Turkish-English translations for eski:

old · ex, ex-, ex‐ · former · of old · ancient · used · old-fashioned · back · old-time · late · dated · early · previous · aged · antiquated · past · veteran · sometime · obsolete · passe · old-timer · olden · earlier · gray · outdated · archaic · shabby · corny · elder · vet · lapsed · legacy · outmoded · primitive · secondhand · dilapidated · musty · prior · bygone · other translations

eski old

Kusura bakma, Jack, ama önce seni görmek isteyen eski bir dost var.

I'm sorry, Jack, but there is an old friend who wants to see you first.

Evet, biz eski arkadaşız.

Yeah, we're old friends.

Eski bir aile ismi.

It's an old family name.

Click to see more example sentences
eski ex, ex-, ex‐

Evet ama aynı zamanda kızım ve eski karım için Şükran Günü yemeği hazırlıyorum.

Yes, but I am also cooking Thanksgiving dinner for my daughter and my ex-wife.

Benim en iyi arkadaşım ve senin eski kız arkadaşın Peyton'mı?

As in "my best friend and your ex-girlfriend" Peyton?

Eski kocan Bob, sana bir film gönderdi.

Your ex-husband Bob sent you a film.

Click to see more example sentences
eski former

Bu adam, Bay Charles Lester. Wu Ling'in eski arkadaşlarından biri ve yarı zamanlı afyon bağımlısı.

This man is Mr. Charles Lester, former business contact of Wu Ling and part-time opium addict.

Eski bir askermiş, değil mi?

He's a former soldier, right?

Ben Javier Delgado. Manny'nin babası Gloria'nın eski eşi ve aşkıyım.

I am Javier Delgado, Manny's father and Gloria's former husband and lover.

Click to see more example sentences
eski of old

Çünkü onlar yeni dünyanın bir parçası ve sen ise eski dünyanın parçasısın.

Because they are part of the new world, and you are part of the old.

Bu şeylerin bazıları çok, çok eski görünüyor.

Some of this stuff looks really old.

Bu yer binlerce yıldan daha eski.

This place is thousands of years old.

Click to see more example sentences
eski ancient

Eski St. Louis'in altında gömülü olan eski bir uzay gemisi. Tanrı olmaya çalışan bir yapay zeka.

It's an ancient spaceship buried under Old St. Louis, an artificial intelligence pretending to be a God.

Bu Eskiler'in silahı, çok ileri bir teknoloji ürünü.

This Ancient weapon such an advanced piece of technology.

Git" eski bir Japon oyunu.

Go, an ancient Japanese game.

Click to see more example sentences
eski used

Bir gün geri döneceğiz ve her şey eskisi gibi olacak.

We'll go back one day and everything will be like it used to.

Hatırlıyor musun annem eskiden ne derdi?

You remember what Mom used to say?

Hayır, bu akşam eski yemek servisini kullanacağız.

No, we're using the old dinner service tonight.

Click to see more example sentences
eski old-fashioned

Bu nedenle sahte kimlikleri vardı. ve bu nedenle eski moda ruj kamerası vardı.

That's why they had fake badges. And that's why she had an old-fashioned lipstick camera.

Eski usul iyi bir cinayeti özlüyorsun, değil mi?

You're missing a good, old-fashioned murder, aren't you?

Ne yazık ki öyle, ben eski kafalıyımdır.

I'm afraid it is. I'm very old-fashioned.

Click to see more example sentences
eski back

Bir gün geri döneceğiz ve her şey eskisi gibi olacak.

We'll go back one day and everything will be like it used to.

Ne güzel, eski takım tekrar bir arada!

Great to have the old team back together!

Bu okul eski bir geleneği geri getiriyor.

This school is bringing back an old tradition.

Click to see more example sentences
eski old-time

Bu sefer değil eski dostum.

Not this time old friend.

Bir dahaki sefere, eski dostum.

Better luck next time, old friend.

Eski bir numaradır ama hep işe yarar.

It's an old trick, but it works every time.

Click to see more example sentences
eski late

O zaman senin için çok geç olacak eski dostum.

It'll be too late for you by then, old pal.

Bayanlar ve baylar, ben Dr. Adrian Helmsley eski Başkan Wilson'ın baş bilim danışmanıyım.

Ladies and gentlemen, this is Dr. Adrian Helmsley chief science advisor to the late President Wilson.

Bu yeni bir Margo, ama tıpkı eskisi gibi geç kalıyor.

It's a new Margo, but she's just as late as the old one.

