Turkish-English translations for genç:

young · young man · teenager, teenage · boy · little · youth, youthful · kid · youngest · lad · teen · junior · youngster · fresh · juvenile · green · adolescent · youngling · teeny · youngish · other translations

genç young

Ve bu yüzden, genç ve çılgınca bir şey yapmak istedim, bunu yapmak istediğim tek kişi de sensin.

And so I wanted to do something young and crazy. And you're the only one I wanted to do it with.

Sen çok genç ve çok güzelsin.

You're so beautiful and so young.

Çok teşekkür ederim genç adam.

Uh Thank you, young man.

Click to see more example sentences
genç young man

Şimdi, beni iyi dinle genç adam Bu sefer, Bu telefon numarası şeften geliyor.

Now, you listen to me, young man this time, this phone number comes from the Chief.

Fakat, ya bu genç adam?

What about this young man?

Hemen şimdi, genç adam.

Right now, young man.

Click to see more example sentences
genç teenager, teenage

Benim adım Rose Hathaway, ve normal bir genç kız değilim. Ama sanırım bu o kadar da önemli bir şey değil.

My name is Rose Hathaway, and I'm not your normal teenage girl, but I guess, is there really such a thing?

Genç bir kız gibi?

Like, a teenage girl?

Yaşlı kadın Jack'i öpüyor, genç kız Jack'i kucaklıyor, evsiz adam Jack'i tutuyor.

Old lady kissing Jack, teenage girl hugging Jack, homeless man holding Jack.

Click to see more example sentences
genç boy

Burada genç bir kız ve çocuk gördünüz mü?

Have you seen a young girl and boy here?

Bu gece bir genç, bir çocuk öldü!

A boy, a kid was killed tonight!

Ama genç, sen sadece bir çocuksun.

Oh, but, boy, you're only a child

Click to see more example sentences
genç little

O senin için biraz genç değil mi?

Isn't she a little young for you?

Annem için biraz genç değil misin?

You're a little young for my mom.

Kız biraz genç, sence de öyle değil mi?

She's a little young, don't you think?

Click to see more example sentences
genç youth, youthful

Lee Geum-ja gençliğinde çok büyük bir hata yaptı ve kendi amaçlarına ulaşmak için başka insanları kullandı

Lee Geum-ja made a great mistake in her youth And used other people to achieve her own goals

Genç bir papaz gibi yakışıklı görünüyorsunuz.

You look handsome like a youth minister.

Genç bir papaz mısın?

You a youth pastor?

Click to see more example sentences
genç kid

Genç ama iyi bir çocuk.

He's young but a good kid.

Bu gece bir genç, bir çocuk öldü!

A boy, a kid was killed tonight!

Evet ama ben hâlâ gençken çocuk yapmak istiyor.

Yeah, but she wants a kid while I'm still young.

Click to see more example sentences
genç youngest

Burda görecek bir şey yok! Sadece iki palyaço ve dünyanın en genç sakallı kadını.

Nothing to see here just a couple of clowns, and the world's youngest bearded lady.

Benim en genç ve en çok umut vaat eden öğrencim.

She's my youngest student and my most promising. Oh, she is?

Hayır, ama en gençleri o.

No, but he was the youngest.

Click to see more example sentences
genç lad

Duble viski getir bana, iyi bir genç var orada.

Get me a double whisky, there's a good lad.

O iyi bir genç.

He's a good lad.

Seni görmek güzel genç!

Good to see you, lad!

Click to see more example sentences
genç teen

Gençlerden biri Dana Brody, kaçak eski kongre üyesi Nicholas Brody'nin kızı.

One of the teens is Dana Brody, daughter of fugitive Congressman Nicholas Brody.

Ödevlerimiz, futbol, genç hamilelik, öğle yemeği var.

We've got homework and football and teen pregnancy, lunch.

Ya da gençler son bir kaç yıl

Or a few years past your teens

Click to see more example sentences
genç junior

Bu bir genç dedektif seti ve adım da Sherman.

It's a junior detective kit, and the name's Sherman.

Geçen yıl, Junior Sanchez adında bir genç aldık.

Last year we had a boy, Junior Sanchez.

Gençler ligi öyle mi?

Junior league, is it?

Click to see more example sentences
genç youngster

Halk sadece özel yetenekli gençler için bir okul olduğumuzu sanıyor.

To the public, we're merely a school for gifted youngsters.

Fakat bu genç yalnız değil.

But this youngster is not alone.

Gençler için yeni bir makyaj setimiz var.

We have a new make-up line for youngsters.

Click to see more example sentences
genç fresh

Sen genç ve tazesin!

You are young and fresh!

Genç ve taze biri, kendini tamamen sana adamış.

Someone young and fresh and completely devoted to you.

Genç ve taze bir yüz.

A young, fresh face.

Click to see more example sentences
genç juvenile

O genç bir suçlu, bir hırsız, bir katil.

A juvenile delinquent, a thief, a murderer.

Ve bu onun yaratıcısı beş yaşında bir genç erkek, saten çardak kuşu.

And this is its creator a five-year-old juvenile male satin bowerbird.

Genç bir suçlumuz var ailesi dindar, Yehova Şahitlerinden.

We got a juvenile offender, family of devout Jehovah's Witnesses.

Click to see more example sentences
genç green

Çünkü genç dostum, sanırım burada bir yerde bir Yeşil Fener kitabım var.

Because, my young friend, I think I have a Green Lantern book in here somewhere.

Dişi ve genç bir yeşil kaplumbağa.

This is a young female green turtle.

Genç ve taze

Young and green

Click to see more example sentences
genç adolescent

Sadece gençlerin genel sağlık sorunları.

Just general adolescent health issues.

Kendini bir süper kahramana dönüştüren utangaç, ergen bir genç.

A shy, adolescent young man renders himself as a superhero.

Chicago hukuna ve gençlerin talihsizliğine.

To Chicago jurisprudence and adolescent misadventure.

Click to see more example sentences
genç youngling

Bu genç benimle değil.

The youngling isn't with me.

Haydi bakalım genç.

Come on, youngling.

Bu taraftan gençler.

This way, younglings.

genç teeny

Hayır, belki de küçük bir midilli ya da genç küçük bir keçidir.

No, maybe it's got a little ponytail and a teeny tiny goatee.

O çok zarif, genç ve tatlıdır ve herkes ona

She is graceful, sweet and teeny, and everyone calls her

Tüm şu gençlere ve eğitmenlere.

All teenies and trainers.

genç youngish

Mitch en genç erkekti ve Lulu da çok uysaldı.

Mitch was a youngish adult male and Lulu was very gentle.

Güzellik genç adamı bulmuştu.

Beauty finding a youngish man.