Turkish-English translations for itici:

pushing · impulsive, impulse · propulsive, propulsion · repulsive · drive, driving · unattractive · propellent, propelling · repellent, repelling · unlikeable, unlikable · repugnant · other translations

itici pushing

Helen dayak dün gece, ve sonra o oldu hareket eden bir araçtan itti.

Helen was beaten last night, and then she was pushed from a moving vehicle.

Lou, geçen hafta beni merdivenlerden aşağı itmek için çalıştı.

Lou, you tried to push me down the stairs last week.

Bir nevi beni buna itti ve ben de sonunda kabul ettim.

She kind of pushed me into it, but in the end I agreed.

Click to see more example sentences
itici impulsive, impulse

Tarayıcılara göre warp çekirdeği yok, itici motorlar yok

According to sensors, there's no warp core, no impulse engines

İtici motorlar devre dışı.

Impulse engines are off-line.

Roketler, itici motorları warp sürücüsü

Thrusters, impulse engines, warp drive

Click to see more example sentences
itici propulsive, propulsion

Moya'nın itici sistemleri bu hızda normalden daha fazla ısı üretiyor.

Moya's propulsion system is generating more heat than usual at this speed.

Sessiz bir itme sistemi mi?

A nearly silent propulsion system?

Jet İtiş Gğcğ Laboratuarları, biliyorum.

Jet Propulsion Laboratories. I know.

Click to see more example sentences
itici repulsive

Şişko, kel, itici, yaşlı Charlie Kaufman'ın Valerie Thomas'la bir Hollywood restoranında oturduğunu söylüyor.

Charlie Kaufman, fat, bald, repulsive, old sits at a Hollywood restaurant with Valerie Thomas.

Belki de evin güzelliği sahibini daha az itici hale getiriyordur, Lizzy.

Perhaps the beauty of the house renders its owner a little less repulsive, Lizzy?

Ayrıca kötü kokuyor ve onu itici buluyorum.

He smells bad and I find him repulsive.

Click to see more example sentences
itici drive, driving

Bana itici değil bu.

That's not me driving.

Sybil gibi geliyor itici tekrar O'Brien wagon, değil mi?

Sounds like Sybil is driving the O'Brien wagon again, huh?

Bayanlar ve baylar, İşte karşınızda Katolizmin ardındaki itici güç! Kardinal Glick.

Ladies and gentlemen, the driving force behind Catholicism WOW!, Cardinal Glick.

Click to see more example sentences
itici unattractive

Sen de çok şişmansın, bu da aynı derecede itici.

Well, you're too fat and that's equally unattractive.

Kendine acımak son derece itici bir özelliktir, Lestrade.

Self-pity is an extremely unattractive quality, Lestrade.

Bu çok itici bir davranış tarzı.

Oh, this is really unattractive behavior.

Click to see more example sentences
itici propellent, propelling

Şey, demek istediğim, tek ihtiyacın Yalnızca bir film, Steve, ve bu da senin itici gücün olacak.

Well, I mean, all you need is you just need one film, Steve, and that will propel you.

Son aşama itici motorları ateşlemek için hazır.

Ready to ignite final stage propellants.

Dillon'ın itici güç kutusuna benziyor.

That looks like Dillon's propellant canister.

Click to see more example sentences
itici repellent, repelling

Yakışıklı değil belki ama itici de değil.

Not perhaps handsome, but certainly not repellent.

Ona itici mi diyorsun?

You calling her repellent?

itici unlikeable, unlikable

Son derece itici bir kadınsın.

You are an extremely unlikable woman.

Hayatım, itici değilsin sen.

Sweetheart, you're not unlikable.

itici repugnant

Neden beni bu kadar itici buluyorsun?

Why do you find me so repugnant?