Click to see more example sentences
eski dated

Eski bir arkadaşımla bir film randevum var.

I have a movie date with an old friend.

Evet, Ron Swanson eski karım Wendy ile çıkıyor.

Yes, Ron Swanson is dating my ex-wife, Wendy.

Eskiden Teğmen Mills ile beraberdin?

You used to date Lieutenant Mills.

Click to see more example sentences
eski early

Eski kasaba kayıtları bu tarafta.

Early town records are this way.

Nereden buldun bu eski kitapları?

Where found these early books?

Bu eski bir Tantrik meditasyon.

It's an early Tantric meditation

Click to see more example sentences
eski previous

Çok eski bir keder, o kadar eski ki muhtemelen ilk kez önceki yaşamında hissetti

A very old sorrow, so old she probably felt it the first time in a previous life

O burada ama kokuyor çok eski olduğunu.

It stinks in here but it is very previous.

Önceki şeyler, eski şeyler, sonradan çekilmez hale gelir.

The previous stuff, the old stuff, soon becomes unbearable.

Click to see more example sentences
eski aged

Çünkü eski bir müvekkil listesi var.

Because she has an aging client list.

Eski Mısır, Orta Çağ gibi.

Ancient egypt, middle ages.

Bayım, bu eski şarap özel olarak mayalanmıştır.

Sir This is aged wine specially brewed

Click to see more example sentences
eski antiquated

Tamam. Kelly, büyükannen tuhaf, eski yada antika bir şey satın aldı mı? ya da antika bir şey satın aldı mı?

Now, okay, Kelly, your grandmother, has she bought anything strange or old or kind of maybe an antique?

Juno Skinner, sanat eserleri ve antika satıcısı Eski İran konusunda uzman.

Juno Skinner, arts and antiquities dealer specializing in ancient Persia.

Çok eski bir yüzük bu.

It's an antique ring.

Click to see more example sentences
eski past

Yani ama zaten bir geçmişi var ve eski gibi Ve bütün bu ağırlığı Senin yaptığın gibi.

I mean, but he also has like a past and an ex and all that heavy As do you.

Ya eski öğrenci kayıtları?

What about past student records?

Eskiden o ve ben arkadaştık.

Past He and I Friends ah

Click to see more example sentences
eski veteran

Tanrı aşkına o eski bir asker.

He's a veteran, for Christ's sakes.

Bir gün ben de bu cennette bir eski tüfek olacağım.

One day I'm gonna be a veteran in paradise.

Her şey nerede biliyorum, eski kurdum ben.

Oh, I know where everything is. I'm a veteran.

Click to see more example sentences
eski sometime

Bu eski bir şakadır ama bazen işe yarar.

It's an old joke, but sometimes works.

Bazen eski aptal bir filmdeki unutulmuş bir karakter gibi davranıyorsun.

Sometimes you act like a forgotten character in some stupid old movie.

Yine de bazen eski günleri özlüyorum.

Sometimes, though, I miss the old days.

Click to see more example sentences
eski obsolete

Eski ve unutulmuş bir teknolojiyi kullanarak modern ve görünmez bir iletişim ağı kurmayı başardınız.

You took an obsolete and forgotten technology and created a modern, invisible communications network.

Bu otomatik pilot sistemi tamamen eskimiş durumda.

This entire autopilot system's completely obsolete.

Frank de bu kadar eski bir teknolojiye vakıf tek mühendis.

Frank is the only engineer proficient in such obsolete technology.

Click to see more example sentences
eski passe

Eski bir dostum vefat etti.

An old friend passed away.

Eski şeyler geçip gitti.

Old things are passed away.

Onu takip et, ve eski bir orman geçidi bulacaksın.

Follow that, and you'll find an old logging pass.

Click to see more example sentences
eski old-timer

O da bir başka eski toprak.

He's just another old timer.

Bu nasıl oldu, eski toprak?

How'd this happen, old timer?

Eski toprak için fena sayılmaz, ha?

Not bad for an old-timer, huh?

Click to see more example sentences
eski olden

Eski günlerde çorabın bir anlık görüntüsü şok edici bir şey gibi görünüyordu Çorap!

In olden days a glimpse of stocking was looked on as something shocking Stocking!

Eski günlerde, çorabın bir anlık görüntüsü.

In olden days, a glimpse of stocking.

Aslında, "siz"eski günlerdeki" zehir kullandılar kurt öldürmek için herkes neden bu kurtboğan olduğunu bilir etkili bir caydırıcı kurt adamlara karşı.

