Turkish-English translations for vermek:

give · let · to give · allow · with · report · hand · present · out · lend · throw · give in · bring · place · offer · leave · grant · pass · assign · serve · deliver · award · quit · provide · give away · emerge · issue · spare · to deliver · let out · confide · deal · treat · supply · vest · yield · donate · refer · volunteer · prescribe · feast · fix · bear · hand in · produce · accord · confer · administer · surrender · inflict · bring in · apply · dispense · allot · fork · go out · spend · reach · contribute · dedicate · furnish · hand over · afford · emit · insert · lodge · to encourage · distribute · endow · tender · impart · put up · alight · cast · turn on · other translations

vermek give

Sen bana bir şey ver, ben de sana vereyim.

Give me something and I'll give you something.

Bana bir şans verin lütfen, efendim.

Give me a chance, sir. Please?

Ona ben veririm. Tamam mı?

I'll give it to her, okay?

Click to see more example sentences
vermek let

Sana bir şey olmasına asla izin vermem, bunu biliyorsun değil mi?

You know that I would never let anything bad happen to you, right?

Bir daha bunun olmasına, asla izin vermeyeceğim.

Well, I'll never let that happen again.

Sağ ol, çok sağ ol. Evinde kalmama izin verdiğin için. Çok güzel bir evin ve ailen var.

Thank you, and thank you for letting me stay in your house, you have a beautiful home, beautiful family, and

Click to see more example sentences
vermek to give

Bebek için ona verecek paran var mı. Çünkü çok büyük sorun.

Do you have money to give her for the baby because it's big problem.

Vermek istediğim başka bir şey daha var.

There's something else that I wanted to give you.

lütfen bayım, yemek için biraz para verin.

Please Sir, give me some money to eat

Click to see more example sentences
vermek allow

Bir bilim adamı olarak, hayır, bir insan olarak bunun olmasına izin veremem!

As a scientist, no, as a human being, I can't allow that to happen!

Ben buna izin veremem korkuyorum.

I'm afraid I can't allow that.

Buna hakim asla izin vermez

The judge will never allow that.

Click to see more example sentences
vermek with

Sana asker olarak bir haftamı daha vereyim sen de bana onunla bir hafta ver"!

I'll give you one more week as a soldier if you give me one more week with her.

Şimdi bu bir soru ile sadece bir crvap verilebilir.

Now that's a question with only one answer.

Otto kız kardeşini Jax'e yardım etmek için değil, ona zarar vermek için öldürdü.

Otto killed your sister with that cross to hurt Jax, not help him.

Click to see more example sentences
vermek report

Robot bir,.. robot iki, robot üç,.. lütfen, derhal ana kargo bölümüne rapor verin.

Drone one,. .drone two, drone three,. .please report immediately to the main cargo area.

Görev için rapor vermek istiyorum bayan.

I'd like to report for duty ma'am.

Tüm birlik bana bu gece rapor verecek!

The whole unit will report to me tonight.

Click to see more example sentences
vermek hand

Sen bana adamı ver, ben de sana elini vereyim.

You give me the man, and I give you the hand.

Onlara bir el versen iyi olur.

You'd better go give them a hand.

Bana bir el bombası verin.

Give me a hand grenade.

Click to see more example sentences
vermek present

Bana bir yaş günü hediyesi verdi. Ama içinde ne var, bilmiyorum.

Yes, he gave me a birthday present, but I don't know what's in it.

Peki sen ona özel bir hediye verecek misin?

So, are you gonna give him a special present?

Sana bir hediye verdi.

He gave you a present.

Click to see more example sentences
vermek out

Ama orada bir yerlerde sana başka bir isim vermiş başka bir baban var.

But somewhere out there you've You have another father too, who gave you another name.

Bana sadece bir saat izin verin!

Let me out for just one hour.

Eğer cep telefonu numarasını verdi.

You gave out your cell phone number.

Click to see more example sentences
vermek lend

Ben bir federal ajanım ve bir insan kaçakçılığı operasyonuna maddi destek veremem.

I'm a federal agent, and I cannot lend material support to a human smuggling operation.

Eğer paraya ihtiyacın varsa ben sana borç veririm.

If you need money, I will lend you money.

