Turkish-English translations for sağlam:

solid · good · intact · strong · sturdy · sound · hard · tough · right · firm · steady · safe · foolproof · reliable · secured, secure · healthy · stable · robust · fast · substantial · durable · sure · lasting · rugged · cast-iron · able · substantive · staunch · stiff · stout · whole · able-bodied · other translations

sağlam solid

Burada iyi bir takım ve evde de sağlam bir destek var.

Well, I've got a great team here and a solid support system at home.

Bu onların ilk sağlam ipucu.

It's their first solid lead.

Sağlam bir ipucumuz var.

We've got a solid lead.

Click to see more example sentences
sağlam good

Bu sağlam olan değil mi?

This is the good one, right?

Bu film gerçekten çok sağlam olacak, Hank.

This is gonna be a really good movie, Hank.

O gerçek, iyi, sağlam bir büyücü, millet.

He's just a real, good, solid wizard, everyone.

Click to see more example sentences
sağlam intact

Her bir şehir, yol ve ekipman parçasını tamamen sağlam bırakarak.

leaving every city, every road, every piece of equipment perfectly intact.

Çok şükür, beyin fonksiyonları ve hayati organları sağlam görünüyor.

Fortunately, brain functions and vital organs seem to be intact.

Tabut hâlâ sağlam mı?

Is the coffin still intact?

Click to see more example sentences
sağlam strong

Sen çok güçlü ve sağlam bir genç kadınsın.

You are a very strong and powerful young woman.

O sağlam ve güçlü.

She's tough and strong.

Sağlam iş, dostum.

Strong work, man.

Click to see more example sentences
sağlam sturdy

Ve lütfen gaz lambası, sivrisinek filesi ve sağlam ayakkabılar getir! Kendin ve Regina için.

And please get some gas lamps, mosquito nets and sturdy shoes! for you and Regina.

İhtiyacımız olan her şey var. yeterli doğal ışık, temiz, sağlam tabureler.

It's got everything we need ample, natural light; clean, sturdy stools.

Kumaşı sağlam, gizemli kasık bölgesi lekeleri de yok, aferin, Nancy Drew.

Fabric sturdy, no mysterious crotch stains, nice work, Nancy Drew.

Click to see more example sentences
sağlam sound

Yemin ederim Ben bir kurban yapacak ayrıca beni eve gidelim eğer güvenli ve sağlam.

I swear, I will make a sacrifice if you also let me go back home safe and sound.

İyi bir kaptanı olan, sağlam bir gemi.

A sound ship with a good captain.

Sağlam bir evlilik gibi görünüyor.

Sounds like a solid marriage.

Click to see more example sentences
sağlam hard

Bu senin için yeterince sağlam mı?

This look hard enough for you?

Onun sağlam bir kanıtı var ve o kanıt şimdi bende.

She has hard evidence, and now I have it.

Evet, gerçekten sert ve gerçekten sağlam.

Yeah, really hard and really firm.

Click to see more example sentences
sağlam tough

Sağlam bir hikaye bile değil.

It's not even a tough story.

O kadar sağlam değil.

He's not that tough.

O kadar sağlam değildi.

He wasn't so tough.

Click to see more example sentences
sağlam right

Bu sağlam olan değil mi?

This is the good one, right?

Haklısın, ama bu kez sağlam bir mazeretim var.

You're right, but this time I have a solid excuse,

Canavar gibi bir sol çengel ve sağlam bir sağ direk.

A monster left hook and a solid straight right hand.

Click to see more example sentences
sağlam firm

Evet, gerçekten sert ve gerçekten sağlam.

Yeah, really hard and really firm.

Şu anda, onun firması daha sağlam görünüyor

Right now, his firm seems more stable.

Sağlam ama nazikçe.

Firm but gentle.

Click to see more example sentences
sağlam steady

Bu sağlam bir iş!

This is a steady job!

Şey, pek sağlam değil ve biraz utanıyorum aslında.

Well, it's not very steady and I'm kind of ashamed.

Senin gibi sağlam ve yaşlı bir kadına.

A steady, older woman like yourself.

Click to see more example sentences
sağlam safe

Yemin ederim Ben bir kurban yapacak ayrıca beni eve gidelim eğer güvenli ve sağlam.

I swear, I will make a sacrifice if you also let me go back home safe and sound.

Onun evi, güvenli ve sağlam.

He's home, safe and sound.

Hala orada, sağlam ve iyi.

It's still there safe and sound.

Click to see more example sentences
sağlam foolproof

Ama sağlam bir planım var.

But I got a foolproof plan.

Çok sağlam bir plana benziyor.

That sounds like a foolproof plan.

Çok sağlam ve neredeyse yasal Trudy.

It's foolproof and almost legal, Trudy.

