Turkish-English translations for sıradan:

ordinary · regular · common · normal · average · simple · routine · casually, casual · random · run-of-the-mill · plain · queue · commonplace · small · mediocre · conventional · mundane · banal · pedestrian · trivial · prosaic · common or garden · hack · other translations

sıradan ordinary

Sıradan bir güzellik değil çok çok güzel hayatımda ilk defa böyle bir güzellik görüyorum, anne.

Not ordinary beauty but very beautiful! First time in my life I'm seeing such beautiful, mom.

Ama yarın sıradan bir Pazar değil.

And tomorrow is not an ordinary Sunday.

Evet, sıradan bir kız.

Yeah, an ordinary girl.

Click to see more example sentences
sıradan regular

Peki büyük bir tenis egzersizi ile sıradan bir tenis egzersizi arasındaki fark nedir?

Okay, so what's the difference between a big tennis practice and a regular tennis practice?

Bu sıradan bir yılan değildi. Kocaman bir şeydi.

Only this wasn't a regular snake, this was big.

Bunun gibi sıradan bir ev işte.

Just a regular house like this one.

Click to see more example sentences
sıradan common

Hayır, bu sıradan bir suçlu değil.

No, this is not a common criminal.

Bu sadece sıradan bir gri kurt.

That is just a common gray wolf.

Sıradan bir sokak kızı!

A common street girl!

Click to see more example sentences
sıradan normal

Ama bu, sıradan bir gün değil, öyle değil mi?

But it's not exactly a normal day, is it?

Burada sadece sıradan şeyler var.

There's just the normal stuff here.

Bu o kadar da kötü değil, ha? Sıradan bir cumartesi gibi işte.

So this isn't bad, right? just like a normal Saturday.

Click to see more example sentences
sıradan average

B, sıradan bir günde, kaç erkek sana Jess ve Casey ile ilgili soru soruyor?

B, on an average day, how many guys ask you questions about Jess and Casey?

Biliyorsun ki, Boo Boo, sıradan bir ayıdan daha zekiyim.

WeIl, you know, Boo Boo, I'm smarter than the average bear!

Ben de sıradan bir temizlikçi değilim.

I'm not an average cleaning lady.

Click to see more example sentences
sıradan simple

Normal bir insan gibi sıradan bir hayat yaşamak istiyorum.

I want to live a simple life as a normal person.

Mike basit zevkleri olan sıradan bir adam.

Mike is a simple man with simple tastes.

Ailem sıradan bir aile.

My family is simple.

Click to see more example sentences
sıradan routine

Bu sıradan bir şey değil Dee. Tuhaf bir tarafı da yok tamam mı?

It's not a routine, Dee, and there is nothing weird about this, okay?

Sadece sıradan bir soruşturma.

It's just a routine investigation.

Bu sıradan bir devriye.

It's a routine patrol.

Click to see more example sentences
sıradan casually, casual

Gerçekten hoş, çok hoş bir yere gideceğiz, kolay ve sıradan, bir dilim pizza gibi.

We'll go someplace Really, really nice, or just easy and casual, Like a slice of pizza.

Sıradan bir şey miydik, yoksa başka bir şey mi?

Were we just a casual thing or something else?

Annem beni sıradan bir ziyaretçi gibi tanıttı.

My mother introduced me as a casual visitor.

Click to see more example sentences
sıradan random

Ama gerçek şu ki, o sıradan bir hırsız değildi.

But the truth is he wasn't just a random thief.

Sence bu sıradan bir soygun mu?

You think this is a random robbery?

Bu sıradan bir sapık değil mi?

This isn't a random psycho?

Click to see more example sentences
sıradan run-of-the-mill

İyi bir polis ile sıradan bir polis arasındaki farkı biliyor musun Carl?

You know the difference between a good cop and one that's just run-of-the-mill, Carl?

Bir melek değil, bir cin değil ve ayrıca senin sıradan bir adamın da değil.

Not an angel, not a jinn, and yet, not your run-of-the-mill man either.

Senin sıradan kaçıklarından değil, değil mi?

Not your average run-of-the-mill nutcase, is he?

Click to see more example sentences
sıradan plain

Bir yer olmalı sadece basit, sıradan insanların olduğu insanların.

There must be some place with just plain ordinary people.

Sen de eski sıradan Jenny Johnson olacaksın.

You'll be just plain old Jenny Johnson.

Beyaz yakalı sıradan bir adamla mı?

With a plain white collar guy?

Click to see more example sentences
sıradan queue

Sağlık kontrolü için burada sıraya girin.

Queue here for health inspection.

Hey, gel, gel, sıraya girmene gerek yok.

Hey, come, come, no queue for you.

Tamam, lütfen sıraya girin.

That's right, queue up please.

Click to see more example sentences
sıradan commonplace

Ama burada Amerika'da terapi çok daha yaygın ve sıradan bir şey olarak düşünülüyor Bay Sanyal ve ben

I think that here in America Therapy is considered much more commonplace, Mr. Sanyal, and I

Demek istediğim, bu çok sıradan ve sıkıcı.

I mean, that's just so commonplace and dreary.

Bu Arjantin işi sıradan bir borsa dolandırıcılığı.

This Argentine scheme is a commonplace Stock Exchange swindle.

Click to see more example sentences
sıradan small

Böyle ufak bir kız için çok büyük bir sır olduğunu düşündü.

He thought it was a very big secret for such a small little girl

O kadar büyük bir sır için çok küçük bir zarf gibi.

This seems like a pretty small envelope for such a big secret.

Tipik sıradan bir kasaba

In a typical small town

Click to see more example sentences
sıradan mediocre

Her şey çok sıradan ve ve sıkıcı gözüküyordu.

Everything just seemed "so mediocre and tedious".

O sıradan bir yetenek demek.

He is a a mediocre talent.

Başka bir dahinin sıradan kopyaları.

Mediocre copies of another man's genius.

Click to see more example sentences
sıradan conventional

Pekala, daha sıradan bir yaklaşım deneyelim. Biraz hafif müzik.

All right, try a more conventional approach, a little soft music.

Dean sıradan bir erkek değil.

Dean is not a conventional man.

Bu sıradan bir savaş değil.

This is no conventional war.

Click to see more example sentences
sıradan mundane

Bu oldukça sıradan bir konuşmaydı, ama bu garip ki o oldukça geç aradı.

It was a pretty mundane conversation, but it was weird that he called so late.

Bu çok daha sıradan bir şey.

This is much more mundane.

Ama, benim bütün hayatım sıradandı

But my life has been mundane.

Click to see more example sentences
sıradan banal

Sen sıradan biri değilsin.

You're not a banal guy.

Kötülük hem sıradan hem de radikal olamaz.

Evil cannot be both banal and radical at once.

Oldukça sıradan bir açılış.

A rather banal opening gambit.

Click to see more example sentences
sıradan pedestrian

Bu çok yavan, sıradan, iğrenç ve zalimce birşey.

It's just so pedestrian, common and dirty, and cruel.

Nedir? Bence Jerry çok sıradan

I think Jerry is very pedestrian.

sıradan trivial

Bu sıradan birşey değil arkadaşlar.

It's not something trivial, friends.

Sıradan bir eylem değil.

Not a trivial activity.

sıradan prosaic

Tanrım, ne kadar sıradan.

My God, how prosaic.

sıradan common or garden

Hayır, ben sıradan bir polisim.

No, I'm a common-or-garden copper.

sıradan hack

Ama bu adam sıradan birisi değil, Shawn.

But this guy is not a hack, Shawn.