Pekâlâ Brian, sana bir kitap ödünç vereceğiz.

Okay, Brian, we're going to lend you a book.

Click to see more example sentences
vermek throw

Her yıl doğum gününde, büyük bir parti verirdi ve ben bir zamanlar onun için bir garson olarak çalıştım.

Every year on his birthday, he'd throw a big party and I once worked as a waiter for him.

Annem bu gece benim için bir parti veriyor.

My mom's throwing a party for me tonight.

Onun için bir parti verelim

Let's throw her a party,

Click to see more example sentences
vermek give in

Babam okulda bana bir şans verin. Madam, lütfen bir şans, lütfen, bir şans.

In school my father give me one chance, ma'am please, give me one chance, please

Bana çantayı geri ver ben de sana nakit beş bin sterlin vereyim.

All right, you give me the bag back, I'll give you five grand in cash.

Bu odadaki birisi sana soğuk bir şey verdi mi?

Someone in this room give you a cold?

Click to see more example sentences
vermek bring

Biri ya da bir şey bana ölümü haber vermek için geldi ve ön kapıyı açtı.

Someone or something called to bring me news of her death and opened the front door for me.

Bana bir bira verir misin?

Will you bring me another beer?

Ya da sana çok fazla acı verebilirim.

Or I can bring you so much pain.

Click to see more example sentences
vermek place

Bana yaşamak için bir yer ve bir neden verdin.

You gave me a place to live, something to live for.

Yeni bir yer, bize daha çok şans verecektir.

A new place will give us a better chance.

Bana bir yer veren bir kadınla tanıştım.

I met a woman who gave me a place

Click to see more example sentences
vermek offer

Teklif için çok sağ ol ama aslında annen bana parayı verdi bile.

I appreciate the offer, but actually your mother already gave me the money.

Union Pacific bana bir teklif etti ama sonra başka birine verdi.

Union Pacific offered me a job, and they gave it to someone else.

Bunun gibi biri Bob Dixon gibi birine ne verebilir ki?

What can a guy like this possibly offer someone like Bob Dixon?

Click to see more example sentences
vermek leave

Sevgili Sam, seni seviyorum ve beni terk etmene izin veremem.

Dear Sam, I love you and I can't let you leave me.

İnan bana, bize fırsat vermek için gidiyorum.

Believe me. I'm leaving to give us a chance.

Baker, gitmeden önce sana verecek gizli bir görevim var.

Baker, before you leave, I have a secret mission for you.

Click to see more example sentences
vermek grant

Bayan Grant bana onu bulmak için bir şans verin, geri dönmesine ikna etmek için.

Ms. Grant, give me a chance to find him, to try to convince him to come back.

Grant Amca bana şeker vermişti.

Uncle Grant gave me some candy.

Bay William H. Seward ve Ulysses S. Grant saldırı emrini verdi.

Misters William H. Seward and Ulysses S. Grant ordered the attack.

Click to see more example sentences
vermek pass

Bana bir bardak verir misin lütfen?

Could you pass me a glass please?

O zaman korkarım ki geçmenize izin veremem.

Then I'm afraid I cannot let you pass.

Lütfen ona verir misin?

Please pass it to him.

Click to see more example sentences
vermek assign

Bana bu görevi veren ajan şu an kayıp. FBI da senin sorumlu olduğunu düşünüyor.

The agent that gave me this assignment is missing, and the FBI thinks you're responsible.

Ben bana neden hala bir görev vermediğini merak ediyordum.

I'm wondering why you still haven't given me an assignment.

Harrison Brown isimli bir jeolog Patterson'a, apaçık bir bilimsel görev gibi görünen bir vermişti.

A geologist named Harrison Brown gave Patterson what seemed like a straightforward scientific assignment.

Click to see more example sentences
vermek serve

Percy size bir hediye verdi. Yeni bir hayat, ülkenize hizmet etme şansı.

Percy gave you a gift, a new life, a chance to serve you country.

Lütfen size hizmet etmeme izin verin.

Please, allow me to serve you.

Ben hiçbir şey vermedim.

I didn't serve anything.

Click to see more example sentences
vermek deliver

Bana karşı açık ve dürüst olmaya söz verdi. Ben de sana kişisel bir mesaj getireceğime.

