mesaj

Lütfen, bu mesajı aldığında bizi ara ve bize yardım edebilir misin ya da ne yapmalıyız bize söyle.

Please call us back when you hear this message and tell us if you can help us or what we should do.

Aslında, sanırım bu çok dostça bir mesaj sanki "hey, oynamak ister misin?" der gibi. ve, evet, oynamak istiyorum.

In fact, I think this is a friendly message, kind of like, "hey, want to play?" And, yes, I want to play.

Sanki bir şey bekliyor gibi. Mesaj ya da sinyal gibi bir şey. Bilmiyorum ama kötü bir şey bence.

It's like he's waiting for something, you know, like, a message or a signal of some kind.

Belki ben de bir mesaj bırakırım ve bir gün annemle babam beni bulurlar?

Maybe I can leave a message and one day my mother and father can find me?

Lütfen beni arayın ya da mesaj bırakın. Sizi yarın ararım.

Please call me or leave a message and I will call you tomorrow.

Bak, sen ya da sana yakın birisi bir mesaj gönderdi.

Look, either you or someone close to you sent me a message.

Yaklaşık bir hafta önce, o Beni arayıp, tuhaf bir mesaj bırakmış.

About a week ago, he called me, left me this strange message.

Ya da Rachel ve ben birlikte olmalıydık ve bir tür mesaj servisimiz falan olmalıydı.

Or Rachel and I should be together and we should get some kind of message service.

Lütfen bir mesaj bırakın, sizi geri arayacağım.

Please leave a message and I'll call you back.

Bu bir umut mesajı daha iyi bir yarın için, ve tam burada başlıyor, Vaat Şehri'nde.

This is a message of hope for a better tomorrow, and it begins here, in Promise City.