Turkish-English translations for :

ending, end · tip · three · point · edge · extremity, extreme · lead · bit · apex · nib · cap · toe · lip · tail · backend · other translations

ending, end

Sen de bu ucu al.

You, take this end.

yıl sonra evlilik sona erdi.

Three years later, the marriage ended.

Sen, Mackey, ve ben, bu planın bir ucu.

You, Mackey, and I, that's the one end.

Click to see more example sentences
tip

Ben tıkanabilir bir ucu bugün aldı, Dinle, ve ben bu gece ne yapabilirim daha iyi bir fikir var.

Listen, I picked up a tip today in lockup, and I got a better idea what we can do tonight.

Evet,.. evet,.. sadece ucu.

Yeah yeah just the tip.

Tamam, ucu görüyor musun?

Okay, you see the tip?

Click to see more example sentences
three

Üç sene önce, Uçan Kar ve Kırık Kılıç, beraber saraya saldırdılar.

Three years ago Snow and Broken Sword stormed our palace together.

yıl sonra evlilik sona erdi.

Three years later, the marriage ended.

İki adam öldü, üç milyon havaya uçtu, Neski dosyaları bulunamadı, her şey kamuya yansıdı.

Two men dead, three million in cash gone, no Neski files, and all very public.

Click to see more example sentences
point

Keskin sivri uçlu metal bir yıldız ve içinde kristal varmış.

A metal star with sharp points and a crystal inside of it.

İki parlak gözü, kısa kuyruğu ve sivri uçlu kanatları vardı.

He had two great, glaring eyes short tail and pointed wings.

Puanları topla ve !

Collect points and fly!

Click to see more example sentences
edge

Ama o çiçek, sadece çok yüksek bir kayalığın ucunda yetişir.

But that flower only grows on the edge of a very high cliff.

Ama güven iki ucu keskin bir kılıçtır.

But trust is a double-edged sword.

Çok fazla keskin .

So many sharp edges.

Click to see more example sentences
extremity, extreme

Çok bir örnek oldu.

That was an extreme example.

Ben yazarım ve karakterler her zaman ilgimi çeker.

I'm a writer, and extreme characters always fascinate me.

hayatta kalma sistemleri tasarlamak.

I design extreme survival systems.

Click to see more example sentences
lead

Ben bir parçası değilim.

I'm not a piece of lead.

Bu bir ip ucu Dean.

Sam: It's a lead, Dean.

Prens Wu, bir tahliye çalışması yürütürken Asami ve Varrick ise uçan meka-giysiler üretmektedir.

Prince wu is leading an evacuation effort While asami and varrick are creating flying mecha-suits.

Click to see more example sentences
bit

Matkap ucu kırıldı yine.

The drill bit broke again.

U.S. matkap ucu. havacılık ve endüstriyel ekipman.

U.S. Drill Bit. Aerospace and industrial equipment.

Birazcık ucu açık bir soru oldu.

Bit of an open-ended question there.

Click to see more example sentences
apex

bir yırtıcının hüküm sürdüğü bozuk bir ekosistem.

It's a broken ecosystem, dominated by an apex predator.

Ben, bir yırtıcıyım.

I'm an apex predator.

Onlar yırtıcı.

That's apex predator.

nib

Tatlım, tatlım bu bir dolma kalem ucu.

Honey, honey that's the nib of a fountain pen.

Parker Duofold, iridyum uçlu.

Parker Duofold, iridium nib.

cap

Bak, Pentagon'un DC üzerinde uçan jetleri var.

Look, the Pentagon has jets flying CAP over DC.

Uçları bulutlara değen kuleler, ihtişamlı saraylar

The cloud-capped towers, the gorgeous palaces

toe

Hadi ama, Joey, parmak uçlarında, dostum.

Come on, Joey, on your toes, mate.

Şimdi ayak uçlarını oynat.

Now wiggle your toes.

lip

Ve üç pembe uzvu olmalı: meme uçları, dudakları ve tırnakları.

And three pink features: her nipples, lips and nails.

tail

İki parlak gözü, kısa kuyruğu ve sivri uçlu kanatları vardı.

He had two great, glaring eyes short tail and pointed wings.

backend

Bir sosyal medya kaynağı için nöral metrik bir arka yapıyorum.

I'm building a neural metric backend for a social media aggregator.