Turkish-English translations for tam:

exactly, exact · right · full · just · total · complete · real · all · fully · precisely, precise · whole · literal, literally · entire · true · good · very · perfect · absolute · sound · dead · pure · only · even · timely · regular · direct · on time · straight · proper · utter · finished · positive · strict · out and out, out-and-out · accurate · clear · correct · the very · at the time · clean · sharp · faithful · full-blown · integral, integrate · sheer · due · flat · genuine · consummate · solid · square · unmitigated · fully-qualified · express · grand · accomplished · ripe · thorough · round · spot-on · common · intimate · rank · prize · implicit · merely, mere · sole · steady · thoroughbred · downright · intact · simple · all-out · bang · other translations

tam exactly, exact

Biliyor musun işte tam olarak bu yüzden artık seninle bir şey yapmak istemiyorum.

You know what? This is exactly why I don't ever wanna do anything with you anymore.

Tam olarak küçük bir şey değildi.

Well, it wasn't exactly a little thing.

Tam olarak aynı değil.

It's not exactly the same.

Click to see more example sentences
tam right

Bu senin annen ve küçük kız kardeşin hakkında Ve tam da şimdi sana ihtiyaçları var.

This is about your mother and your baby sister and they need you right now.

Tam buraya, işte böyle.

Right here, like that.

Peki o zaman. Onun tam olarak söylediği neydi?

All right, then, what was it she said, exactly?

Click to see more example sentences
tam full

Dışarı çıkmış ve tam bir saat sonra dönmüş. tam bir saat sonra.

He went out and came back a full hour later. a full hour later.

Bu kesinlikle tam.

That's definitely full

Tam güvenlik alarmı.

Full security alert.

Click to see more example sentences
tam just

Fakat, hayır, hayır, sen tam da onun gibisin.

But, no, no, you're just like he was.

Biliyor musun, bu tam da duymak istediğim şey.

You know, that's just what I wanted to hear.

Ben de tam bunu düşünüyordum.

I was just thinking that. Yeah?

Click to see more example sentences
tam total

Sevgili arkadaşım Bir süredir yazamadığım için özür dilerim ama burada işler tam bir felaket.

Dear friend sorry I haven't written for a while but things are a total disaster.

Ama tam bir kayıp değil.

But it wasn't a total loss.

Ben de tam olarak anlamıyorum.

I don't totally understand either.

Click to see more example sentences
tam complete

Hayır, hayır, hayır, dinle onun, erkek arkadaşı tam bir hayvan.

Oh, no, no, no, listen, her, uh, boyfriend is a complete animal.

Sen tam bir geri zekalı mısın?

Are you a complete idiot?

Ve korku en muhteşem duygudur çünkü o, tam bir farkındalık yaratır.

And fear is the most amazing emotion of all because it creates complete awareness.

Click to see more example sentences
tam real

İşte ben buna tam bir kadın derim.

Now, that's what I call a real woman.

Tam bir hayvan.

A real animal.

Tanrım, tam bir adamı.

My God he's a real businessman.

Click to see more example sentences
tam all

Pekala, tam olarak ne olduğunu anlat bana.

All right, tell me exactly what happened.

Bu tam olarak ne demek oluyor?

That all means what, exactly?

Tam insan da değil, ikisinin arasında bir şey.

Not all human, but something in between.

Click to see more example sentences
tam fully

Ve kız da tam eğitimli bir telefon mühendisi.

And she's a fully trained telephone engineer.

Bir gün tatilim ve tam dolu güç yüzüğüm var.

I have a day off And a fully charged power ring.

Tabii ki arabamız da kurşun geçirmez ve tam teçhizatlıdır.

Of course, the car's bulletproof and fully armored.

Click to see more example sentences
tam precisely, precise

Kendini benim yerime koy genç bayan, sen de tam olarak aynı şeyi yapardın, değil mi?

Put yourself in my place, young lady, and you'd do precisely the same thing, wouldn't you?

