Turkish-English translations for etmek:

to · have · keep · do · make · move · take · get · shoot · say · to have · to do · build · park · work · commit · place · travel · to make · cause · execute · sacrifice · operate · play · step · pay · shit · act · put · locate · hold · total · position · mate · send · set · to fix · practice · piss · construct · to introduce · perform · to invent · squander · achieve · manufacture · put down · to present · affect · to send · tender · crap · subject · amount · cost · fabricate · produce · to include · lay · pose · urinate · wage · carry out · pee · avail · be effective · posture · lay down · ply · practise · other translations

etmek to

Sana yardım edebileceğim bir çok şey var, ve senin de bize yardım edebileceğin bir çok şey var.

There is so much that I can do to help you, and there's much that you can do to help us.

Ve bu arada sana teşekkür etmek istiyorum.

And I want to thank you, by the way.

Bak, buraya yardım etmeye geldik.

Look, we're here to help you.

Click to see more example sentences
etmek have

Endişelenme, çalışmaya devam et, buraya geldim; çünkü sana söyleyeceğim önemli bir şey var.

Don't worry and keep working. I've come here because I have something important to tell you.

Bu bir yılda beni çok mutlu ettin.

You have made me so happy this last year.

Acele et, önemli bir randevum var.

Hurry up, I have an important appointment.

Click to see more example sentences
etmek keep

Endişelenme, çalışmaya devam et, buraya geldim; çünkü sana söyleyeceğim önemli bir şey var.

Don't worry and keep working. I've come here because I have something important to tell you.

İyi işe devam et.

Keep up the good work.

Burda kal ve denemeye devam et.

Stay here and keep trying.

Click to see more example sentences
etmek do

Sana yardım edebileceğim bir çok şey var, ve senin de bize yardım edebileceğin bir çok şey var.

There is so much that I can do to help you, and there's much that you can do to help us.

Merak etme. Garip bir şey yapmadım.

Don't worry, I didn't do anything weird.

Onu hak etmek için ben ne yaptım ki?

I think, What did I do to deserve him?

Click to see more example sentences
etmek make

Ben sadece onu mutlu etmek ve ona yardımcı olmak istemiştim.

I just wanted to make her happy and help her on her way.

Kendini mutlu etmek için bir şeyler yapmalısın.

You need to do something to make yourself happy.

İnsanları mutlu ediyoruz, bu da beni mutlu ediyor.

We make people happy. It makes me happy.

Click to see more example sentences
etmek move

Sadece onu eve götür ve ona devam etmek için hazır olduğunu göster.

Just take him home and show him you're ready to move on.

Yavaş hareket ediyor ama kesinlikle geliyor.

He's moving slow, but he's definitely coming.

Ya da biz çok yavaş hareket ediyorduk.

Or we were moving very slow. Great.

Click to see more example sentences
etmek take

Ama eğer bu seni mutlu ediyorsa, numaranı alacağım ve belki seni ararım.

But if it makes you happy, I'll take your number and maybe call you.

Sen de kendine çok dikkat et.

You take care of yourself too.

Sen de kendine dikkat et Bobby.

And you take care, too, Bobby.

Click to see more example sentences
etmek get

Ailem için değil, Nathan için de değil sadece benim için ve Chris bana bunu yapmamda yardım etti.

It's not for my parents, it's not for Nathan, it's just for me and Chris can help me get it.

Bundan bir şey çıkar ve bana yardım et.

Get something out of that and give me a hand.

Devam et ve yap. Hazır ol.

Go ahead and do it Get ready

Click to see more example sentences
etmek shoot

Lütfen, lütfen bana ateş etme

Please don't shoot me, please.

Sadece ateş etme.

Just don't shoot

Hiç birine ateş ettin mi?

Did you ever shoot someone?

Click to see more example sentences
etmek say

Sadece benim için yaptığın her şey için sana teşekkür etmek istedim.

