fırlatıp

Bir şey fırlatmak için nedeni vardı. Ama bana değil.

He had a reason to throw something but not at me.

Ama o kapıyı kilitledi ve fırlatıp attı anahtarı

But he locked the door And threw away the key

Tamam, sinir bozucu ve çocukça olabilir ve bazen ben bile ona sandalye fırlatmak istiyorum ama o O tehlikeli değil.

I mean, he's annoying and childish and sometimes I wish I could throw a chair at him, but he's he's not dangerous.

O yeni bir te Yeni bir tekneyi fırlattı.

That's a new b Threw away a new boat.

Biri bir şişe fırlattı.

Somebody threw a bottle.

Ya ben ona ya o bana bir şeyler fırlattı, hatırlamıyorum.

I threw something, or she did I don't remember.

İşte o zaman beni yatağın üzerine fırlattı.

And that's when he threw me on the bed.

Annem maskeyi yere fırlattı ve bana cesur olmamı söyledi.

Mother threw down the mask and told me to be brave.

Ve sen, bu hayvanlar için hepsini fırlatıp attın.

And you threw it all away for these animals.

Ve sen fırlatıp attın..

And you throw it away?