Turkish-English translations for oyun:

games, game, gaming · playing, play · trick · show · match · sport · drama · double · acting, act · hand · prank · hoax · dance · gamble · piece · ruse · frolic · cheat · gameplay · diversion · dodge · gull · device · stage play · spectacle · other translations

oyun games, game, gaming

Bu senin için bir oyun olabilir, tamam mı? Ama bu benim işim.

Maybe this is a game to you, okay, but this is my job.

Tanrım, ne harika bir oyun!

God, what a great game!

Bu sadece bir oyun, evlat.

It's just a game, kid.

Click to see more example sentences
oyun playing, play

İkisi de oyunu oynadı ve sonra öldüler, yani apaçık ortada ki onları oyun öldürdü, değil mi?

They both played the game and then they died, so obviously the video game killed them, right?

Hadi başka bir oyun oynayalım.

Let's play another game.

Son bir oyun oynayalım mı?

Want to play one last game?

Click to see more example sentences
oyun trick

Ne tür bir oyun, yoksa bu bir sır mı?

What kind of trick, or is it a secret?

Bu bir tür oyun. Oyun mu?

This is some kind of trick.

Tabiat bize çok pis bir oyun oynuyor.

Nature is playing a dirty trick on us.

Click to see more example sentences
oyun show

Bu bir oyun şovu değil.

It's not a game show.

Bu lanet bir oyun.

It's a damn game show.

Oyunun bir parçası bu?

Is this part of the show?

Click to see more example sentences
oyun match

Oyun, set ve maç.

Game, set, and match.

Oyun, set ve maç, Gene Hunt'ın.

Game, set and match, Gene Hunt.

Oyun, set, maç, West High!

Game, set, match, West High!

Click to see more example sentences
oyun sport

Çünkü bu bir takım oyunu.

Because this is a team sport.

Burada bilgisayar oyunları ve spor aksesuarları var.

You have video games in here. And sports equipment.

Bu oyun bir spor mu?

This is a sport?

Click to see more example sentences
oyun drama

Bu çok ciddi bir oyun, gerçekçi bir dram

This is a serious play, a realistic drama

Bütün bu oyun gerekli değil

All of this drama isn't necessary.

Bak, biz bir oyun oynadık.

Look, we played a drama.

Click to see more example sentences
oyun double

Bu bir ikili oyun.

That's a double play.

Tanrım, çifte oyun.

God, double play.

Bir kez oyun açılınca, iki katı, hatta belki de üç katı olacak.

It will double, maybe even triple once the play opens.

Click to see more example sentences
oyun acting, act

Bütün bunlar bir oyun, değil mi?

This is all an act, isn't it?

Çok komik bir oyun.

It's a very funny act.

Bu da oyunun bir parçası tatlım.

It's part of the act, honey.

Click to see more example sentences
oyun hand

Görünüşe göre oyun eline bir şey olmuş evlat.

Looks like something happened to your game hand, son.

Angel, otur, sakinleş, bir iki el oyun oyna.

Angel, sit down, relax, play a few hands.

Oyun bitti, ellerini yıka.

Game over, wash your hands.

Click to see more example sentences
oyun prank

Sadece zararsız bir oyun.

It's just a harmless prank.

Bu şimdiye dek en iyi oyun.

This is the best prank ever.

Evet, bir oyun, bir sürpriz.

Yeah. A prank, a surprise.

Click to see more example sentences
oyun hoax

Bunların hepsi oyun. Tıpkı Koca Ayak, Loch Ness Canavarı ya da Sualtı Gorili gibi.

It's all a big hoax like bigfoot or the Loch Ness monster, or the Underwater Gorilla.

Bu bir oyun yani.

So it's a hoax.

Evet, bence büyük bir oyun.

You think it is a hoax?

Click to see more example sentences
oyun dance

Başka bir dans yapardık Başka bir oyun olurdu

We'd do another dance It'd be another play

Sihir var, gölge oyunu, dans

There's magic, shadow play, dance

Sahil, kelime oyunu, buzlu çay, iPod, yavaş danslar, Cary Grant.

The beach, Pictionary, sweet tea, iPods, slow dances, Cary Grant.

Click to see more example sentences
oyun gamble

Bütün kumar oyunları koca bir çatı altında.

All your gambling needs under one great, big roof.

Bu planın tamamı pervasız bir oyun.

This entire plan is a reckless gamble.

Karvino suyu, Lorvan krakeri, bir adet sanal oda programı, bir çubuk jumja ve oyun jetonları.

Kanvino juice Lorvan crackers a holosuite program a jumja stick and gambling tokens.

Click to see more example sentences
oyun piece

Onlar oyunun parçaları.

They're game pieces.

Bu çiniler ya oyun taşı ya da şeker.

These tiles are either game pieces or candy.

Menchu, Julia, ben, hâttâ sen bay Domenec, bu oyunun parçaları olabiliriz.

Menchu, Julia, I, even you, Senor Domenec, may all be pieces in this game.

oyun ruse

Yani beni buraya getirmek için ayrıntılı bir oyun tezgahladınız.

So, you concocted an elaborate ruse to bring me here.

Tüm bunlar bir oyun.

It's all a ruse.

Üzgünüm oyun oynadığım için.

I'm sorry for the ruse.

oyun frolic

Sabah akşam Eğlence ve oyun

Evening and morning Fun and frolic

Şimdi tüm yollar eğlence Sabah akşam Eğlence ve oyun

Now its all fun and frolic Evening and morning

Bu evi sarsın Eğlence ve oyun

At the beloved's house Fun and Frolic

oyun cheat

Üç adam bana hile denir Bir Kansas City kart oyunu.

Three men called me a cheat in a Kansas City card game.

O aptal rolü yaptı ve oyunda hile yaptı.

He pretended foolish and cheated at the game

oyun gameplay

Çünkü oyun burada sendeliyor.

Because the gameplay falters here.

Oynayacak oyun yok, kuralsız.

No gameplaying, no rules.

oyun diversion

Tatlı oyunlara ve tensel eğlencelere.

Sweet acts and sensual diversions

oyun dodge

Ve Dodge, unutma Bu sadece bir oyun.

And, Dodge, remember just a game.

oyun gull

Eğer Bay Collins oyuna getirilmişse, mışıl mışıl uyuruz.

If Mr. Collins has been gulled, we'll sleep soundly.

oyun device

Kralın aklı tutsak edildi. Bu Saruman'ın eski bir oyunu

The king's mind is enslaved, it's an old device of Saruman's.

oyun stage play

Film de, evet, ya da bir oyunda.

In a movie, yes, or a stage play.

oyun spectacle

Muhteşem bir teatral oyun!

A great theatrical spectacle!