I just wanted to say thank you for everything you've done for me.

Ve teşekkür etmek için,

And to say thank you,

Herkes seni kontrol ediyor, ama bir şeyler söyleyebilecek tek kişi benim.

Everybody's checking you out, but, you know, I'm the only one who'll say something.

Click to see more example sentences
etmek to have

Endişelenme, çalışmaya devam et, buraya geldim; çünkü sana söyleyeceğim önemli bir şey var.

Don't worry and keep working. I've come here because I have something important to tell you.

Bazen Birini kurtarmak için bir şeyi yok etmek zorundayız Değil mi?

Sometimes.. we have to destroy one thing to save another, right?

Sana itiraf etmem gereken korkunç bir şey var.

I have something terrible to confess to you.

Click to see more example sentences
etmek to do

Sana yardım edebileceğim bir çok şey var, ve senin de bize yardım edebileceğin bir çok şey var.

There is so much that I can do to help you, and there's much that you can do to help us.

En azından ona yardım etmek için bize bir şans verebilirsiniz.

The least you can do is give us a chance to help her.

Ben bir şey yapamam, seninle gerçekten kavga etmek istiyor.

I can't do anything. She really wants to fight you.

Click to see more example sentences
etmek build

Bir şey inşa ediyoruz ve ne olduğunu bile bilmiyoruz.

We're building something and we don't even know what it is.

Büyük bir ev inşa etmek istiyorum.

I want to build a large house.

George Clooney ilk büyük filmini yaptı; bir bomba Oklahoma şehrindeki federal bir binayı yok etti; O.J.

George Clooney made his first big movie A bomb destroyed the federal building in Oklahoma city

Click to see more example sentences
etmek park

İki gün önce bu arabayı nereye park ettin?

Where did you park this car two days ago?

O sadece park etmeye çalışıyordu Vince, kapa çeneni.

He was only trying to park it Vince, shut up.

Bu parkı o inşa etti.

He built this park.

Click to see more example sentences
etmek work

Endişelenme, çalışmaya devam et, buraya geldim; çünkü sana söyleyeceğim önemli bir şey var.

Don't worry and keep working. I've come here because I have something important to tell you.

Sana yardım etmeye çalıştı, ve işe yaradı da.

She was trying to help you, and it worked.

Laurel, ben de bir şey üzerinde çalışıyorum ama eğer işe yaramazsa kardeşime yardım etmek için en iyi şansım bu.

Laurel, I am working on something on my end, but If it doesn't work out, this is my best chance to help my sister.

Click to see more example sentences
etmek commit

Genç bir çocuk intihar etti. Çünkü bu şirket ona bir içecek satmayı reddetti.

A young child has committed suicide because this company refused to sell them a drink.

Üç ay sonra da intihara teşebbüs etmiş.

She committed suicide three months later.

Kör adam daha önce intihar etti.

Blind men have committed suicide before.

Click to see more example sentences
etmek place

İntikam için değil, hak ettikleri için de değil. Dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için de değil.

Not for revenge. not because they deserve it. not because it'll make the world a better place.

Ama bunu test etmek için bir yer lazım.

I need a place to test it, though.

Noah bu yerde devam etmek için bize bir şans verdi.

Noah has given us a chance to continue this place

Click to see more example sentences
etmek travel

Özel bir şey bulmak için. Seyahat etmek için çok uzun yol.

To find something special it's a long way to travel

O hala bir veya daha fazla potansiyel kurbanın seyahat ettiğini düşünüyor.

He still thinks there's one or more potential victims traveling.

Birlikte seyahat etmişler, önce Avrupa ve sonra da Türkiye.

'They travel together, first in Europe and then Turkey.'

Click to see more example sentences
etmek to make

Ben sadece onu mutlu etmek ve ona yardımcı olmak istemiştim.

I just wanted to make her happy and help her on her way.