Ve sonra bir tarih, bir zaman, bir dakika, tam bir an kararlaştırmışlar mıdır?

Did they then decide on a date, a time, a minute, a precise instant?

Ben de seninle tam olarak bunu konuşmak istedim.

Precisely what I wanted to talk to you about.

Click to see more example sentences
tam whole

Ama hikayenin tamamı bu değil, değil mi?

But that's not the whole story, is it?

Tam bir günüm var.

I have a whole day.

New York'ta tam dört gün!

Four whole days in New York!

Click to see more example sentences
tam literal, literally

Benim adım RJ Berger, ve hayatım tam anlamıyla kalbimi kırıyor.

My name is RJ Berger, and my life is literally breaking my heart.

Şu an tam anlamıyla her yerde olabilir.

He could be literally anywhere by now.

Kelimenin tam anlamıyla hayatımız boyunca balo için bekledik.

We've literally waited our whole lives to go to prom.

Click to see more example sentences
tam entire

Çünkü sekiz yıl önce, bir ailenin neredeyse tamamı bir trafik kazasında öldü.

Because eight years ago, almost an entire family died in a car accident.

Şimdi, hala bu işin nasıl olduğundan tam emin değilim.

Now, still not entirely sure how this is supposed to work.

Ne gibi göründüğünden tam emin değilim, efendim.

I'm not entirely sure what it looks like, sir.

Click to see more example sentences
tam true

Özür dilerim ama bu tam olarak doğru değil.

I'm sorry, you know, but that's not exactly true.

Bu tam olarak doğru değil.

That's not true exactly.

Pardon ama tam olarak böyle değil.

Sorry, but that's not quite true.

Click to see more example sentences
tam good

Ben doktor değilim. Bu yüzden tam olarak nedir bilmiyorum, ama muhtemelen iyi değildir.

I'm not her doctor, so I don't know exactly, but it's probably not a good thing.

Ben hala tam emin değilim sen ne kadar iyisin?

I'm still not quite sure, how good you are.

İşte güzel bir tane, tam burada.

Here's a good one, right there.

Click to see more example sentences
tam very

Tam olarak ne diyeceğimi bilmiyorum ama her şey için çok teşekkür ederim.

I don't exactly know what to say but thank you very much for everything.

O tam olarak iyi bir öğrenci sayılmaz.

She isn't exactly a very good student.

Tam bir adam!

The very man.

Click to see more example sentences
tam perfect

Ve şimdi, tam şu anda, zaman mükemmel, işin içinde olduğumdan beri en iyi zaman.

Wow And now, right now, it's the perfect time, the best time since I been in the game

Burası tam bana göre bir okul.

This is the perfect school for me.

Efendim yemin ederim hiç bir şey olmadı tam bir beyfendiydim.

Sir I swear I've been nothing but a perfect gentleman.

Click to see more example sentences
tam absolute

Hiçbir şey hakkında tam olarak emin değil.

He's not absolutely sure about anything.

Şimdi, çok iyi bildiğin gibi, sana olan güvenim tam ve ben

Now, as you perfectly well know, I have absolute confidence in you, and I

Bu tam anlamıyla muhteşem!

This is absolutely fantastic!

Click to see more example sentences
tam sound

Tam olarak ne olduğunu biliyorsun gibi görünüyor. Evet.

Sounds like you know exactly how it happened.

Bu tam da benim ihtiyacım olan şey gibi.

That sounds like exactly what I need.

Evet, tam bir kahraman gibi konuştun.

Yeah, that sounds like a real hero.

Click to see more example sentences
tam dead

Yani, o yerde sen tam olarak ölü değildin, ve tam olarak hayatta da değildin.

So in this place, where you weren't exactly dead, and you weren't exactly alive

Bu tam olarak ölü bir göz değil.

This isn't a completely dead eye.

Tam ölmesini değil.

Not dead, exactly.

