Turkish-English translations for fırsat:

opportunities, opportunity · chance · break · occasion · offer · turn · opening · field · leisure · other translations

fırsat opportunities, opportunity

Ama bana sordu ve ben de özür dilemek için iyi bir fırsat olduğunu düşündüm.

But she asked me, and I thought it would be a good opportunity to apologize.

Burada büyük bir fırsat var, Richard.

You have a great opportunity here, Richard.

Sana gerçeği söylemen için her fırsatı verdim, ama sen kaçtın.

I gave you every opportunity to tell the truth, but you ran.

Click to see more example sentences
fırsat chance

Belki de bir intihar görevidir ama en azından bana bir şeyler yapma fırsatını verin.

Maybe this is a suicide mission, but At least give me chance to do something.

Sadece ve normal insanlar gibi yaşamak için bir fırsat istiyorum.

I just want a chance to work and to live like regular people.

O zaman, şimdi sana bir fırsat sunuyorum.

Then I'll give you a chance even now.

Click to see more example sentences
fırsat break

Bana bir fırsat ver, olur mu, lütfen?

Give me a break, will you, please?

Senin için harika bir fırsat.

It's a great break for you.

Haydi, ona bir fırsat ver.

Come on, give her a break.

Click to see more example sentences
fırsat occasion

Ve bu toplumu tüm üyeleri için bir fırsat için bir fırsat olduğunu anladım.

And i understood this to be an occasion for all members of the community.

Bu tarihi bir fırsat, Frank.

This is a historic occasion, Frank.

Çok yakında başka mutlu fırsat olacak

You'll have another happy occasion very soon

Click to see more example sentences
fırsat offer

Buraya sana yeni bir fırsat sunmaya geldim.

I came to offer you a new opportunity.

Onlara harika bir fırsat sunuyoruz.

We're offering them a great opportunity.

Evet, ben de sana bu fırsatı sunuyorum.

Yes, and I'm offering you just that chance.

Click to see more example sentences
fırsat turn

Ajan Callaway büyük bir hata yapıyor ve senin bunu tersine çevirmek için bir fırsatın var.

Agent Callaway is making a big mistake, and you have the opportunity to turn this around.

Diğer yanağını dön, ikinci fırsat, amin.

Turn the other cheek, second chances, Amen.

Mücadele bana her fırsatta, senin hırs fırlattı cıvata benim isteklerine karşı.

Fighting me at every turn, your ambition the bolt hurled against my wishes.

Click to see more example sentences
fırsat opening

Ama yeni kapılar açıyor. Hepsi için bir fırsat!

But you're opening new doors, opportunity for all.

Şimdi bir fırsat penceresi açılıyor!

Window of opportunity is opening now.

Bu da bize bir fırsat sunabilir.

This could give us an opening.

Click to see more example sentences
fırsat field

Bu Sylar fırsat basımı, değil mi?

That's a Sylar field edition, right?

fırsat leisure

Ve boş vakitler için de bol fırsatlar var.

And that there's ample opportunity for leisure also.