Turkish-English translations for göstermek:

show · to show · look · indicate · point · suggest · show up · display · demonstrate · reveal · record · evidence · tell · point to, to point · to look · prove · to indicate · represent · present · show off · to demonstrate · initiate · mark · teach · exhibit · express · promise · read · produce · signalize · learn · register · screen · witness · denote · hold · offer · point at · expose · introduce · point out · depict · direct · open · reflect · set · to display · manifest · table · other translations

göstermek show

Orada sana göstermek istediğim bir şey var. Çok özel bir şey.

There's something there I want to show you something really special.

Buraya gel, sana bir şey göstereyim.

Come here, let me show you something.

Lütfen, göster bana.

Please, show me.

Click to see more example sentences
göstermek to show

Orada sana göstermek istediğim bir şey var. Çok özel bir şey.

There's something there I want to show you something really special.

Bana göstermek istediğin bir şey var mı?

Is there something you Want to shoW me?

Bu ona başka yolu olduğunu göstermek için senin şansın.

This is your chance to show him there's another way.

Click to see more example sentences
göstermek look

Bak sana göstermek istediğim başka bir şey var.

Look, there is something else I have to show you.

Gerçek bir kadının nasıl olduğunu bize göster!

Show us what a real woman looks like!

Bu adam Kaptan Amerika'yı "Züppe" gibi gösteriyor.

This guy makes Captain America look like "the dude.

Click to see more example sentences
göstermek indicate

Olay yeri gösteriyor ki çifte cinayet, intihar ve ağır yaralı genç bir adam var.

The crime scene indicates a double murder, suicide and one seriously injured young man.

Bu tür takipçilik kişisel bir sebep olduğunu gösteriyor.

This type of stalking behavior indicates a personal motive.

GPS Bowery'de olduklarını gösteriyor. tekrar ediyorum, Bowery, Pell'e doğru güneye gidiyorlar.

Uh, GPS indicates they're on Bowery. Repeat, Bowery moving south towards Pell.

Click to see more example sentences
göstermek point

Ama konu da bu, saygı göstermedi efendim.

But that's the point, he didn't respect them, sir.

Kan örnekleri Kyle ve Jill'i gösteriyor.

Blood samples point to Kyle and Jill.

Her şey beni gösteriyor.

This all points to me.

Click to see more example sentences
göstermek suggest

Bu da gösteriyor ki o hiçbir şey yapmadı.

And that would suggest that he didn't do anything.

Ama detaylı bir inceleme, daha farklı bir işlevlerinin de olduğunu gösterdi.

But detailed examination has suggested an additional and very different function.

Bu imza, aynı katilin işi olduğunu gösteriyor.

That signature suggests the work of the same killer.

Click to see more example sentences
göstermek show up

Oraya git ve onlara bir ve annenin ne olduğunu göster.

Go up there and show them what a wife and a mother is.

Acele et ve göster şunu!

Hurry up and show me.

Ayağa kalk, sana bir şey göstereyim.

Stand up, let me show you something.

Click to see more example sentences
göstermek display

Bilgisayar Riker, Bayan William T.'nin aile kaydını göster.

Computer display family record, Riker, Mrs. William T.

Riker, Bayan William T.'nin aile kaydını göster.

Display family record, Riker, Mrs. William T.

Bilgisayar, Dr. Zimmerman'ın bütün Yıldız Filosu kayıtlarını göster.

Computer, display all Starfleet records on Dr. Lewis Zimmerman.

Click to see more example sentences
göstermek demonstrate

Özel Stansbury ve Kendimi göstermek edeceksin Bu ritüel gerçekten nasıl yapılır.

Private Stansbury and myself are gonna demonstrate how this ritual is really done.

Kadınlar ve çocuklar için duygusal bir zayıflık gösterdin.

You've demonstrated an emotional weakness for children and women.

Mary Jane Beth Sue sizlere gösterecek.

Mary Jane Beth Sue will demonstrate.

