Turkish-English translations for saat:

hours, hour · clock · watch · at · time · o’clock, o'clock · timer · meter · timepiece · time of day · tide · other translations

saat hours, hour

Ve sonra, bilirsin bi kaç gün belki hafta, ya da saat sonra, her neyse..

And then, you know, maybe a couple days later, week later, hour later, whatever it was.

Bana bir buçuk saat ver.

Listen, give me half an hour.

Beş ya da altı saat.

It's five, six hours.

Click to see more example sentences
saat clock

Bu senin için zor olabilir ama şu an sen bir saatin ibresisin. Anladın mı?

This may be difficult for you to hear, but you are a hand on a clock, understand?

'Yarın sabah saat dokuzda.

'Nine o'clock tomorrow morning.

Bu bir alarmlı saat.

It is an alarm clock

Click to see more example sentences
saat watch

Bu senin için sadece bir saat.

It's just a watch for you.

Evet, artık sadece bir saat.

No, it's just a watch, now.

Yeni araba, yeni saat.

New car, new watch.

Click to see more example sentences
saat at

Bu kadar geç bir saatte sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim ama fazla zamanımız yok.

I'm sorry to bother you at such a late hour, but we don't have much time.

Oh, şu saate bak.

Oh, look at the time.

En az iki saatim daha var.

I've got at least two more hours.

Click to see more example sentences
saat time

Bu kadar geç bir saatte sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim ama fazla zamanımız yok.

I'm sorry to bother you at such a late hour, but we don't have much time.

Yarın yine buraya gel.. aynı saatte.

Come back tomorrow at the same time.

Ve dün aynı saatte. .hiçbir şey yok.

And the same time yesterday Nothing.

Click to see more example sentences
saat o’clock, o'clock

Bugün cuma olduğunu biliyorum, ama saat öğleden sonra bir daha.

Yeah, I know it's Friday, but it's one o'clock in the afternoon.

Saat altı, evsiz çocuklar, Noel ağaçları, unutmam.

Six o'clock, homeless kids, Christmas trees, got it.

Adam saat on yönünde.

Our guy is ten o'clock.

Click to see more example sentences
saat timer

Plastik patlayıcı ve bir saate ihtiyacım var.

Right. I'll need some plastic explosives and a timer.

Bu sadece bir yumurta saati!

This is just an egg timer!

Sookie için inek biçimli möleyen bir saat aldım Michel için Cardio Salsa kasetleri, Dean'e bir kitap aldım.

I got a mooing cow-shaped timer for Sookie some Cardio Salsa tapes for Michel, a book for Dean.

Click to see more example sentences
saat meter

Saat iki yönünde üç yüz metre mesafede.

Two o'clock, about three hundred meters.

Şey, Skye'ın biyometre saati.

Uh, i-it's Skye's bio-meter watch.

Yaya trafiği çok fazla, otopark saati yok.

Lots of foot traffic, no metered parking.

Click to see more example sentences
saat timepiece

Eva, Chuck'ın hediyesini okudum. ve kaba olduğum için bağışla ama ben her zaman bir Baignoire saatim olsun istemiştim.

Eva, I read about Chuck's gift, and forgive me for being vulgar, but I've always wanted a Baignoire timepiece.

İçinde tek gözlü bir trol sihirli bir saatim var.

I have a magic timepiece with a one-eyed troll inside.

Bir polis böyle bir saati nasıl alabiliyor o zaman?

Okay, then how's a cop afford a timepiece like this?

saat time of day

Başka bir kurban, günün aynı saati.

Another victim, same time of day.

Bu hala günün en sevdiğin saati mi?

Is this still your favourite time of day?

saat tide

Ve birkaç saat içinde, gelgit olacak.

And in a few hours, the tide comes in.