ufak

İyi, çünkü senin için ufak bir şeyim var.

Good, because I have a little something for you.

Ama Ben sana ufak bir şey aldım.

But I got you a little something.

Sadece ufak bir şey, tamam mı?

Just a little something. Okay?

Öyle büyük bir şey değil, ufak bir şey.

Oh, it's nothing big. It's just a little something

Orada ufak bir kız vardı.

There was a little girl there.

Böyle ufak bir kız için çok büyük bir sır olduğunu düşündü.

He thought it was a very big secret for such a small little girl

Şey, belki ufak bir tane.

Well, maybe a little one.

Buralarda ufak bir kız gördün mü, küçük bir kız?

Have you seen a little girl around, a little girl?

Sadece ufak birşey, daha var.

There's just one little thing more.

Evet, şey, burada ufak bir sorunum var.

Yeah, well, I've got a little problem here.