Turkish-English translations for karanlık:

darkness, dark · night · black · deepness, deep · clouded · shadow · darkened · shadowy · obscuration, obscure, obscurity · murky · funny · gloom · unlit · doubtful · gloominess, gloomy · other translations

karanlık darkness, dark

Sen güzel, güçlü bir kadınsın. Cömert bir dost ve bu karanlık dünyadaki parlak bir ışıksın.

You're a beautiful, strong woman, a generous friend, and a bright light in a sea of dark.

Karanlık bir deliğe kilitlenmiş hamile bir kadın ne kadar hayatta kalabilir?

How long can a pregnant woman survive locked away in a dark hole?

Karanlığın içinde bir adam var.

There's a man in the dark.

Click to see more example sentences
karanlık night

Tam olarak karanlık bir gece değil.

This isn't exactly a dark night.

Karanlık bir gece geçiriyor.

She's having a dark night.

Karanlık ve fırtınalı bir gece, bu gece gibi.

It was a dark and stormy night, like this one.

Click to see more example sentences
karanlık black

Siyah ve beyaz, aydınlık ve karanlık gibi.

Like black and white, light and dark.

Sadece karanlık. Sonsuza dek.

It's just black forever.

Bu mektupları sakladığımı görüyorum semboller ve büyük karanlık ve hançerler.

I keep seeing these letters and symbols and this great blackness and daggers.

Click to see more example sentences
karanlık deepness, deep

Hadi sen de bana gizli ve karanlık bir sırrını söyle.

Come on. You tell me some deep, dark secret about yourself.

ve karanlık bir sırrın var?

Do you have some deep, dark secret

Eğer adamın derin, karanlık sırları varsa, Var. Var.

If this guy's got some deep, dark secrets

Click to see more example sentences
karanlık clouded

Çok karanlık bir bulut.

It's a very dark cloud.

Her karanlık bulut gümüş bir hayır vardır Derler.

They say every dark cloud has a silver lining.

Bakın, Kont. Şu yoğun, karanlık buluta bir bakın.

Look, Count, look at that dense, dark cloud over there!

Click to see more example sentences
karanlık shadow

Alt tüneller karanlık falan değil, bu bir gölge de değil.

That's not darkness down those tunnels. This is not a shadow.

lnger, Edgar Volgud'un etrafında bir karanlık var,,, ve bu gölge burda mutlu olan ne varsa kararttı,

There is a darkness around Edgar Volgud and that shadow has dimmed all that was happy here.

Karanlık her zaman bilir.

And the Shadow always knows.

Click to see more example sentences
karanlık darkened

Karanlık gezegen Umbara'yı kontrol altına almak için savaşırken

NARRATOR: While fighting to control the darkened world of Umbara,

Ve bunu karanlık bir odada tek başına yapamazsın.

And you can't do that alone in a darkened room.

Karanlık gezegen Umbara'yı kontrol altına almak için savaşırken Anakin Skywalker'ın taburu geçici olarak Jedi general Pong Krell'in komutası altına verildi.

While fighting to control the darkened world of Umbara, Anakin Skywalker's battalion is temporarily placed under the command of Jedi General Pong Krell.

Click to see more example sentences
karanlık shadowy

Karanlık ve gizemli bir tarikatın bağlantılı olduğu imkansız bir cinayet.

An impossible murder connected to a shadowy and mysterious cult.

O gece E lizabeth karanlık birini gördü.

That night E lizabeth saw a shadowy figure.

Karanlık el ulağı, Kondo kim?

Who is Kondo, the shadowy handyman?

karanlık obscuration, obscure, obscurity

Biraz belirsiz ve karanlık olmuş.

That's a little obscure, and dark.

Hadi ama Jane.Karanlık mı?

Come on, Jane. Obscurity?

Buna inanmıyorum. Karanlık

I don't believe it."Obscurity.

karanlık murky

Sessiz ve karanlık ama hoş kokulu ve loş bir ormanda yürüyor gibiyiz.

It's quiet and murky but we're walking through a dark and fragrant forest.

Bu karanlık sularda ben de yüzdüm, arkadaşım.

I have swum these murky waters, my friend.

karanlık funny

Karanlık, garip ve komik.

Dark, weird and funny.

Romanını gerçekten çok sevdim. Karanlık, komik, sapıkça, güzel.

So I really loved your novel dark, funny, perverted, beautiful.

karanlık gloom

Hiroşima ve Nagasaki karanlığın içine düştü.

Hiroshima and Nagasaki plunged into gloom

Ne kar, ne yağmur, ne sıcak, nede gecenin karanlığı

Neither snow, nor rain, nor heat, nor gloom of night.

karanlık unlit

Bu ıssız, karanlık bölgede.

In this remote, unlit area.

karanlık doubtful

Karanlık şüphe umutsuzluk.

Darkness doubt hopelessness.

karanlık gloominess, gloomy

Büyük binaları ve karanlık odaları olan bir yer.

A place with big buildings and gloomy rooms.