Click to see more example sentences
sağlam reliable

Kaliteli bir kamp deneyimi için gereken şey, sağlam ve güvenilir bir jeneratör.

The hub of a quality camping experience is a safe and reliable generator.

Oldukça sağlam bir işin var.

You've got a quite reliable job.

Sağlam bir alete ihtiyacım var.

I just need a reliable tool,

Click to see more example sentences
sağlam secured, secure

Bay Hurd'ün sağlam güvenlik sistemi var gibi görünüyor. Kamera var mı?

Looks like Mr. Hurd had a pretty good security system any cameras?

Sizinki sağlam bir meslek.

Yours is a secure profession.

Bu caddenin sağlam güvenlik kameraları var.

That street's solid security cameras.

Click to see more example sentences
sağlam healthy

Gerçekten ama gerçekten sağlam duruyorsun, ama sen bir öğretmensin yani.

You'll look really, really great healthy. But, I mean, you're a teacher.

Kulağa süper sağlam bir ilişki gibi geliyor.

Sounds like a super healthy relationship.

Sağlam bir banka hesabı mı?

You get a healthy bank account?

Click to see more example sentences
sağlam stable

En azından şimdiki işinden daha sağlam bir iş.

At least it's more stable than your current job.

Sağlam bir destek hattımız var.

We have a stable support line.

Tamam, buradaki buz ince ama sağlam gibi duruyor.

Okay, the ice is thin here, but it seems stable.

Click to see more example sentences
sağlam robust

Ama bizim çok sağlam bir koruma duvarımız var.

But we have quite a robust firewall system.

Ama bizim sistemimiz çok daha sağlam.

Well, our system is much more robust.

Çok sağlam bir şey bu.

This thing is robust.

Click to see more example sentences
sağlam fast

Hızlı ve sağlam sür.

Ride fast and hard.

Sağlam ve olağanüstü hızlı.

Solid, and astoundingly fast.

Eğer sağlam ellerdeyse çok hızlı.

Very fast, if she's well-handled.

sağlam substantial

Bu çok dayanıklı ve sağlam bir bina ve iyi bir anlaşma yapıyoruz.

It's a very substantial building. We're doing a great deal to it.

Oldukça sağlam bir isim.

It's a very substantial name.

Sağlam bir iyilik

A substantial favour.

sağlam durable

En sağlam kumaş bile eninde sonunda yıpranır.

Even the most durable fabric wears out eventually.

Krexboard geri-dönüşümlü bebek bezi ve fabu-deck gay oduncuları destekliyor. bence de grello sağlam. hayır, krexboard. grello. iyi seçim.

Krexboard is recycled diapers, and fabu-deck supports gay lumberjacks. I agree that grello is durable. No, krexboard.

Senin çorapların daima şaşılacak derecede sağlam.

Your nylons are always so astonishingly durable.

sağlam sure

Evet, yavaşça ama sağlam.

Yeah, slowly but surely.

Çocuk daha önce hep sağlam adımlar atardı.

The boy was always sure-footed before.

sağlam lasting

Yapacak çok var ama sağlam birini bulmak çok zor.

There's so much to do but it's hard to find someone who'll last.

Son bir sağlam fikrim daha var.

I have one last foolproof idea.

sağlam rugged

Onun gibi daha sağlam bir sivri diş.

A more rugged saber like her.

Sağlam, güçlü bacak, ileri!

Rugged, strong leg, go!

sağlam cast-iron

Sorun şu ki, Hope, bay Kurtik'in o akşam için sağlam bir görgü tanığı var.

Thing is, hope, mr. Kurtik has a cast-iron alibi for that evening.

Kurşun geçirmez vitrin ve sağlam kepenkler.

Bulletproof windows and cast-iron shutters.

sağlam able

Burada hasta olmak, başka yerde sağlam olmaktan iyidir.

Better be sick here than able-bodied elsewhere

sağlam substantive

Belki de bu dilekçede sağlam bir şeyler gördükleri anlamına geliyordur.

Maybe that means they see something substantive in the petition.

sağlam staunch

Sağlam bir dost.

A staunch friend.

sağlam stiff

Zor bir gün geçirdim ve sağlam bir içkiye ihtiyacım var.

Uh, it's been a rough day and I need a stiff drink.

sağlam stout

Sağlam bir yüreğin var, küçük hobbit, fakat bu seni korumaz.

You have a stout heart, little hobbit, but it will not save you.

sağlam whole

Bunlar. bu yarı sağlam diskler. tüm bunlar tüm bunlar kurmaca

These, uh these half-smashed drives, this whole this whole setup

sağlam able-bodied

Burada hasta olmak, başka yerde sağlam olmaktan iyidir.

Better be sick here than able-bodied elsewhere