Click to see more example sentences
göstermek reveal

Otopsi, göğüs bölgesinde benzer giriş ve çıkış yaraları olduğunu gösterdi.

Autopsy revealed similar entry and exit wounds through the chest.

Otopsi olağandışı bir şey göstermedi.

The autopsy revealed nothing unusual.

Bayan Sheng, Bu isyan bize birçok gerçeği gösterdi.

Miss Sheng, this rebellion revealed many truths to us.

Click to see more example sentences
göstermek record

Hastane kayıtları sekiz ay önce bir bebeği olduğunu gösteriyor.

Hospital records show she had a baby eight months ago.

Bilgisayar Riker, William T.'nin aile kaydını göster.

Computer display family record, Riker, William T.

Seven bana sensör kayıtlarını gösterdi.

Seven showed me the sensor records.

Click to see more example sentences
göstermek evidence

Ona kanıtları göster, ona kocasının gerçekte nasıl suçlu olduğunu göster.

Show him the evidence, show him how guilty his husband really was.

Hey, bana bir kanıt göster.

Hey, just show me some evidence.

Şok edici bu yeni kanıt, ilk Şükran Günü'nde ayrıca hayaletlerin de olmuş olabileceğini gösteriyor.

Shocking new evidence suggests that the first Thanksgiving might also have been haunted!

Click to see more example sentences
göstermek tell

Bak, sen bana seninkini göster ben de sana benimkini göstereyim.

Tell you what, you show me yours and I show you mine.

Anlat bana daha lütfen göster bana

Tell me more, please show me

Göster ve anlat, Susan.

Show and tell, Susan.

Click to see more example sentences
göstermek point to, to point

Onu bana göster, tamam mı?

Point me to him, okay?

Her şey beni gösteriyor.

This all points to me.

Her şey kalbi gösteriyor.

Everything points to the heart.

Click to see more example sentences
göstermek to look

Bak sana göstermek istediğim başka bir şey var.

Look, there is something else I have to show you.

Bak, sana çok havalı bir şey göstermek istiyorum.

Look, I want to show you something really cool.

Beni iyi göstermek için.

To make me look good.

Click to see more example sentences
göstermek prove

Bu gece, adrianna güvenilmez olduğunu kanıtladı. Ve sen de sahnede ona ihtiyacın olmadığını gösterdin.

Tonight, Adrianna proved that she's not dependable, and you proved that you don't need her onstage.

Bu gösteriyor ki burada biri varmış.

That proves someone was here.

İbreti alem için kırbaçlanmalı. Komiser Kadam bir şeyi gösterdi.

He should be publicly flogged. inspector Kadam has proved one thing.

Click to see more example sentences
göstermek to indicate

Belirtiler zehir kullandıklarını gösteriyor ama daha fazla şey söylemek için henüz çok erken.

There are indications that it is poison, But it's too early to say anything more.

Bu adamın kim olduğunu gösterecek bir şey yok burada.

There's nothing to indicate who this guy was.

GFR değerleri normale döndü ve kreatin değerleri böbrek fonksiyonlarının düzeldiğini gösteriyor.

Her GFRs are back to normal, and the creatine composition indicates robust renal sufficiency.

Click to see more example sentences
göstermek represent

Belki de resim ortadan kayboldu Çünkü önemli bir şeyi gösteriyordu..

Maybe that painting was made to disappear because it represented something important.

Guinevere Bir Uzay Sondası, bu ülkenin sınırsız tutkusunu gösteriyor.

The Guinevere One Space Probe represents this country's limitless ambition.

Bu grafik, tek bir erime senaryosunu gösteriyor.

This graphic represents a single meltdown scenario.

Click to see more example sentences
göstermek present

Benim hediyem nerede?" "Bana ilgi göster.

Where's my present?" "Pay attention to me.

Ya da yeşil kart göster

Or present a green card

Sonra da bir fırsat kendini gösterdi.

And then an opportunity presented itself.

Click to see more example sentences
göstermek show off

Paranı göstermek için mi?