Bütün bu olayı seni mutlu etmek için yaptım tamam mı?

I did this whole thing to make you happy, okay?

İkisi de seni mutlu etmek istiyor.

Both want to make you happy.

Click to see more example sentences
etmek cause

Çünkü o hayatında olduğu için çok mutlu, ve onu mutlu görmek beni de mutlu ediyor.

'Cause he's so happy having you in his life, and seeing him happy makes me happy.

Bak sen ve annem küçük bir kavga ettiniz diye

Look, just 'cause you and Mom had a little fight

İyi bir amaç için mücadele ediyorum.

I'm fighting for a good cause.

Click to see more example sentences
etmek execute

Çünkü kardeşin, federal bir hakimi infaz ediyor ve ne olursa olsun, sen de bir suç ortağı olacaksın.

Because your brother is about to execute a federal judge, and no matter what happens, you'll be an accomplice.

Bu plân çok karmaşık ve çok kusursuz bir şekilde infaz edildi.

This plan is so complex and was executed perfectly.

Cao Cao, Amiralleri Cai Mao ve Zhang Yun'u idam etmiş.

Cao Cao has executed Admirals Cai Mao and Zhang Yun.

Click to see more example sentences
etmek sacrifice

Affedin beni majesteleri, bilgili bir adam değilim ben ama öldürmek ile kurban etmek arasında bir fark var mı?

Forgive me, Your Grace, I'm not a learned man, but is there a difference between kill and sacrifice?

Bu kızı feda etmemeliyiz, kriz ne kadar kötü olursa olsun.

We shouldn't sacrifice this girl, no matter how bad the crisis.

Bir aşk için diğerini feda etmek doğru değil.

One love to sacrifice another love is not right.

Click to see more example sentences
etmek operate

Haydi, bir nakit para operasyonu ama bir şey, hepsini tehdit etti, öyle değil mi?

Come on, a cash operation but something threatened all of that, right?

Ama Vulcan fizyolojisiyle ameliyat etmeden bir şey söylemek imkansız.

But with Vulcan physiology, it's impossible to tell without an operation.

Uh, evet, Operatör, kabul ediyorum.

Uh, yes, Operator, I accept.

Click to see more example sentences
etmek play

Tamam, bu durumda oynamaya kesinlikle devam edebilirsin, değil mi?

Okay, well, in that case, you can definitely keep playing, right?

Şu şarkıyı çalmaya devam et.

Keep playing that song.

Baba, o şarkıyı çalmaya devam et!

Play, Father, keep playing that song!

Click to see more example sentences
etmek step

Ben sana bir sonraki adım için yardım ediyorum.

I'm only here to help you take the next step.

Orada adımlarına dikkat et, Brian.

Watch your step out there, Brian.

Adımlarına dikkat et, küçük hanım.

Better watch your step, little lady.

Click to see more example sentences
etmek pay

Tek farkı artık benden nefret etmiyor çünkü, gerçekten ama gerçekten iyi para veriyorum.

The only difference is she doesn't hate me anymore because i'm paying her really, really well.

Acele et ve öde.

Hurry up and pay.

Git onu bir ziyaret et.

Go pay him a visit.

Click to see more example sentences
etmek shit

Ben ona aşık değilim, fakat her zaman kendime lanet ediyorum.

I'm not in love with her, but I shit myself every time

Park etmek için boktan bir yer.

That's a shit place to park.

Geçen yıl vefat etti. Öyle mi? Evet.

He passed away last year. did he? yeah. shit.

Click to see more example sentences
etmek act

Bayan Henderson, sana bu soran garip hissediyorum, Dinle, ama daha önce herhangi bir farklı hareket ediyordu?

Listen, Mrs. Henderson, I feel weird asking you this, but was he acting any differently before?

Herkesin iyiliği için birlikte hareket etmeliyiz.

We must act together, for everyone's sake.

Bu teröristler bir grup kör insan gibi hareket ediyorlar.

