Turkish-English translations for hak:

right, rights · justness · truth · true · entitled · justice · claim · law · fairness · reason · privilege · authority · due · merit · warrant · title · competence · benefit · franchise · prerogative · other translations

hak right, rights

Ve şimdi senin benim için bir şey yapman gerekiyor çünkü haklısın.

And now you got to do something for me because you're right.

Şu anda senin hakkında.

Right now, it's about you.

Her zaman haklı küçük bayan.

Little Miss Right About Everything.

Click to see more example sentences
hak justness

Onların sadece, çok uzun zaman önce tanıdığım bir adam hakkında bazı soruları var.

They just have some questions about a guy that I knew a very long time ago.

Sadece bu hafta sonu hakkında konuşmak istedim.

I just wanted to talk about this weekend.

Sadece durum hakkında konuşalım, tamam mı?

Let's just talk about the situation, okay?

Click to see more example sentences
hak truth

Bu doğru ve yanlış arasındaki farkı bilmek hakkında, yalan ve gerçek arasındaki farkı

This is about knowing the difference between right and wrong, between the truth and a lie.

Gerçek şu ki, onun hakkında bir şey bilmiyor.

The truth is she knows nothing about him.

Gerçek hakkında bir şey dedim mi?

Did I say anything about the truth?

Click to see more example sentences
hak true

Gerçek aşk hakkında ne bilirsin ki?

What do you know about true love?

Gerçek aşk hakkında sen ne bilirsin ki?

What the hell do you know about true love?

Burası hakkında duyduğun şey her ne ise, artık doğru değil.

Whatever you heard about this place isn't true anymore.

Click to see more example sentences
hak entitled

Sudanlıyı alıyorum, çünkü o bir İngiliz askeri ve onun da pay almaya hakkı var.

I'm taking the Sudanese because he is a British soldier and he's entitled to share.

Biliyorum ama kendini savunmaya hakkı var değil mi?

I know, but she's entitled to a defense, isn't she?

Bir kadının fikrini değiştirmeye hakkı vardır.

A woman's entitled to change her mind.

Click to see more example sentences
hak justice

Bak, sen adalet istiyorsun, hak ediyorsun da, ama bu yolla olmaz.

Look, you want justice, you deserve justice, but this isn't the way.

Sence biraz adalet hak etmiyor musun?

Don't you think you deserve some justice?

Çünkü bu onu hak etmiş bile olsa ona verdiğin adalet değildi.

Because even if he got what he deserved, what you gave him wasn't justice.

Click to see more example sentences
hak claim

Blogunuz kadınlar hakkında kendi otantik yolculuk bulma ve gerçek güç iddia.

Your blog is about women finding their authentic journey and claiming their true power.

Ama bu benim hakkım.

But it's my claim.

Bir dava ve sahte sigorta iddiaları hakkında.

Something about a lawsuit and falsified insurance claims.

Click to see more example sentences
hak law

Selam, anne. Hukuk hakkında ne kadar şey biliyorsun?

Hey, mom, how much do you know about the law?

Kanun, Einstein Köprüleri ya da zaman yolculuğu ya da solucan delikleri hakkında bir şey diyemez.

Well, the law doesn't say anything about Einstein Bridges or time travel or wormholes.

Sen ve bir kadın hakkında bir söylenti. Sevmenin meşru olmadığı bir kadın.

The rumour about you and a woman, a woman not lawful for you to love.

Click to see more example sentences
hak fairness

Ülkedeki herkes adil bir yargılanmayı hak eder, iyi bir avukatı hak eder.

Every person in this country deserves a fair trial, deserves a good lawyer.

Hiç de adil değil, ben senin hakkında hiçbir şey bilmiyorum.

This isn't fair. I hardly know anything about you.

Yeterince adil, evet, bunu hak ettim.

Fair enough, yeah, I deserve that.

Click to see more example sentences
hak reason

Ben tek bir neden bulamadım Neden ikinci bir şansı hak ediyorum.

I couldn't find a single reason why I deserve a second chance.

Haklısınız efendim ama bunun bir nedeni var.

You're right, sir, but there's a reason

Haklı bir sebep de mi var?

Is there a right reason?

Click to see more example sentences
hak privilege

Ebeveyn olmak bir ayrıcalıktır David, bir hak değil.

Being a parent is a privilege, David, not a right.

Burada olman senin için bir ayrıcalık, hak değil.

That you're here is a privilege, not a right.

Araba kullanmak bir ayrıcalık, hak değil.

Driving is a privilege, not a right.

Click to see more example sentences
hak authority

Yazar benim hakkımda çok şey biliyor.

The author knows so much about me.

Bu hakkı sana kim verdi?

Who gave you this authority?

Gay bir detektif hakkında yazan ilk yazar.

First author to write about a gay detective.

Click to see more example sentences
hak due

Tüm saygımla söylüyorum Danny, çocuklar hakkında hiçbir şey bilmiyorsun.

With all due respect, Danny, you don't know anything about children.

Ama yine de, bu senin hakkın!

But still, that's your due!

Kardeşim yasal süreci hak ediyor.

My brother deserves due process.

Click to see more example sentences
hak merit

Bu kitabı bu yüzden yazdım. Çünkü hak hırsızlığına karşı mücadele devam etmek zorunda.

That's why I wrote this book, because the battle against Merit Thievery has to continue.

Ben bu yeni tedavi düşünüyorum modeli hak vardır.

I think this new treatment model has merit.

Bugün her "Hak Hırsızı" siyah bir gölge tarafından takip edilecek.

Today every Merit Thief will be tailed by a black shadow,

Click to see more example sentences
hak warrant

Biliyor musun, hakkında bir tutuklama emri var.

You know, there's a warrant out for your arrest.

Yetki belgesi hakkında bir şey.

Something about a warrant.

Zaten üç eyalette hakkımda arama emri var.

I've already got outstanding warrants in three states.

Click to see more example sentences
hak title

İnan bana, o ünvanı hak ediyor.

Believe me, she's earned the title.

Ayrıca, ödül almış melez güllerimin kullanım hakkı da onundur.

Also, outright title to my prizewinning hybrid rosebushes.

Lord Rahl unvanını hak etmiyorsun.

Undeserving of the title Lord Rahl.

hak competence

Herkes yasal bir savunmayı hak ediyor.

Everyone deserves a competent legal defense.

Haklı"dedim," yetenekli" değil.

I said "right,"not" competent.

Bay Brassel, Ajan Farris'in yetkinliği hakkındaki kabul edilemez

Mr. Brassel, it's unacceptable to judge Agent Farris' competence based

hak benefit

Sosyal Güvenlik Hakları?

Social Security benefits?

Dolgun maaş. Daha fazla hak. İyi şanslar.

Bigger salary, more benefits, good luck.

hak franchise

Ama Porsche ve Audi isim hakkı harika olurdu.

But a Porsche Audi franchise, that'd be tight.

hak prerogative

Sanırım bu benim hakkım.

I think it's my prerogative.