Actually, in "ye olden days" they used the poison to kill wolves, which is why everyone knows that wolfsbane is an effective deterrent against werewolves.

Click to see more example sentences
eski earlier

Evet. Biraz eski bir model.

Yeah, it's an earlier model.

Biraz eski bir model.

It's an earlier model.

Eski bir Sanctus'u ekleyip buna Hosanna, Benedictus, Agnus Dei, ve Dona nobis pacem bestelerini ekledi.

He added an earlier Sanctus and wrote a Hosanna, Benedictus, Agnus Dei, and Dona nobis pacem for it.

Click to see more example sentences
eski gray

Bir de eski bir gri minibüs vardı.

There was an older gray van.

DS Gray bugün biraz aksi, Paul. Eski hücre arkadaşın Cameron Pell yüzünden.

DS Gray is a little testy today, Paul because of Cameron Pell, your former cellmate.

Gri süveter. Çok eski.

Gray sweater, very old.

Click to see more example sentences
eski outdated

Dünya tarafından unutulmuş modası geçmiş eski şeyler.

It's old stuff, outdated, forgotten by the world.

Eski ve tehlikeli bir yer.

Place is outdated and dangerous.

Eski bir teori.

An outdated theory.

Click to see more example sentences
eski archaic

Kırıntılar ve parçalar, kabartmalar, eski diller, semboller, hepsi birbirine karışmış.

Bits and pieces of glyphs, archaic languages, symbols, all jumbled together.

Eski Latince mi biliyorsun?

You know Archaic Latin?

Şeytan çıkarma oldukça eski bir prosedürdür.

Performing an exorcism is archaic procedure.

Click to see more example sentences
eski shabby

Bir de bu eski püskü dükkan

And this shabby shop

Aslında biraz eski püskü, değil mi?

Bit shabby really, isn't it?

Fazla eski püskü değil.

That's not too shabby.

Click to see more example sentences
eski corny

Eski bir soğuk savaş filmi gibi bayat.

Very corny, like some Cold War film.

Çok fazla eski film izliyorsun.

You watch too many corny movies.

Ama Riddler'ın zeka oyunları bunlar gibi eski, bayat şakalar olmaz.

But brainteasers are the Riddler's m. O not corny old jokes like these.

Click to see more example sentences
eski elder

Daha iyi değil, daha eski bir askerim dedim.

I said an elder soldier, not a better.

İhtiyar güreşçiler, eski tip robotlarla tekerlekli sandalye kullanımına uygun güreş ringinde dövüşecek.

Legends." Elderly wrestlers fighting old-timey robots in a wheelchair-accessible wrestling ring.

Ve eski, kurt pilot ve onun beş dolarlık, eski uçağına.

And to old, elderly Pilot and his five-dollar, elderly airplane.

eski vet

Sabah törendeki eski asker olan genç, Harry.

The young vet at the ceremony this morning, Harry.

Onlar eski stadyumdan, tamam mı?

They're from the Vet, okay?

Longshadow'ın eski kıdemli güvenlik ekibi.

This is Longshadow's hand-vetted security team.

eski lapsed

Ben eski bir vejetaryenim.

I'm a lapsed vegetarian. I

Eski Katolikler dahi.

Even lapsed Catholics.

eski legacy

Eski öğrenciler için, evet.

For legacy students, yes.

Oldukça eski, Vex.

Quite the legacy, Vex.

eski outmoded

Biri eski modelleri tamir ediyor. Ve hepsi sana gülüyor.

Someone is repairing outmodes and they are laughing at you.

Ben eski moda oldum. Bir hurda.

I became old-fashioned, an outmode.

eski primitive

Kaligrafi çok daha ilkel ve eski göründüğü için bu antik bir metin.

It's an ancient text so the calligraphy looks more primitive and older

Eski usul bir deha, bir klasik.

A primitive genius, a classic.

eski secondhand

Sadece biraz eski anılar ve ikinci elden anımsamalar.

Just a lot of old memories and secondhand recollections.

Kızıl saçlar, boş bakışlar eski, ikinci el kitap.

Red hair, vacant expressions tatty, secondhand book.

eski dilapidated

Eski, köhne bir ev biraz derbeder bir bahçesi olan.

It's an old, dilapidated house with a somewhat unkept garden.

eski musty

Çirkin, eski ve küflü.

It's ugly, old and musty.

eski prior

Eski bir dolandırıcı silahlı soygun ve saldırıdan sabıkası var.

He's an ex-con with priors for armed robbery and assault.

eski bygone

Eski bir güç kaynağı su gücü.

A bygone power source water power.