These terrorists act like a group of blind people.

Click to see more example sentences
etmek put

Bırak şu şeyi ve bana yardım et!

Put that thing away and come help me!

Sonra onu yere koy ve bana dikkat et.

Then put it down and pay attention to me!

Dikkat et, elini başının altına koy.

Careful, put your hand under his head.

Click to see more example sentences
etmek locate

Crais ve Talyn bir çeşit operatör hekim, iyileştirici bir tür tespit etti.

Crais and Talyn have located some kind of surgeon, a healer species.

Ana tanığım, Marita Covarrubias Birleşmiş Milletler için çalışıyor ve yerini tespit edemiyorum.

My central witness, Marita Covarrubias works for the United Nations and I can't locate her.

Kızın yerini tespit ettik.

We've located the girl.

Click to see more example sentences
etmek hold

Dikkat et! şimdi, onu burada tut.

Careful! Now, hold him there.

Dur bakalim, dikkat et, dikkat et, hey.

Hold on, watch out, watch out, hey.

Bir uzaktan tetikleme. Ve tahmin et onu kim tutuyordu?

A remote trigger and guess who was holding it?

Click to see more example sentences
etmek total

Sana yardım etmek isterdim ama yapamam, çünkü hiçbir işe yaramazsın.

I'd like to help you but I can't, because you're so totally useless.

Ben de kendim için çok farklı bir yaşam hayal etmiştim.

I had imagined A totally different life for myself too.

Üzgünüm, ama bu kesinlikle kabul edilemez.

I'm sorry. This is totally unacceptable

Click to see more example sentences
etmek position

Birisine ateş etmek için güzel bir pozisyon ama neden bir kere ateş etmiş?

That's a good position for shooting someone. But why'd he fire only once?

İtiraz ediyorum, Sayın Yargıç, bu resmi bir hokey pozisyonu değil.

Objection, Your Honor. That is not an official hockey position.

Ve daha iyi bir pozisyon olduğunu fark etmiş.

And realized there was a better position.

Click to see more example sentences
etmek mate

Seni bozmaktan nefret ediyorum, ama kötü şeyler her yerde oluyor.

Hate to break it to you, mate, but bad things always happen everywhere.

Billy, merak etme dostum.

Billy, don't worry, mate.

Bak Ryan. Sana yardım etmek istiyorum.

Look, Ryan, I wanna help, mate.

Click to see more example sentences
etmek send

Ve uh Tanrı'ya her gün teşekkür ediyorum bana Craig gibi bir dost gönderdiği için.

And uh I thank God every day, for sending me a friend Iike Craig. I love you, man.

Kasaba bir insan kurban etmeye karar verdi ben de gönüllü oldum.

The town decided to send a human sacrifice and I volunteered.

Mesaj göndermeye devam et.

Just keep sending messages.

Click to see more example sentences
etmek set

Her şeyi hazır et ve bizi orada bekle.

Get everything set up and wait for us there.

Belirli kuralları takip ediyoruz ve bir sisteme göre oynuyoruz.

We're following a specific set of rules and playing a system.

Masa için yardım et.

Help me set the table

Click to see more example sentences
etmek to fix

Bu yüzden onu tamir etmek için bir servet ödeyeceğim.

So I'm gonna have to pay a fortune to fix it.

Ama sen hiçbir şeyi tamir etmeyi bilmiyorsun, baba.

But you don't know how to fix anything, Dad.

Bir şeyi tamir etmek için burada.

He's here to fix something.

Click to see more example sentences
etmek practice

Zaten öyle bir niyetim de yok. Ama onu kibarca reddettiğimde, beni resmen tehdit etti.

Oh, I have no intention of it, but when I politely declined, she practically threatened me.

İki asır önce bugün, iki insan büyücülük yapmaktan infaz edilmiş.

Two centuries ago today, two people were executed for practicing witchcraft.

