Turkish-English translations for su:

water, waters · juice, juices · it · that · this · flood · otter · broth · gravy · wet · river · aquatic · following · the following · aqua · stream · semen · sap · aqueous · other translations

su water, waters

Burada yaşamak için yeterince yiyecek ve su var. Dışarı çıkmadan neredeyse iki hafta yeter.

There's enough food and water to live in here for almost two weeks without having to come out.

En azından biraz su bırak bize.

At least leave us some water.

Biraz su içmek ister misiniz?

You want to drink some water?

Click to see more example sentences
su juice, juices

Bu portakal suyunun tadı berbat. Korkunç! Sadece yeni bir şeyler denemeye çalışıyordum.

This orange juice tastes terrible. Oh! It tastes horrible! I was trying something new.

Gel hadi, biraz meyve suyu iç.

Come on, have some juice.

Portakal suyu, kahve?

Orange juice, coffee?

Click to see more example sentences
su it

Fakat bu normal bir su yatağı değil, çünkü normal su yatağı böyledir.

But it's not a normal water bed, because a normal one goes like this.

Kocaman bir su kulesi ve Becky, dikkatli ol.

It's a huge water tower. And, Becky, be careful.

Bu onların ana su kaynağı.

It's their main source of water.

Click to see more example sentences
su that

Ve bu da su için.

And that is for water.

Su gerçekten ılık mı, yoksa o konuda da yalan söyledin?

This water really warm, or you lying about that too?

Yani bu şu suyun içinde?

So this went in that water?

Click to see more example sentences
su this

Bu daha çok su içmemiz için harika bir fırsat değil mi?

Well, isn't this a great chance to drink more water?

Ama su altında akıllı bir yaratık yaşıyor.

But this is some smart creature living under water.

Eee, ne var? Mimoza gibi sadece şampanya yerine içinde şarap var ve portakal suyu yok.

This is just like a mimosa, except for it's got wine instead of champagne and no orange juice.

Click to see more example sentences
su flood

Yüzlerce milyon yıl sonra ise bu alan su ile doldu taştı.

Hundreds of millions of years later, this area was flooded with water.

Su baskını hakkında bir şey yapamam.

I can't do anything about the flood.

Ben bize istasyonu tamamen su bastığını söylemişti.

Ben told us that the station was completely flooded.

Click to see more example sentences
su otter

Annette var, Oak nehri civarındaki bir ailenin yanında yaşayan bir su samuru.

I have an Annette, an otter who lives with a family near Oak River.

Ne bu, bir su samuru mu?

What is it, an otter?

Okçuluk, Sincap ve Su samuru Bölgesindeki kampçılarımızın için seçmeli aktivitelerden biri.

Archery's one of the electives for our campers in the Chipmunk and Otter Divisions.

Click to see more example sentences
su broth

Yalnızca yeşil sebze ve et suyu istiyor.

She only wants green vegetables and broth.

Et suyu ve sebzeli truite saumonée au bleu. yanında holandez sosuyla servis ediliyor.

Truite saumonée au bleu with vegetables and broth, served with a hollandaise sauce on the side.

O zaman et suyuna çorba getir.

Then just bring me some broth.

Click to see more example sentences
su gravy

Bisküvi, et suyu ve kızarmış tavuk.

Biscuits and gravy and chicken fried steak.

Mutlu Budist, sadece et suyu ve pirinç yiyordu.

The happy Buddhist, he only ate rice and gravy.

Kızarmış tavuk, kızarmış bamya, çörek ve et suyu.

I like fried chicken, fried okra, biscuits and gravy.

Click to see more example sentences
su wet

Soğuk suyla bir duş alın ve sonra da yatağa ıslak atlayın.

Take a cold shower and then wet jump to the bed.

Su ıslak, gökyüzü mavi, kadınların sırları var.

Water's wet, the sky's blue, women have secrets.

Bize biraz su getir bir de ıslak mendil, getirir misin, Turbo?

Get us some water and a wet wipe live-o, will you, Turbo?

Click to see more example sentences
su river

Su olan bir yere. Sahile veya bir nehre.

Somewhere with water, the beach or a river.

Hayvanlar nehre gitmek, su içmek.

Animals go to river, drink water.

Şelaleler, su buharı bulutlar, yağmur su kaynakları, ırmaklar denizler, okyanuslar ve buzullar

Waterfalls, water vapor, clouds, rain, springs, rivers, seas, oceans, glaciers

Click to see more example sentences
su aquatic

Sözümona Loch Ness canavarı büyük bir su yaratığıdır.

The so-called Loch Ness monster is a large aquatic creature.

Evet, gerçek bir su tanrıçası gibiydin.

Yeah, you're a real aquatic goddess.

Evet, aslında onlar suda yaşarlar.

Yeah, actually, they're aquatic.

Click to see more example sentences
su following

Suyu takip edin yeter.

Just follow the water.

Suyu takip et.

follow the water.

River? su gemiyi takip et.

River? Follow that ship!

Click to see more example sentences
su the following

Suyu takip edin yeter.

Just follow the water.

Suyu takip et.

follow the water.

Margrove ve Donaldson, ikisi de aynı şeyi söyledi."Suyu takip et.

Both margrove and donaldson said that."follow the water.

Click to see more example sentences
su aqua

Planın iki aşaması için de su droidleri hazır mı?

Are the aqua droids prepared For phase two of the plan?

İşte. İthal Meksika memba suyun Aqua de Leche.

There's your imported Mexican spring water, Aqua de Leche.

Dikkat et, Sulu-Ciğer.

Watch out, Aqua-Lung.

Click to see more example sentences
su stream

Eğer daha az viski içseydim ve dereden daha fazla su içseydim,

If I had drank less whiskey and more water from that stream,

Bazen bir yaşlı kadar bilge... .gamsız bir su akıntısı gibi.

Sometimes as wise as old men at others, like a carefree stream.

Yeni değil ama eski Değirmen suyu akıntısı

Not the new, but the old Mill stream

su semen

Semen sıvısında sperm yanında, su, çinko, C vitamini prostaglandin ve alkalin bulunuyor.

In semen, besides sperm, water, zinc, vitamin C prostaglandins and alkalines are present.

su sap

Ağaç özü, amomyak ve su.

Tree sap, ammonia and water.

su aqueous

Sulu sodyum hidroksit banyosu" yazıyor.

Says, uh, "aqueous sodium hydroxide bath.