Click to see more example sentences
tam pure

Siz tam bir dahisiniz yoldaş, safkan bir dahi!

You are a genius, Comrade. Pure genius!

Sen tam olarak saf değilsin, Bud.

You're not exactly pure, Bud.

Tam bir tomurcuk değil mi?

Isn't she a pure bud?

Click to see more example sentences
tam only

Muhtemelen asla tam olarak ne olduğunu bilemeyeceğiz, ve muhtemelen en iyi şey, gerçekten tek şey, biz sadece ileriye taşımalıyız.

We'll probably never know exactly what happened, and probably the best thing, really the only thing, is for us to just move forward.

İşte tam burada Bu sadece başlangıç.

This right there that's only the beginning.

Şu an için o hesaba giren sadece tek bir bilgisayar var ve o da tam burada, New York'ta.

There's only one computer logging in to that account at the moment, and it's right here in New York.

Click to see more example sentences
tam even

Ama daha tam ne olduğunu bile bilmiyorum.

But I don't even know what happened.

Tam bir hafta bile değildi.

It wasn't even a full week.

Sevgili Margaret bugün bile her şeyin ne zaman sona erdiğinden tam emin değilim.

Dear Margaret, Even today I'm not exactly sure when everything ended.

Click to see more example sentences
tam timely

Polisi ararım, tam olarak bilemiyorum, ayda altı ya da yedi kez.

I call the police, I don't know exactly, six or seven times a month.

Seni dün gece tam dört kez aradım.

I called you four times last night.

Bir kere değil, iki kere değil, tam üç kere.

Not once, not twice, but three times. What?

Click to see more example sentences
tam regular

Tam bir Prenses Grace.

A regular Princess Grace!

Evet, tam olarak Romeo ve Juliet'iz.

Yeah, we're a regular Romeo and Juliet.

Evet, tam bir Rönesans adamı.

Yeah, a regular Renaissance man.

Click to see more example sentences
tam direct

Ama direkt, açık ve tam bir savaş, daha değişik bir yaklaşım gerektirir.

But direct, open and total war requires a completely different approach.

Tam isabet, ama hedef hâlâ hareket ediyormuş efendim.

Direct hit, but the target is still moving, sir.

Terry tam koridorun karşısında, tamam mı?

Terry is directly across the hall, okay?

Click to see more example sentences
tam on time

Sen için tam zamanında.

Right on time For you.

Kardeşin gibi, her zaman tam zamanında.

Just like your brother, always on time.

Hadi ama, bu tam bir zaman kaybı.

Come on, this is such a waste of time.

Click to see more example sentences
tam straight

Ve tam da bize doğru geliyorlar!

And they're coming straight at us!

Tam bana doğru geliyor.

It's coming straight for me.

Neredeyse tam önümüzde!

Almost straight ahead!

Click to see more example sentences
tam proper

Bu tam bir cevap değil.

That's not the proper answer.

Bu kız bir leydi"dedim." Tam bir leydi.

A lady she is, I said, a proper lady.

Vay, tam bir hazine haritası.

Ah, it's a proper treasure map.

Click to see more example sentences
tam utter

Bir ilişkim olduğunda tam ve mutlak bir kontrol manyağı oluyorum.

When I'm in a relationship, I'm a complete and utter control freak.

Tam ve eksiksiz inkar.

Complete and utter denial.

Tamamen, tam anlamıyla kırılmış.

Completely and utterly broken.

Click to see more example sentences
tam finished

Bu işi bitirelim, sen ve ben, tam burada.

Then let's finish it, you and me, right here.

Dinle Michael, kitabı tam olarak bitiremedim tamam mı?

Listen, Michael, I didn't exactly finish the book, okay?

Ve yarım kalmış işi bitirmek, işte o tam manasıyla benim işim.

And finishing unfinished business, well, that literally is my business.

Click to see more example sentences
tam positive

Peki tam olarak ne durumdayız?

So, what is the position, exactly?

Tam olarak şu anki konumun ne?