To show off your money?

O kadar da değil, bacaklarını harika gösteriyor.

It's not so bad, shows off your great legs.

Kitap, biraz göstermek için değil mi seviyor?

Book likes to show off a little don't you?

Click to see more example sentences
göstermek to demonstrate

Bu akşam bir çıkış yolu göstermek benim için büyük bir zevk.

Tonight, it is my sublime pleasure to demonstrate a way out.

Göstermek için kim gönüllü olacak?

Who will volunteer to demonstrate?

Lütfen, izin ver göstereyim.

Please, allow me to demonstrate.

Click to see more example sentences
göstermek initiate

Bu oyuncak bir girişim, liderlik gösterdi.

This toy showed initiative. Leadership.

Bu oyuncak bir girişim gösterdi.

This toy showed initiative.

Özellikle de eğer aday girişkenlik gösterirse.

Particularly, if the candidate showed initiative.

Click to see more example sentences
göstermek mark

Sanırım içinde bir şey var."X" yeri gösteriyor. Yine mi?

Hey, i think there's something in here."x" marks the spot again?

X"ile yazılan Bordeaux." X" yeri gösteriyor.

Bordeaux with an X. X marks the spot.

Şu işaretler zayıf noktaları gösteriyor.

These markings show the weakest spots.

Click to see more example sentences
göstermek teach

Onlar bize bir veya iki şey gösterebilir.

They could teach us a thing or two.

Öğret ona, göster ona.

Teach him, show him.

Belki V bize bir kaç şey gösterebilir.

Maybe V could teach us a couple of things.

Click to see more example sentences
göstermek exhibit

Bir teşhis koymak için çok erken. ama bazı muhtemel Asperger belirtileri gösteriyor.

It's too early to diagnose, but she does exhibit possible Asperger's symptoms.

Geordi, ünitenin bir çeşit kendini koruma girişimi gösterdiğini mi ima ediyorsun?

Geordi, are you implying the exocomp exhibited some form of self-preservation?

Kurban, iskeletleşmiş ve mumyalanmış dokular gösteriyor.

The victim exhibits skeletonization and mummified tissue.

Click to see more example sentences
göstermek express

Quentin'in mikro ifadeleri büyük bir baskı altında olduğunu gösteriyor.

Quentin's micro-expressions indicate that he was under great duress.

Ed, sonunda biraz hassasiyet gösteriyor.

Ed is finally expressing some vulnerability.

Şu an mikro ifadelerin gerildiğini gösteriyor.

Now your micro expressions are telegraphing discomfort.

Click to see more example sentences
göstermek promise

Göstermek için bana söz verdin.

You did promise to show me.

Çocuk! Söz ver! Bana anlayış göster.

Child you promise give me understanding.

Bu karar üye size söz gösterdi düşündüm.

That deciding member thought you showed promise.

Click to see more example sentences
göstermek read

Sen bana güzel bir el yazısı olan mektup göster ben de sana onu okumaktan yorulacak bir adam göstereyim.

You show me a letter with beautiful handwriting, I'll show you a guy who's tired of reading it.

Okumalar bir insanımsıyı da gösteriyor.

Readings also indicate a humanoid.

Kıyafetindeki gayger sayacı, bir miliraddan daha az bir değer gösteriyor.

The Geiger counter in the suit it's reading less than one millirad.

Click to see more example sentences
göstermek produce

Tek bir tanık gösterdiler.

They produced one witness.

Bu Schumann'ı gösterin.

Produce this Schumann.

Gösterin onları, Bay Gailey.

Yes, produce them, Mr. Gailey.

Click to see more example sentences
göstermek signalize

Lütfen bizim için şu sinyali göster.

Please display this signal for us.

Ama sinyal gösteriyor ki

But the signal indicates

Bu dalga çözümleyici bize bu ekipmandan ne tür bir sinyal yayıldığını gösterecek.

This spectrum analyzer should tell us what kind of signal is radiating from this equipment.

göstermek learn

Ona ne öğrendiğini göster.