O zaman daha çok tecrübe etmelisin.

Then you must practice more.

Click to see more example sentences
etmek piss

Evet, bana göre dolu ve bu da asansörlerden nefret ediyor merdivenler sidik gibi kokuyor, ayrıca

Yeah, well, it was full for me, and he hates elevators, and the stairs smell like piss, and

Tamam, peki çiş ve çiş torbaları ne kadar ediyor?

Okay, so how much for the piss and the piss bags?

Sen Nance, sen et, kan, ter ve sidikten ibaretsin.

And you, Nance, you're flesh and blood, sweat and piss.

Click to see more example sentences
etmek construct

Ben de sana daha çok inşaat işi teklif ediyorum.

I'm just offering you a lot more construction work.

Sayın Yargıç, Kendall İnşaat mahalleler kurar, onları yok etmez.

Your Honor, Kendall Construction builds neighborhoods. It doesn't destroy them.

İnşaat şirketini kontrol ettin mi?

Have you checked the construction company?

Click to see more example sentences
etmek to introduce

Şimdi size çok özel birini takdim etmek istiyorum.

Now I'd like to introduce you to someone very special.

Şimdi millet, size çok özel bir konuğumu takdim etmek istiyorum.

Now folks, I'd like to introduce a very special guest.

Size özel birini takdim etmek için.

To introduce you to someone special.

Click to see more example sentences
etmek perform

Bunu söylemekten nefret ediyorum ama iyi bir oyuncu tuttum.

I hate to say this, but I hired a good performer.

Dr. Benton ve Dr. Corday ameliyat etti.

Dr. Benton and Dr. Corday performed the surgery.

Bazen de halka hizmet etmek için.

Or sometimes to perform a public service.

Click to see more example sentences
etmek to invent

Herkesin saklayacak bir şeyleri vardır, bu yüzden avukatları icat ettik.

Everyone has something to hide, which is why we invented lawyers.

Bunu dinle Onlar başka bir hayatı icat etti.

listen to this they have invented another life.

Babam bulut kuşağını kontrol eden bir makine icat etti.

My dad's invented a machine to control the cloud belt.

Click to see more example sentences
etmek squander

Servetini çarçur etmiş ve sonra intihar etmiş.

He squandered his fortune and has committed suicide.

Sonra da bir kumar bağımlısı olup servetini çarçur etmişti.

Became a gambling addict he squandered his fortune

Bu mezbelelikte seninki gibi bir yeteneği ziyan etmek.

Squandering a talent like yours in this backwater.

Click to see more example sentences
etmek achieve

Yani, ne kadar böyle boynuzları elde etmek için onu aldı düşünüyorum?

I mean, how long you think it took him to achieve antlers like this?

Başkan tam olarak ne elde etmeyi umuyor?

What exactly does the president hope to achieve?

Bu araba en yüksek hızı elde etti ve en ekonomik olanı.

It achieved the highest top speed and is the most economical.

Click to see more example sentences
etmek manufacture

Patron, yasal olarak, üretici firma yelekleri yok etmek için bir geri dönüşüm şirketi ile anlaşmalı.

Boss, legally, the manufacturer has to hire a recycling company to destroy the vests.

Charles Moreton, Leeds'den gelen bir üretici temsilcisi Doğu Almanya'da mobilya fabrikalarını ziyaret ediyor.

Charles Moreton, manufacturer's representative from Leeds visiting furniture factories in East Germany.

Davalı tarafından imal edilmiş sigaraları.

Cigarettes manufactured by the defendant.

Click to see more example sentences
etmek put down

Bırak onu ve bize yardım et.

'Put that down and help us.'

Koy onu yerine ve hareket etme.

Put it down and don't move.

Onu yerine koy ve sürmeye devam et.

Put it down and keep driving.

Click to see more example sentences
etmek to present

Bayanlar ve baylar sizlere Daniel ve Emily Grayson'ı takdim etmek benim için büyük onur.

