Turkish-English translations for kalan:

rest · remaining, remains, remained · surviving · leftover · stayed, staying · living · left behind · residue, residual · remnant · remainder · over · other translations

kalan rest

Belki bugün değil, yarın da değil ama yakında. Hayatının geri kalanı boyunca.

Maybe not today, maybe not tomorrow, but soon, and for the rest of your life.

Umarım davanın geri kalanı da bu kadar güzel olur.

I hope the rest of this case is this good.

Sizin evin geri kalanı gibi.

like the rest of your house.

Click to see more example sentences
kalan remaining, remains, remained

Evet, ama şu durumda geriye kalan etin çoğu mantar ve mantar da benim uzmanlık alanımdır.

Yes, but in this case, the remaining flesh is mostly a fungus which is my area of expertise.

Artık geriye tek kalan bu kuş.

Now this bird is All that remains.

ama bunun yerine, çocuğu kurtarmak için kalan son gücünü kullandın.

Instead you used your last remaining power to save that boy.

Click to see more example sentences
kalan surviving

Hayatta kalan yok ve ceset de yok.

No one survived, and there's no body.

Askeri eşler için, tıbbi ve diş sigortası, konut indirimleri, hayatta kalan yardımları?

Medical and dental insurance for military spouses, discounted housing, surviving spousal benefits?

Annemin hayatta kalan tek çocuğu benim.

I'm my mother's only surviving child.

Click to see more example sentences
kalan leftover

Yumurta, beykın, sosis, krep ve dünden kalan biraz pirzola var.

I'm making some eggs, bacon, sausage, pancakes, and some leftover pork chops.

Larry ve ben arta kalan yemeklerin nerede olduğunu merak ediyorduk.

Larry and I were just wondering where the leftover food is.

Dolapta dünden kalan bir şeyler var.

There's some leftovers in the fridge.

Click to see more example sentences
kalan stayed, staying

Bu sefer geride kalan ben olacağım.

This time, I'll stay behind.

Burada kalan yabancı bir adam var mı? Türk bir adam?

Is there a foreigner staying here, a Turkish man?

Bu evde benden daha çok kalan bir komşu.

Neighbor, who stays in this house more than me.

Click to see more example sentences
kalan living

Ama canlı kalan son şey değilsin, değil mi?

But you're not the last living thing, are you?

Bu gece hayatlarımızın geri kalanı başlıyor.

Tonight begins the rest of our lives.

Hammonds Binası'nda kalan tüm öğrenciler. Ben Sarah Morris. Acil bir duyurum var!

All students living in Hammonds Hall this is Sarah Morris with an emergency announcement.

Click to see more example sentences
kalan left behind

Neden hep geride kalan benim?

Why am I always left behind?

Bizim Lord Tokugawa savaşı kazandı, ama tüm bu keder, geriye kalan

Our Lord Tokugawa won the war, yet all this misery is left behind.

Dimitri'den kalan bir tekne silah var Ali!

Dimitri left a bargeful of weapons behind Ali!

Click to see more example sentences
kalan residue, residual

Bu sadece arta kalan bayım. Lütfen geri çekil.

That's just a residual sir Please stand back

Enkaz yok, geriye kalan parçacıklar yok.

Negative, sir. No debris, no residual particles.

Hackten arta kalan bir kod.

Residual code from a hack.

kalan remnant

Özel'den arta kalan tek şey çift katlı bir kanepeydi.

The only remnant of The Special was a double-decker couch.

Bu adam Kibagami Jubei, Shogunate'nin sağ kalan casuslarından birisi mi?

This man, Kibagami Jubei, is a remnant of the Shogunate's spies?

kalan remainder

Servetinin geri kalan kısmı, Bay Inglethorp'a kalacak.

The remainder of her fortune goes to Mr lnglethorp.

kalan over

Bugün Eh-Mei Dağı'nın üzerinden uçup yarın Wudan'da kalan son süprüntüleri yok edeceğim!

Today I fly over Eh-Mei Mountain tomorrow, I'll uproot the last dregs of Wudan!