Show her what you've learned.

Az önce yeni bir hamle öğrendim, size göstereyim.

I've just learned a new parry, I'll show you.

Diane, Balık burcunda Ay öğrenme sevgini gösteriyor.

Diane, your Pisces moon indicates a love of learning.

göstermek register

Tüm bakteriyel taramalar negatif gösteriyor.

All the bacterial scans register negative.

Sensörler sıfır kayıt gösteriyor.

The sensors indicate zero register.

Hayır, Hala sadece yarım güç gösteriyor.

No, it still registers only half power.

göstermek screen

Bu yeni HD televizyonlarda her kırışıklığı gösteriyor.

Wow. That new High-Def screen sure shows every wrinkle.

Zehir testi; Stamaril, Havrix Monodose ve Engerix-B gösteriyor.

Tox screen shows Stamaril, Havrix Monodose and Engerix-B.

Rory'yi bul bana şu tarama arama ekranını göster.

Find Rory. Show me the scanny tracky screen.

göstermek witness

Güvenlik kamerası bize üç tane tanık olduğunu gösteriyor.

The security camera shows that there were three witnesses.

Tek bir tanık gösterdiler.

They produced one witness.

Beklenmedik bir zeka gösterdi.

Shows some unexpected wit.

göstermek denote

Ama burada bu çizgiler boyutlar arası geçiş sınırlarını gösteriyor.

But down here, these lines denote the trans-dimensional demarcation.

Şey, güzel bir etiket her zaman güzel bir şarabı göstermez.

Well, a great label doesn't always denote a great wine.

göstermek hold

Bekle, sana bir şey göstermek istiyorum.

Hold on, I wanna show you something.

Bu fotoğraf Bay Bauer'ı elinde bira ile gösteriyor.

This photo shows Mr. Bauer holding a beer.

göstermek offer

Sadece Rusya ve İngiltere etkili bir direniş gösteriyordu.

Only Russia and England offered impressive resistance.

Bu havuzlar Sahra'nın geçmişini başka bir açıdan gösteriyor.

These pools offer another glimpse of the Sahara's past.

göstermek point at

Hayalet onu gösterdi ve o şimdi öldü.

The ghost pointed at him and now he's dead.

Onu gösterdi ve dedi ki:

She pointed at him and said:

göstermek expose

Marly yumurtayı gösterdi, seni ifşa etmekle tehdit etti.

Marly showed you the egg, threatened to expose you.

Peter, safra kesesini göster.

Peter, expose the gallbladder.

göstermek introduce

Ona her şeyi göster ve arkadaşlarla tanıştır.

Show him everything and introduce to friends.

Şimdi karşınızda yeni ve gelişme göstermiş Velma Dinkley.

Now introducing the new and improved Velma Dinkley.

göstermek point out

Ji Min polis soruşturması boyunca sizi gösterdi.

Ji Min pointed you out during the police investigation.

Kopenhag göstermişti onu bana. Öyle değil mi, Kopi?

Copenhagen pointed that out to me, didn't you, Copey?

göstermek depict

Bu resim ölümü gösteriyor.

'This picture depicts death

Bu fotoğraf ölümü gösteriyor.

This photo depicts death.

göstermek direct

Sonuçlar tek bir yönü gösteriyor.

Results point in one direction.

göstermek open

Açın şunu, gösterin bana.

打开给我看看 Open up, show me!

göstermek reflect

Roger Lansing'in vergi kayıtları bu adresi gösteriyor.

Roger Lansing's tax records reflect this address.

göstermek set

Bu diyagram sadece bir grup kirişleri gösteriyor.

This diagram shows only one set of trusses

göstermek to display

Diğer klon henüz hiç bir belirti göstermedi.

The other clone has yet to display any symptoms.

göstermek manifest

Bir rüya olarak gösterdi kendini.

It manifested itself as a dream

göstermek table

Bilgisayar, bana dikdörtgen bir konferans masası göster.

Computer, show me a rectangular conference table.