenme.

Now, darling, don't fret about me.

Bunun için endişelenme yolcu.

Don't fret about that, pilgrim.

Evet ama biraz tansiyon düşüklüğünü endişe etmeye gerek yok.

Yes, but a little hypotension is nothing to fret about.

Click to see more example sentences
endişe distress

Evet ama çok endişeliydi.

Yes, but very distressed.

Kaptan, ben çok endişeliyim.

Captain, I'm very distressed.

Dostum, belli ki endişelisin.

Man, you're clearly distressed.

endişe disturbance

Bak, belli ki çok endişelisin.

Look, you're obviously very disturbed.

Jim Halpert çok endişeli ve rahatsız.

Jim halpert is very upset and disturbed.

Huzursuzluk, endişeli komşular.

Disturbances, concerned neighbours

endişe suspense

Ama çok endişe vericiydi, Gerda.

But it was the suspense, Gerda.

Endişe, patlamalar ve jimnastik.

Suspense, explosions, and gymnastics.

Ama o endişeden hoşlanır.

But she enjoys the suspense.

endişe disquiet

Joey, Bay Heep endişeli görünüyor.

Joey, Mr. Heep appears disquieted.

endişe apprehension, apprehensiveness

Bayan Van Niekirk, endişeli davrandığım için beni suçlamamalısınız.

Mrs. Van Niekirk, you mustn't blame me for being apprehensive.

endişe preoccupation

Sanırım bu eyalet savcılığının başka bir endişesi.

I think it's another state's attorney preoccupation.