tanığı

Fakat daha önce, uh, öykümüz hakkında ya da bir bir tanık hakkında bir şey söylemiştiniz.

But you said something before about, uh, about your story or something about a a witness

Yani, dışarıda bir yerde bir şey olmalı, bir parça kâğıtkâğıt ya da tanık gerçek.

I mean, somewhere out there, there has to be a piece of paper, a witness the truth.

Bana gerçek bir tanık getir ben de sana gerçek para vereyim.

When you bring me a real witness, I'll bring you some real money.

Sanık, şerifin silahını aldı ve bir tanığı öldürdü, daha sonra da kendini öldürmeye çalıştı.

Well, a defendant took a sheriff's gun killed a witness, and then tried to shoot himself.

Bayanlar ve baylar, bugün burada Deb ve Leonard'ın evliliğine tanık olmak için toplandık.

Ladies and gentlemen, we're gathered here today to witness the marriage of Deb and Leonard.

Bu bir şereftir. Bu tanık odası da çok güzelmiş. Ama Bay Morgan

Well, it's an honor, and it's a lovely witness room, but Mr. Morgan

Sanık, şerifin silahını aldı, bir tanığı öldürdü sonra da kendini öldürmeye çalıştı.

A defendant took a sheriff's gun, killed a witness and then tried to shoot himself.

Emin değilim ama bir görgü tanığı var.

I'm not sure, but there was a witness.

Şöyle fark eder; bu doğruysa, bir başka tanık hatta bir başka zanlı olabilir.

The difference, if it's true, is there could've been another witness, or even another suspect.

Ama yaşayan bir tanık var.

But you're a living witness