Turkish-English translations for kanıt:

evidence · proof · witness · case · testimony · confirmation · demonstration · indication · other translations

kanıt evidence

Ama artık gittiler ve hiç kanıt yok, o yüzden ne düşündüğümün de bir önemi yok.

But they are gone now, and there's no evidence so it really doesn't matter what I think.

Elimizde cinayet için yeterli kanıt yok. Şimdilik.

We don't have enough evidence for murder yet.

Daha fazla kanıt olmalı.

There's gotta be more evidence.

Click to see more example sentences
kanıt proof

Kanıtın var mı? O kötü bir adam, aptal bir adam değil.

You got proof? he's a bad guy. he's not a stupid guy.

Yangın, trajik bir kazaydı. Ve aksini gösteren bir kanıtın yok.

That fire was a tragic accident, and you have no proof otherwise.

Bu senin onun torunu ve onun senin büyükbaban olduğunun kanıtı.

A proof that you are his grandson and he is your grandpa.

Click to see more example sentences
kanıt witness

Ama en iyisi doğrudan bir görgü tanığı ya da adli bir kanıt olurdu.

The best thing would be a direct witness or more forensic evidence.

İhtiyacın olan şey kanıt ya da şahit.

What you need is evidence or a witness.

Kanıt yok, tanık yok, sadece sonuç var.

No evidence, no witnesses, just results.

Click to see more example sentences
kanıt case

BU gerçek bir cinayet davasından bir kanıt mı?

This is a clue from a real murder case?

Davayla ilgili yeni bir şey var. Yeni bir kanıt.

No, he's got something new on the case new evidence.

Ama ne kanıtın, ne de dava var.

But you have no proof, no case.

Click to see more example sentences
kanıt testimony

Elinizde hiçbir kanıt, polis raporu, tanık ifadesi yok.

You have no proof, no police reports, no witness testimony.

Tanıklık burada, imzalanmış yeminli ifadeler, ters bir kanıt yok.

The testimony is here, signed affidavits, no contrary evidence.

Şimdi, onlar ikna edici bir kanıta sahipler Bay Tontz'un tanıklığı.

Now, they do have compelling evidence Mr. Tontz's testimony.

Click to see more example sentences
kanıt confirmation

'Çünkü Dave görsel kanıt istiyor.

'Cause Dave wants visual confirmation.

Şimdi bu rüşvet kanıt oldu.

And now this bribe is confirmation.

kanıt demonstration

Bir kanıt ister misin?

Do you want a demonstration?

Bu bir hayli fazla kanıt. fakat bu bir ayak izi değil.

This is a very pretty demonstration. But that's not a footmark.

kanıt indication

Wayne'in hayatta olduğuna dair kesin bir kanıt değil.

It's not a conclusive indication that Wayne is alive.