What is your current position exactly?

Majesteleri, her şey tam yerinde.

Your Majesty. Everything is in position.

Click to see more example sentences
tam strict

Bu tam olarak bir aile sorunu.

This is strictly a family affair.

Ve bu tam anlamıyla bir olacak?

And would this be strictly business?

Bu tam olarak profesyonelce mi?

Is this strictly professional?

Click to see more example sentences
tam out and out, out-and-out

Dışarı çıkmış ve tam bir saat sonra dönmüş. tam bir saat sonra.

He went out and came back a full hour later. a full hour later.

O uyanmak gerekiyordu ve, onun kurtarıcısı olarak beni görmek Ben tam olarak anlamaya zaman Onu uyandırmak için nasıl.

She's supposed to wake up and see me as her savior, when I figure out exactly how to wake her up.

Terasa çık, etrafa bir bak geri gel ve bana tam olarak ne gördüğünü anlat.

Go out on the terrace, have a look, come back, and tell me exactly what you saw.

Click to see more example sentences
tam accurate

Korkarım bu tam olarak doğru değil, Harold.

I'm afraid that's not exactly accurate, Harold.

Tam doğru değil.

Not quite accurate.

Ama bu tam doğru sayılmaz.

But that's not really accurate.

Click to see more example sentences
tam clear

Sanırım belki de bu benim hatam çünkü tam olarak ne istediğim konusunda açık değildim.

I think maybe this is my fault because maybe I wasn't clear about exactly what I want.

Bak, burada ne olduğunu tam olarak bilmiyorum ama belli ki ben bir hedefim.

Look, I don't know what the hell is going on here but clearly, I'm the target.

Ne olduğu tam belli değil ama

But what it is ain't exactly clear

Click to see more example sentences
tam correct

Bu tam olarak doğru değil efendim.

That is not entirely correct, Sir.

Aslında bu tam anlamıyla doğru değil.

Actually, that's not quite correct.

Ve doğru cevap tam olarak değil.

And the correct answer is not really.

Click to see more example sentences
tam the very

Ama görevin çok önemli olmasının nedeni işte tam da bu.

But, that is the very reason that this mission is so important.

Tam bir adam!

The very man.

Japon yargıç tam bir çetin ceviz.

The Japanese judge is very tough.

Click to see more example sentences
tam at the time

Her şey başlar ve biter tam doğru zamanda ve yerde.

Everything begins and ends at exactly the right time and place.

Her şey başlar ve biter tam doğru zamanda.

Everything begins and ends at exactly the right time.

Tam olarak aynı anda.

At exactly the same time.

Click to see more example sentences
tam clean

Para tam olarak temiz para değil.

The money isn't exactly clean.

Temiz bir genç tam olarak ne yapar?

What exactly does a clean teen do?

Biz de tam temizlik yapıyorduk.

We were just cleaning up.

Click to see more example sentences
tam sharp

Bu taraftan, tam sol hayatım.

This way. A sharp left, darling.

Şimdi, sen ve Tonto yarın sabah tam sekizde burada olun!

Now you and Tonto be here tomorrow at eight o'clock sharp!

Saat tam üçte, tamam mı?

Three o'clock sharp, right?

Click to see more example sentences
tam faithful

Şey, gerçek şu ki, benim de sana inancım tam.

Well, the truth is, I have faith in you too.

İnancım tam ama dikkatli ol.

I got faith, but be careful.

Gerçekten de bana inancın tam.

You really have faith in me.

Click to see more example sentences
tam full-blown

Bu tam teşekküllü devrim gibi.

This is like a full-blown revolution!

Kadın tam bir istifçi.

She's a full-blown hoarder!

Sen tam bir nonoşsun.

You're a full-blown queer.

Click to see more example sentences
tam integral, integrate

O şu an veri bulutunun tam entegre edilmiş bir parçası.

She's a fully integrated part of the data cloud now.

