Turkish-English translations for kazanmak:

win · to win · make · earn · won · lose · get · gain · to earn · take · to gain · save · to get · score · profit · net · land · acquire · achieve · other translations

kazanmak win

Bir yıl önce sen bu savaşı kazanmak için ne gerekiyorsa yaptın.

A year ago, You would have done whatever it took to win this war.

Yapma, önemli olan kazanmak ya da kaybetmek değil.

Come on, it's not about winning or losing.

Onu kazanmak istiyorsun, Patrick?

You want him to win, Patrick?

Click to see more example sentences
kazanmak to win

Bir yıl önce sen bu savaşı kazanmak için ne gerekiyorsa yaptın.

A year ago, You would have done whatever it took to win this war.

Bu olayı kazanmak için başka bir yol bulacağım.

I'm gonna find another way to win this thing.

Bu savaşı kazanmak için bana güç ver.

Give me the strength to win this battle.

Click to see more example sentences
kazanmak make

Para kazanmak için pek iyi bir yol değil.

It's not a very good way to make money.

Çünkü insanlar para kazanmak zorunda.

Because people have to make money.

Sen ve ben, hala birlikte para kazanıyoruz.

You and I, we still make money together.

Click to see more example sentences
kazanmak earn

Ve bir sürü öğrenci borcu var, yani bu onun için, para kazanmak adına mükemmel bir yol olur.

And she has a ton of student debt, so this would be a great way for her to earn some money.

Fazladan para kazanmak için kolay bir yol.

It's a easy way to earn extra money.

Para kazanmak ister misin?

Want to earn some money?

Click to see more example sentences
kazanmak won

Bobby en son ne zaman bir şey kazanmıştı?

When is the last time Bobby won anything?

Ona ne kazandığını söyle Frank.

Tell him what he's won, Frank.

Johnny, hadi ona ne kazandığını açıklayalım.

Johnny, let's tell her what she's won.

Click to see more example sentences
kazanmak lose

Bu gece, ne olursa olsun, kazan ya da kaybet, seni görmek istiyorum.

Tonight, no matter what, win or lose, I want to see you.

Kazanmak iyi, güzel ama kaybedersen acımasız ve yıkıcı bir kader seni bekliyor.

Winning is one thing. But if you lose a cruel and devastating fate awaits you.

Olay artık kazanmak veya kaybetmek değil Pope.

It's not about winning or losing anymore, Pope.

Click to see more example sentences
kazanmak get

Seni, daha çok para kazanmak için kullandım ama önce sen beni kullandın.

I used you to get more money, but you used me first. Fine.

Bütün gün uyu, gece çalış ve daha fazla para kazan.

Sleep all day, work all night. And you get more money.

Peki, işte beni geri kazanmak için sana fırsat.

Well, then here's your opportunity to get me back.

Click to see more example sentences
kazanmak gain

O, ya çok iyi biri ya da güven kazanmak istiyor.

Either he is a really nice person or he wants to gain trust.

Bir de, "Bir şey kazanmak için, bir şey kaybetmeniz gerekiyor.

And that line, "To gain something, you have to lose something.

Bir şey kazanmak için, bir şey kaybetmeniz gerekiyor.

To gain something, you have to lose something.

Click to see more example sentences
kazanmak to earn

Ve bir sürü öğrenci borcu var, yani bu onun için, para kazanmak adına mükemmel bir yol olur.

And she has a ton of student debt, so this would be a great way for her to earn some money.

Regina, bu senin baştan başlamak için fırsatın. Henry'i kazanmak için.

Regina, this is your chance to start over, to earn Henry.

Fazladan para kazanmak ister misin?

Want to earn some extra cash?

Click to see more example sentences
kazanmak take

Kötü bir kopya yapmak çok kolay ama iyi bir kopya için, yıllarca deneyim kazanmak gerekir.

To make a bad copy is very easy but a good one, it takes years of practice.

Kazanmak için ne gerekiyorsa.

Whatever it takes to win.

Randall. Sen ve ben çatıda, kazanan hepsini alır.

Randall, you, me, on the roof, winner takes all.

Click to see more example sentences
kazanmak to gain

O, ya çok iyi biri ya da güven kazanmak istiyor.

Either he is a really nice person or he wants to gain trust.

Yani, bir şey kazanmak için bir seçim yapıyor.

I mean, he's making a choice to gain something.

Kayınpederim bunu kendine güç kazanmak için bir yol olarak gördü.

My father-in-law saw it as a way to gain power for himself.

Click to see more example sentences
kazanmak save

Aşk için henüz çok küçüksün, öyleyse para kazanmak için.

You're too young for love yet, so save money.

Bu bana vakit kazandıracak o zaman.

That will save me some time, then.

O yüzden para kazanmak için burada çalışıyorum.

That's why I'm working here save money.

Click to see more example sentences
kazanmak to get

Seni, daha çok para kazanmak için kullandım ama önce sen beni kullandın.

I used you to get more money, but you used me first. Fine.

Ve yeni eski Patrick'in onu tekrar kazanmak için bir planı var.

And the new old Patrick he's got a plan to get her back.

Peki, işte beni geri kazanmak için sana fırsat.

Well, then here's your opportunity to get me back.

Click to see more example sentences
kazanmak score

Ve Öncüler dört puan kazanıyor.

And the Scouts score four points.

Yani en az puan kazanıyor?

So the lowest score wins?

Maçı kazandıran golü attın.

You scored the game-winning goal.

kazanmak profit

Biliyor musun, Nina, burada çok az para kazanıyoruz.

Do you know, Nina, it's too little profit here

Ve kim kazanıyor?

And who profits?

kazanmak net

Tünel kazan köstebek robotlar için titanyum zemin?

The titanium ground net for tunneling mole robots?

kazanmak land

Bu evlilik bize toprak ve önemli müttefikler kazandıracak.

This marriage will bring us land and important alliances.

kazanmak acquire

Belki daha çok şey kazanabiliriz.

Perhaps we should acquire more?

kazanmak achieve

Onurlu bir adamın iki gayesi vardır: Savaşarak ölmek ya da zafer kazanmak.

An honourable man has two aims: to die fighting or achieve victory