Ladies and gentlemen, it is my great honor to present to you Daniel and Emily Grayson.

Güzel hediye için size teşekkür etmek istiyorum.

I want to thank you for beautiful present.

Bugün, bu hançeri sana.. bir onur.. ve uyarı olarak hediye ediyorum.

Today, I present this dagger to you as an honor and a warning.

Click to see more example sentences
etmek affect

Bu benim bal işimi nasıl etkileyecek merak ediyorum.

Wonder how this is gonna affect my honey business?

Durma devam et, beni etkilemez.

Go ahead. It doesn't affect me.

Sadece gaz ve ışık etki ediyor.

Only gas and light affect it.

Click to see more example sentences
etmek to send

Tebrik etmek için bir hediye gönderin o kadar.

Just send him a gift to congratulate him.

Şerif'e bir şey olursa Prens John Nottingham'ı yerle bir etmek için bir ordu gönderecek.

Anything happens to the Sheriff, Prince John sends an army to raze Nottingham to the ground.

Onu ikna etmesi için birini göndereceğim.

I'll send someone to persuade him.

Click to see more example sentences
etmek tender

Dana eti gibi, ama daha yumuşak.

Like veal, but more tender.

Üç kavanoz et yumuşatıcı ve bir beysbol sopasıyla.

Three jars of meat tenderizer and a baseball bat.

Onların eti taze ve en lezzetli olacaktır.

Their meat will be the most deliciously tender.

Click to see more example sentences
etmek crap

Kabul et, Randy. Sen de bok gibi olduğunu düşünüyorsun.

Admit it, Randy, you think it sounds like crap too.

Baba, saygısızlık etmek istemem ama bu tamamen saçmalık.

Dad, all due respect, but that's a bunch of crap.

Bu bok hareket ediyor!

This crap is moving.

Click to see more example sentences
etmek subject

Konuyu değiştirmek, bir insan için beş para etmez bir özür

Changing the subject makes you a worthless excuse for a human being

Sonra bir numaralı zanlıyı teşhis etti.

Then she identified subject number one.

Test etmek için bir hedef buldum.

Found a subject for a test fire.

Click to see more example sentences
etmek amount

Bütün o klonları kontrol etmek çok büyük bir fiziksel güç gerektirmeli.

Controlling all of those clones Must require a tremendous amount of physical strength.

Bir adam gelip bir dolu nakit para teklif etti.

A fellow came in, offered the full amount in cash.

On milyonlarca dolar değerinde özel mülkün yok edilmesi, hırsızlık ve şimdi de bu.

Felony distruction of property Amounting to tens of millions of dollars, theft and now this.

Click to see more example sentences
etmek cost

Bunu kabul edemem, bu sana bir servete mâl olmuştur!

I can't accept this, this must have cost a fortune!

Bu şey ne kadar ediyor biliyor musun?

Do you know how much this thing cost?

Bir inek ne kadar ediyor?

How much does a cow cost?

Click to see more example sentences
etmek fabricate

Ben olduğum zaman, sonra kumaş beni hasta ediyor.

When I am hungry, then the fabric makes me sick.

Tucker için süper kumaşı icat etti.

He's invented a super fabric for Tucker.

O günden sonra ithalat başladı: kumaşlar, et, süt ürünleri, meyve ve makarna.

Henceforth, it imported fabrics, meat, dairy products, fruit and pasta

Click to see more example sentences
etmek produce

Yapımcı olmak istiyorsan oku, oku, okumaya devam et.

You wanna be a producer, read, read. Keep reading.

İtiraz ediyorum Sayın Yargıç, avukatın elinde bu arama kaydı yok.

Objection, Your Honor, counsel has produced no record of this call.

Ayrı ayrı genleri izole ettik. Bunlardan biri, özellikle, üstün bir büyüme hormonu üretir.