Kalkanlara ve yapısal bütünlüğe tam güç

Full power to shields and structural integrity.

Alaycı fakat tam bir dürüstlük abidesi.

Cynical, but a man of total integrity.

Click to see more example sentences
tam sheer

İsraf beni her zaman kızdırır. Bu da tam bir israf!

Waste always makes me angry and that's what this is, sheer waste!

Bu çılgınlık. Tam anlamıyla çılgınlık.

This is madness, madness, sheer madness!

New York'ta bekarlık tam bir işkence. İşkence mi?

Being single in New York is sheer torture.

Click to see more example sentences
tam due

Peki, bu tam olarak Ben, Tom, de alıyorum ne Saygısızlık ile.

Well, that's exactly what I'm getting at, Tom, with all due respect.

Ve dün gece, ödeme tam olarak bağlı oldu.

And last night, payment became due in full.

Albayım, bütün saygımla söylüyorum, yeni jet tam bir ölüm kapanı.

Colonel, with all due respect, that new jet is a deathtrap.

Click to see more example sentences
tam flat

Oh, düz ekran tam buraya..

Oh, flat screen goes right here.

Bu senin için tam bir eziyet olmalı.

Hey. This must be flat-out hell for you.

Tam gaz, Baker, Barstow ve Berdoo'dan geçerken yanarsınız.

A flat-out high-speed burn through Baker, Barstow and Berdoo.

Click to see more example sentences
tam genuine

Evet, şu an tam zamanlı, gerçek bir üniversite öğrencisine bakıyorsunuz.

Yeah, you're looking at a genuine full-time college student.

Tam bir canavar, hakiki bir kurt adam.

He is a monster, a real genuine wolf-man

Tam bir şirretsin, biliyor musun?

You know, you're a genuine termagant.

Click to see more example sentences
tam consummate

Müfettiş Clouseau tam bir profesyoneldir.

Inspector Clouseau is the consummate professional.

Siz tam bir Barış Muhafızısınız.

You are a consummate Peacekeeper.

O tam bir yalancıydı.

She was a consummate liar.

Click to see more example sentences
tam solid

Evet bu tam katı bür gerçek.

Yeah, it's all real solid.

Hayır, tam iki aydır.

No. Two solid months.

Yeşil renk mi tam yoksa

The green color is solid, or?

Click to see more example sentences
tam square

Wade bu Noel ağacı, Lemon'un kasaba meydanı süslemelerinin tam merkezi. Ve ben ona söz

Now, Wade, this Christmas tree is the centerpiece of Lemon's town square decorations, and I promised her

Neredeyse kare ama tam değil.

Almost square, but not quite.

Gerçek bir kare, tam bir top kesicisin sandım.

I thought you were a ball breaker, a real square.

Click to see more example sentences
tam unmitigated

Bu sandviç tam anlamıyla bir felâket.

Well, this sandwich is an unmitigated disaster.

Bu tam bir terbiyesizlik.

This is an unmitigated outrage.

Birkaç tam anlamıyla felaketle beraber.

With a few unmitigated disasters.

Click to see more example sentences
tam fully-qualified

Ben tam nitelikli bir jimnastik koçuyum.

I'm a fully qualified gymnastics coach.

Tam donanımlı bir dağcıyım.

I'm a fully qualified mountaineer.

Artık tam donanımlı bir NCIS ajanıyım.

I'm a fully-qualified NClS agent.

tam express

Bir gizli hayran, tam olarak nasıl ifade eder hayranlığını?

How exactly does a secret admirer express his admiration?

Senin tam yedi ayrı yüz ifaden var.

You have seven different facial expressions.

Bu, tam da bizim makro-ifade dediğimiz şey.

That's what we call a macro-expression.

tam grand

Beş bin dolar için tam olarak ne yapıyorsun?

What do you have to do, exactly, for five grand?

Pekala, Yüce Nagus olmak tam olarak ne anlama geliyor?

So, what exactly does it mean becoming Grand Nagus?

