Turkish-English translations for sürekli:

always · constantly, constant · continuously, continuous, continual, continuing, continued, continually · permanent · all the time · continuum · steady · incessant · running · great · consistently, consistent · perpetually, perpetual · persistent · lasting · non-stop · unremitting · standing · hourly · nonstop · other translations

sürekli always

Evet ama sürekli evde.

Yes. But he's always home.

Evet, benim de sürekli merak ettiğim bir şey vardı:

Yeah, and there was that thing that I always kept wondering:

Belki de sürekli acı içinde.

Maybe he's always in pain.

Click to see more example sentences
sürekli constantly, constant

O sürekli boyalı, ya da ne televizyonu oldu o sürekli ne birisi tarafından ilham söyledi.

He constantly painted, he constantly inspired by what someone said or what was on TV.

Ama sürekli bir baskı.

But a constant pressure.

Sürekli onu görüyorum, her yerde, anlıyor musun?

And I see him constantly, everywhere, you know?

Click to see more example sentences
sürekli continuously, continuous, continual, continuing, continued, continually

Epifiz bezi, sürekli melatonin benzeri yaşlanmayı durdurucu bir madde salgılıyor.

His pineal gland continually produces a substance similar to melatonin that inhibits aging.

Bay Kim, sürekli nötrino taramasını başlatın.

Mr. Kim, initiate continuous neutrino scans.

Sürekli değişen, aynı yeşil gözler

The same green eyes continually changing

Click to see more example sentences
sürekli permanent

Ya şimdi ya da asla! Sürekli bu gemide mi kalmak istiyorsunuz?

Well, it's now or never, do you want to remain aboard this ship permanently?

Geçici mi yoksa sürekli mi?

Is it temporary or permanent?

Sürekli bir görev istiyorum, David.

I want a permanent position, David.

Click to see more example sentences
sürekli all the time

Sürekli "Tamam." demeyi de kes! Tamam mı?

And stop saying okay all the time!

Evet, keşke ben de senin gibi sürekli burada yaşıyor olsaydım, Abby.

Yeah, I just wish I lived here all the time like you, Abby.

Sakin ol, sürekli oluyor bu.

Relax, this happens all the time.

Click to see more example sentences
sürekli continuum

Onlar daha çok bir tarikat, ve zaman sürekliliği onların satranç tahtası.

They're more of a cult, and the time continuum is their chess board.

Oh, ufaklık Süreklilik'ten küçük bir tatile çıktı.

Oh, Junior's taking a little vacation from the Continuum.

Bu yanlış bir süreklilik.

This is a false continuum.

Click to see more example sentences
sürekli steady

Bu yüzden mi James Bond'un hiç sürekli bir kız arkadaşı olmamış?

Is that why james bond never had a steady girlfriend?

Sürekli bir işin var mı?

Do you have a steady job?

Sürekli bir işim ve kazançlı bir hobim var; "can sıkıcı davaları dosyalamak.

I have a steady job and a lucrative hobby:: "filing nuisance lawsuits.

Click to see more example sentences
sürekli incessant

Toprak mikro organizmaların sürekli hareketiyle beslenir, bellenir, havalanır ve dönüşür.

Soils teem with the incessant activity of micro-organisms, feeding, digging, aerating and transforming.

Sürekli burnundan solumayı kes, Minami.

Stop your incessant fuming, Minami.

Muhtemelen sürekli çiğnediği nikotin sakızıydı.

Probably his incessant nicotine-gum chewing.

Click to see more example sentences
sürekli running

Soğuk, akan su yok, ve bir şeyler sürekli seni öldürmeye çalışır.

It's cold, there's no running water, and things are always trying to kill you.

O yüzden sürekli geç kalıyor.

That's why he's always running late.

Gözyaşları akıyor sürekli.

Tears running constantly.

Click to see more example sentences
sürekli great

Evet, benimki de sürekli, "harika için teşekkürler

Yeah, mine was all, "thanks for your great work.

Bu, sürekli değişen bir doğal mucizenin harika hikayesi Büyük Set Resifi'dir.

This is the amazing story of an ever-changing natural miracle, the Great Barrier Reef

Sana başka bir şey olsaydı büyük ve ama sürekli mutluluk!

I wish you nothing but great and perpetual happiness!

Click to see more example sentences
sürekli consistently, consistent

Ama..Craig, bu durumu sürekli yanlış yorumladım. Sana sürekli yanlış tavsiye verdim.

Craig, I've misread this situation consistently, given you the wrong advice throughout.

Bu kadını sürekli olarak küçümsediğin olasılığını hiç düşündün mü?

Have you considered the likelihood that you're consistently undervaluing that woman?

Sürekli olarak bizi sorgulardı.

She consistently questioned us.

sürekli perpetually, perpetual

Sana başka bir şey olsaydı büyük ve ama sürekli mutluluk!

I wish you nothing but great and perpetual happiness!

Ya da sürekli bir kömür kokusu.

Or the perpetual smell of coal?

Her zaman biraz tatminsiz, sürekli memnuniyetsiz.

Always a little dissatisfied, perpetually discontented

sürekli persistent

Belki de süreklilik gerektirir.

Maybe it was just persistence.

Baban senin sürekli münasebetsiz olduğunu söylemişti.

Your father says you're persistently inappropriate.

sürekli lasting

Sürekli Artaud hakkında düşünüp duruyorum, Krapp's Last Tape ve Grotowski. Tanrı aşkına.

I keep thinking about Artaud, Krapp's Last Tape you know, and Grotowski, for chrissake.

Ölümsüz, bozulmayan, sürekli kalıcı yenilmeyen ve ölmeyen Zombi Adam!

The deathless, non-perishable, ever-lasting, invincible and undying Zombie Man!

sürekli non-stop

Kate ve ben, biz sürekli tartışıyoruz.

Kate and I, we just argue non-stop.

Marine hasta, sürekli ağlıyor.

Marine is sick, cries non-stop.

sürekli unremitting

Banyo, bu sürekli sıcaklıktan.

The shower, this unremitting heat.

sürekli standing

Bu sürekli bir emir.

It's a standing order.

sürekli hourly

Her gün, uyanık olduğum her saat, sürekli çalıştım.

I studied constantly every day, every waking hour.

sürekli nonstop

Johnny ve June, Hank ve Emmylou radyoda sürekli seni çaldı.

Johnny and June and Hank and Emmylou nonstop on the radio.