We isolated separate genes, one of which, in particular, produces a superior growth hormone.

Click to see more example sentences
etmek to include

O çocuğa yardım etmek istedi. ama Daniel herkes gibi onu da kullanmak istiyor. Sana yaptığı gibi.

He wanted to help that kid, but Daniel wants to use him like he uses everyone, including you.

Kardeşini kurtarmak için her şeyi feda etti seni de dâhil.

He just sacrificed everything to save his brother, including you.

Bu sene bir de öğrenci yönetmen dâhil etmeye karar verdim.

I've decided to include a student director this year.

Click to see more example sentences
etmek lay

Merak etme sen, burada sessizce yat.

Don't you worry, just lay there quietly.

Durma devam et, uzan.

Go ahead and lay down.

Kenshin, merak ediyorum da, ya Shigure seni bekliyorsa?

I wonder if Shigure is laying in wait for you, Kenshin?

Click to see more example sentences
etmek pose

Cochise ve bunu ortaya kabul etti bir güvenlik riski çok fazla.

Cochise and I agreed it posed too much of a security risk.

Çıplak poz sana hiçbir şey ifade etmez.

Posing naked for you doesn't mean anything

Yarık Fleming için tehlike teşkil ediyor mu?

Does the rift pose any danger to the Fleming?

Click to see more example sentences
etmek urinate

Jeannie üç litre idarar biriktirmeme yardım etti.

Jeannie helped me collect three liters of urine.

İstediğiniz gibi, pozitif idrar testinizi tekrar kontrol ettik.

As you requested, we've rechecked your positive urine test.

Evet acayip zengin, çiş sıçratmayan pisuar naftalini icat etti.

ARCHER: Uh oh! Yeah, crazy-rich, she invented the splashless urinal cake.

Click to see more example sentences
etmek wage

Ve nihayet geri mücadele ediyoruz, Püritenlerin karşı savaş yürütmekle.

And finally you are fighting back, waging war against the Puritans.

Neden Birleşik Devletler bu acımasız savaşta mücadele ediyor?

Why is the United States waging this ruthless war?

Kölelik, serflik, ücretlilik. Medeniyetin üç büyük döneminde karakterize edilmiş esaretin farklı üç hali.

Slavery, serfdom, wage-earning these are the forms of servitude characterizing civilization's epochs

Click to see more example sentences
etmek carry out

Carrie, dikkat et.

Carrie, watch out.

Roe, Carrie'yi al, bir kontrol et.

Roe, take Carrie, check it out.

Sen de müvekkilime karşı feryat etmeyi kes.

And stop carrying out a jeremiad against my client.

etmek pee

Merak etme Pee-wee.

Don't worry, Pee-wee.

Acele et, işemem lazım.

Hurry, I have to pee.

etmek avail

Şüpheli Kanunsuz faaliyeti, tüm müsait birimler talep ediliyor.

Suspected vigilante activity, requesting all available units.

Bir kere iki kere denedim ama kâr etmedi.

I tried once, twice but to no avail

etmek be effective

İki saat sonra Bakan Ding üzerinde hiçbir etki olmazsa Dee derhal idam edilecek!

After two hours if there's no effect on Minister Ding Dee will be executed forthwith!

Ancak bu etkiler idare edilebilir olmalı.

But the effects should be manageable.

etmek posture

Duruşuna dikkat et.

Watch your posture.

Sonra İspanya'ya gelmiş, gerçekçiliğin, hüznün, eziyet edilmiş bedenlerin kaynağına

Laterhe arrived in Spain,the source of his realism, sorrow,tortured postures

etmek lay down

Durma devam et, uzan.

Go ahead and lay down.

etmek ply

Onlara aquavit ikram ettik.

We've plied them with aquavit.

etmek practise

Merak etme. Mo-Kei Kung-Fu yapamaz.

Don't worry Mo-kei can't practise kung-fu