Turkish-English translations for farklı:

differ, different, differently · other · another · separate · distinctive, distinct · unlike · unique · varying, varied · otherwise · dissimilar · diverse · several · alien · various · disparate · differential · divergent · other translations

farklı differ, different, differently

Senin için farklı olduğunu biliyorum. Çünkü her zaman farklıdır. Ama, eğer ihtiyacın olursa

I know it's different for you because it's always different, but if you ever need

Hayır, bu bir aile ve farklı değil.

No, this is family; it's not different.

Evet, ama hayır. Bu kez farklı.

Yes, but no, this is different.

Click to see more example sentences
farklı other

Başka şeyler görmek istiyorum, farklı, yeni şeyler farklı insanlarla konuşmak istiyorum.

I want you to see other things, different, new things, talk to different people.

Ama bu, çok farklı bir hikaye.

But that is a whole other story.

İki farklı kişi aslında.

Two other people, actually.

Click to see more example sentences
farklı another

Farklı bir şey istiyorsan, başka bir isim vereceksin.

Hey, you want something different, you give me another name.

Şöyle fark eder; bu doğruysa, bir başka tanık hatta bir başka zanlı olabilir.

The difference, if it's true, is there could've been another witness, or even another suspect.

Belki başka bir karakterin, farklı bir bakış açısı olabilir.

Maybe another character would have a different point of view.

Click to see more example sentences
farklı separate

Daha iyi ya da kötü değil, farklı değil, ayrı değil ama hepsi aynı.

Not better or worse, not different, not separate but all the same.

Hadi! En azından artık farklı bir numaramız var.

Well at least we have a separate number now.

Bu herifin tamamen farklı bir gündemi var.

This guy has a completely separate agenda.

Click to see more example sentences
farklı distinctive, distinct

Henüz değil, ama bu farklı bir olasılık.

Not yet, but it's a distinct possibility.

Sana bir kere farklı olarak "iyi Bay Nigel-Murray" dediğimi hatırlıyorum.

I distinctly remember saying to you once, "Good job, Mr. Nigel-Murray.

Çok yakışıklı, çok farklı görünüyorsun.

You look so handsome, so distinct.

Click to see more example sentences
farklı unlike

Ama, elbette, değil mi ölmeyi hak, Kennedy farklı.

But surely she did not deserve to die, unlike Kennedy.

Hayır, yani tamamen farklıdır demek istiyorum.

No, I mean unlike this. Totally different.

Babası gibi değil, o farklı.

Unlike his father, he is different.

Click to see more example sentences
farklı unique

Bence sen ne kadar eşsiz olduğunun farkında değilsin.

I don't think that you realize how unique you are.

Eşsiz bir ritmi var, ama tamamı farklı değil

It's got a unique beat, but not entire different from

Bu enerji sadece eşşiz değil, aynı zamanda farklı da.

That energy is not only unique, also, different.

Click to see more example sentences
farklı varying, varied

Kesinlikle sol elini kullanmış ama her yara farklı güç kullanılarak açılmış.

He definitely used his left hand, but each wound was created with varying force.

İnsan doğası bize çok daha farklı eğlenceler sunabiliyor.

Human nature provides much more varied entertainment.

Bu işlem farklı sıcaklık ve duruma bağlı olarak değişebilir.

The process can vary depending on temperature and conditions.

Click to see more example sentences
farklı otherwise

Çünkü öteki türlüsü kulağa biraz farklı geliyor.

Because otherwise it sounds a little different.

Ama ben farklı düşünüyorum.

But I think otherwise.

Aksi takdirde, genç Isaac'in kaderi çok farklı olabilirdi.

Otherwise, the young Isaac's fate might have been very different.

Click to see more example sentences
farklı dissimilar

O kadar da farklı değiliz. Sen ve ben, Tony.

We're not all that dissimilar, you and me, Tony.

Vulkan ve insan fizyolojisi o kadar farklı değildir.

Vulcan and human physiology are not all that dissimilar.

Bu adam çok farkli bir hukuki yöntemden geliyor.

This man comes from a dissimilar method of law enforcement.

Click to see more example sentences
farklı diverse

Potansiyel veri değerlerini en yüksek değere çıkarmak için farklı istatisliksel verileri birleştiriyorum.

I concatenate diverse statisticaI information to maximize the potentiaI utilization of data.

Evet istiyoruz, farklı bir aileyiz.

Yeah, we do. A diverse family.

Eğer her bir canlı şey, diğer canlılardan farklı ise. o zaman çeşitlilik hayatın sadeleştirilemez bir gerçeğidir.

If every single living thing is different from every other living thing then diversity becomes life's one irreducible fact.

Click to see more example sentences
farklı several

Hatta küçük bir ada bile bir kaç farklı tür içerebilir.

Even one small island may contain several different species.

Geçen gece farklı ambulanslar

Last night several ambulances

Dişli wetalar Yeni Zelanda'daki bir kaç farklı weta türünden biridir.

Tusked wetas are one of several different wetas in New Zealand.

Click to see more example sentences
farklı alien

Bir şey fark ettin ve onu araştırıyorsun. Sen olduğun için bu şey tehlikeli ve uzaylı olacaktır.

You noticed something and you're investigating it, and because it's you, it's going to be dangerous and alien.

Bu gezegendekilerden ve bizim yaşam formumuzdan tamamen farklı ve tamamen tehlikeli.

She is totaIly alien to this planet and our Iife-form and totaIly dangerous.

Uzaylılar farklı gelişmiş olabilir.

Maybe aliens evolved differently.

Click to see more example sentences
farklı various

Benzer, ama çeşitli alanları var. köpek ve KUrt arasındaki fark gibi.

Are similar, but various fields. Like the difference between dogs and wolves.

Birden fazla kaburga kırığı, farklı iyileşme aşamaları.

Multiple rib fractures, various stages of healing.

Sanat farklı kisvelerde ortaya çıkar, değil mi?

Art comes in various guises, doesn't it?

farklı disparate

Evlilik birliğinin birbirinden farklı öğeleri. Erkek ve kadın, yin ve yang, proton ve elektron.

Marriage is the union of disparate elements male and female, yin and yang, proton and electron.

Muhtemelen üç milyon dolarlık bir fark için doğru bir terim değil.

Probably not the right term for a three million dollar disparity.

Ve bu beş puanlık fark, büyük bir uçurum.

And that five point disparity, that is a chasm.

farklı differential

İpek bir adam ve bir at arasında fark edilemez.

Silk couldn't differentiate between a man and a horse.

Güç farkı, bu işbirliğiydi, İşte bu harika.

A power differential, it was coordinate, that is great

farklı divergent

Şimdi belki de benle bu kişi arasında durumumuz farklıdır.

Now maybe Between me and this person there's diverging agendas.