Turkish-English translations for sadece:

just · only · but · more · merely, mere · alone · plain · simply · such · hardly · nothing but · purely · nothing else · exclusively · barely · solely · other translations

sadece just

Ve bu da sadece benim için.

And this this is just for me.

Şimdi Sadece Sen ve Ben Varız.

It's just you and me right now.

Evet ama sadece para için değil, öyle değil mi?

Yeah, well, it's not just about the money, is it?

Click to see more example sentences
sadece only

Evet, sadece bu değil, bana ne dedi biliyor musun?

Yeah. Not only that, this is what she said to me;

Ben sadece burası için en iyisini istiyorum.

I only want what's best for this place.

Sadece ölü bir adam bu.

It's only a dead guy.

Click to see more example sentences
sadece but

Sadece o değil ama.

But it's not just that.

Baba, ben, gerçekten çok üzgünüm ama sadece, bu numaraları var nasıl bana lütfen söyler misin?

Father, I'm really sorry, but could you just tell me how you got to those numbers, please?

Sadece kendin ol ama fazla değil.

Just be yourself but not too much.

Click to see more example sentences
sadece more

Eğer ben ben de senin gibi olsaydım, sadece ben olsaydım, bu ev çok daha farklı olurdu.

If I was if I was more like you, if it was just me, this house would look different.

Sadece küçük birşey daha.

Just one more little thing.

Sadece arkadaşlarım değiller, daha çok ailem gibiler.

They're not just friends, they're more like my family.

Click to see more example sentences
sadece merely, mere

Bana kalırsa bu sadece bir tesadüf ve bu yüzden bir şey demedim.

I think this is merely a coincidence and that's why I didn't say anything

Ama ben sadece bir yazarım.

But I'm merely a writer.

Ben sadece yaralı değilim Komutan.

I am not merely injured, commander.

Click to see more example sentences
sadece alone

Hiçbir şey anne, her şey yolunda. Sadece biraz rahat bırak lütfen.

Nothing Mom, everything is fine, just leave me alone right now please.

Sadece bizi yalnız bırak.

Just leave us alone.

Lütfen, beni sadece yalnız bırakabilir misiniz?

Please, can't you just leave me alone?

Click to see more example sentences
sadece plain

O zaman kalbin suçluluk ile ağırlaşmış ya da sadece ağır ve bunlar bu adamın meselesi değil.

Then is your heart heavy with guilt or just plain heavy and none of this guy's business?

Sade, hoş bir hediye, değil mi?

That's a nice plain gift, isn't it?

Belki de sadece bir hırsızdır.

Maybe just a plain thief

Click to see more example sentences
sadece simply

Ve ben bir zam, vaat edildi ve ben alamadım, bu yüzden sadece ödünç aldım.

And I was promised a raise, and I didn't get it, so I simply borrowed it.

Hayır, ben sadece diyorum ki

No, I'm simply saying that

Baba sadece basit bir isim mi?

Is a father simply a name?

Click to see more example sentences
sadece such

Evet ama böyle bir şey olmadığını biliyorsun sadece insanlar var ve yardım için seni arıyorlar.

Yeah, but you know there's no such thing. There's just people. And they're looking to you for help.

Sadece bunun iyi bir fikir olmadığını düşünüyorum.

I just don't think it's such a good idea.

Evet, sadece düşünüyorum belki bu tatil o kadar da iyi bir fikir değildir.

Yeah, I'm just thinking maybe this trip isn't such a great idea.

Click to see more example sentences
sadece hardly

Sen ve müzik ve bunlar sadece bir kez oluyor ve gerçekten zor!

You and the music and now it's all happening at once and it's really hard!

Açıklaması çok zor çünkü sadece bir rüya değil.

It's hard to explain, because it's not just a dream.

Sadece zor bir zaman geçiriyorum.

I'm just having a hard time.

Click to see more example sentences
sadece nothing but

Ve birçok şey için özür dilerim ama sadece bu kadar.

And I'm sorry for a lot of things, but nothing more than that.

Millerce etrafta hiç bir şey yok. Sadece kum, kaya, kaktus ve mavi gökyüzü.

Nothing at all for miles around, nothing but sand and rocks and cactus and blue sky.

Sen sadece bir köpeksin.

You're nothing, but a dog.

Click to see more example sentences
sadece purely

Bree, bu akşam sadece çok yakın arkadaşım Carolyn Decker ve onun saf su projesi ile alakalı.

Now, Bree, tonight is all about my very good friend Carolyn Decker and her pure water project.

Bay Bush bu akşam sadece seyirci, efendim, ama ben onur duyarım, her zamanki gibi.

Bush? Mr. Bush is purely a spectator this evening, But i shall be honored, as always.

Bugün burada saf ve sade aşkı kutlamak için toplandık.

We are gathered here to celebrate love pure and simple.

Click to see more example sentences
sadece nothing else

Sadece söylenecek başka bir şey yok.

There's just Nothing else to tell.

Hiçbirşey. ah sadece, uh başka biri bugün bu şarkıyı söylüyordu.

Nothing. It's just that, uh somebody else was singing that today.

O sadece bir görevdi, başka hiçbir şey değil.

She was just a mission. Nothing else.

Click to see more example sentences
sadece exclusively

Merak etme, sadece bir seçkin davetli listesi.

Don't worry. It's a very exclusive guest list.

Ama Kleinfelter sadece ve sadece tek bir gazeteciye gönderdi "Dispatch"ten Celia Carroll.

But Kleinfelter dealt exclusively with one journalist, Celia Carroll of the Dispatch.

Bir de sadece Chevy Impala'larda kullanılan lacivert boya varmış.

And there was also navy-blue paint Used exclusively on chevy impalas.

Click to see more example sentences
sadece barely

Sadece bazen ne dediğini zar zor anlayabiliyorum. Ve beni anlıyor musun, merak ediyorum.

It's just sometimes I barely understand what you're saying and I wonder if you understand me.

Sadece bazen ne dediğini zar zor anlayabiliyorum.

It's just sometimes I barely understand what you're saying.

İmkanı yok, sadece dokundu. yedi, sekiz, dokuz, on.

No way, he barely touched him. seven, eight, nine, ten.

Click to see more example sentences
sadece solely

Sadece sizi davet etmek için geldim. Bu akşam büyük evde Yüzbaşı Frederick Wentworth ile tanışmanız için

I'm here solely to invite you to the great house this evening, to meet Captain Frederick Wentworth.

Çünkü bu LJM işi sadece Enron ile ortak yapmak maksadıyla kurulmuştu.

Because this LJM partnership existed solely to do business with Enron.

Çoğu federasyon gemisinin aksine sadece savaşmak için yapılmış.

Unlike most Federation vessels, it's built solely for combat.

Click to see more example sentences