Tam "grand plié." Ve dön.

Full grand plié. And return.

tam accomplished

En azından bir şey başardın, tam olarak istediğin şey olmasa da.

At least you've accomplished something, even if it's not exactly what you wanted

Bay Marsh, tam olarak ne başarmaya çalışıyorsunuz?

Mr. Marsh, what exactly are you trying to accomplish?

Ve bu tam olarak neyi başaracak?

And that accomplishes what exactly?

tam ripe

Tam olgun bile değil.

It's not even ripe.

Olgunluğu tam kıvamında, ve yarma şeftali.

They're perfectly ripe. And freestone!

Toplamak için tam olgunluktalar.

They're ripe for the pickin'.

tam thorough

Tam bir soruşturma yaptık Ajan Taylor.

We did a thorough investigation, Agent Taylor.

Sadece tam olmak için bir soru.

Just a question of being thorough.

Tam bir araştırma.

A thorough search.

tam round

Bence başka bir tur için tam zamanı.

I think it's time for another round.

Moron" bence. Tam bir boş kafalı, maymuna benzeyen, Manchesterlı moron.

I think he is a round, empty-headed, chimp-like Manc moron.

Tam bir boş kafalı, maymuna benzeyen, Manchesterlı moron.

He is a round, empty-headed, chimp-like, manc moron.

tam spot-on

Efsaneye göre Eleanor Mackie adında bir kız tam bu noktada boğulmuş.

Legend has it a girl named Eleanor Mackie drowned on this very spot.

Benimki ortalama, tam ortalama.

Mine's average. Just spot-on average.

Charlie Sheen'den tam isabet. Aşırı internet pornosu.

Spot on, Charlie Sheen, excessive Internet porn.

tam common

Tam olarak ortak noktamız ne ki?

What exactly do we have in common?

İIk başta, bir uyarı: Ortak kullanılan salon tam bir domuz ahırı.

First, a warning: the common room is a total pigsty.

tam intimate

Tam olarak ne demek bu, "samimi ilişkiler"?

What does that mean, exactly "Intimate relations"?

Rahat, samimi Tam olarak benim stilim.

Cozy, intimate it's exactly my style.

tam rank

İtiraz ediyorum, Sayın Yargıç, bu tam spekülasyon.

Objection, Your Honor, this is rank speculation.

Tam bir amatör.

A rank amateur.

tam prize

Tam bir kaçık gibi davrandım ve özür diliyorum.

I certainly acted like a prize lunatic, and I'm sorry.

O tam bir ödüldü.

He was a real prize.

tam implicit

Başkomiser Gregson ve Dedektif Bell'e güvenim tam.

I trust Captain Gregson and Detective Bell implicitly.

Bay McLennen, tam olarak, ulusal güvenlik prosedürünü ihlal ettik.

Mr McLennan, we implicitly violated national security procedure.

tam merely, mere

Bu tam anlamıyla Darwin Kapitalizmi.

This is merely Darwinian capitalism.

tam sole

Beni tam velayet için dava ediyor, belki danışmanla ziyaret.

She's suing me for sole custody, maybe even supervised visits.

tam steady

Tama, tamam, onu sabit tut.

Okay, okay, hold him steady.

tam thoroughbred

O tam bir safkan.

She is a thoroughbred.

tam downright

Oh, tam bir ziyafetsin.

Oh, a downright delicacy.

tam intact

Tam olarak değil. Ana hafıza hâlâ sağlam.

Not entirely, the core memory is still intact.

tam simple

Çok basit bir nedenimiz var tam burada.

We have a very simple excuse right here.

tam all-out

Tamamı büyük bir satranç tahtası gibi işaretlenmiş.

It's all marked out like a large chessboard.

tam bang

Gölde bir yazlığım var. Tam bir Bang Olufsen ev sineme sistemim var. Güzel bir karım var.

I have a summer house on the lake, a complete Bang Olufsen home theatre system, a beautiful wife.