He promised to be open and honest with me, and I promised to deliver you a personal message.

Ölümcül dozu vermek için, sadece ama sadece tek bir şansın var.

You may have one chance and one chance only to deliver a fatal dose.

Hey, sadece bir mesaj verdi.

Hey, I just delivered a message.

Click to see more example sentences
vermek award

New York Şehir Polisi bana yaşam boyu başarı ödülü vermek istiyor.

The New York City Police want to give me a lifetime achievement award.

Ona özel bir ödül veriyorlar.

They're giving him a special award.

İşte ödülü vermek üzere beysbol efsaneleri Mark McGuire, Jason Giambi, ve Barry Bonds.

Here to present the award are baseball legends Mark McGuire, Jason Giambi, and Barry Bonds.

Click to see more example sentences
vermek quit

Bu gece, harika bir parti veriyoruz, sürpriz bir parti.

Tonight, we are having quite a party, a surprise party.

Hiçbir fikrim yok ama bu oldukça heyecan verici bir meydan okuma.

I have no idea, but it's quite an exciting challenge.

Dünyadaki hiçbir şey bu kadar acı verici değildir.

Nothing quite as painful in this world as that.

Click to see more example sentences
vermek provide

Bize sağlamak için çalışmak, bizim aile için, bir şeyler vermek, bir toprak zemin daha.

Trying to provide for us, for our family, to give you things, more than a dirt floor.

Ve o muhbir yeterli bilgi verirse o zaman, o köpeklerin köpeği sihirli bir şekilde salıverilir.

And if that informer provides adequate information then that dog of dogs is magically released.

Bay Dixon, Bay Lindsey'e bir kalem verin lütfen.

Mr. Dixon, please provide Mr. Lindsey with a pen.

Click to see more example sentences
vermek give away

Sadece onu bana verin ve uzaklara gidelim.

Just give her to me and we'll go away.

Biraz daha istiyor. Yoksa bizi ele verecek.

He wants more or he'll give us away.

Kan seni uzak verir.

The blood gives you away.

Click to see more example sentences
vermek emerge

Bana bir tane vermişti Acil durumlar için.

He gave me one in case of an emergency.

Acil bir çağrı aldım, lütfen, içeri girmeme izin verin.

I've received an emergency call, please let me in.

Chandler birkaç dakika sonra acil bir haber verecek.

Chandler will call in a few minutes with an emergency.

Click to see more example sentences
vermek issue

Bu durumda, bu konuyu ona kendim söylerim, ve o bir karar verebilir.

In that case, I'll tell him about this myself, and he can issue a decision.

Aynı gün bu şirket tarafından verilen diğer tüm kartları da kontrol ettim.

I checked all the other cards issued by that company the same day.

Yargıç Vincent'ı aradım, o da bana telefonla bir arama emri verdi.

I called Judge Vincent, and he issued me a warrant over the phone.

Click to see more example sentences
vermek spare

Bu zavallı, bebek için biraz süt verir misiniz?

Could you spare some milk for this poor, hungry baby?

Tom, şevkini takdir ediyorum ama bu parçaları şimdi sana veremem.

Tom, I appreciate your enthusiasm, but I can't spare these parts right now.

Biraz su verebilir misin?

Can you spare some water?

Click to see more example sentences
vermek to deliver

Bana karşı açık ve dürüst olmaya söz verdi. Ben de sana kişisel bir mesaj getireceğime.

He promised to be open and honest with me, and I promised to deliver you a personal message.

Ölümcül dozu vermek için, sadece ama sadece tek bir sansin var. ikimiz için de ölümcül.

You may have one chance and one chance only to deliver a fatal dose. Fatal for both of us.

Bana iletmem için bir mesaj verdi ve bunu yapana kadar

She gave me a message to deliver, and until I do, I

Click to see more example sentences
vermek let out

Harika, peki öğle yemeği için bize kim izin verecek?

Great, so who's gonna let us out for lunch?

Bana sadece bir saat izin verin!

Let me out for just one hour.

Geçmeme izin verin. Dikkat et!

Let me through, watch out!

Click to see more example sentences
vermek confide

Güzel kıyafetler insanlara cesaret ve güven verir.

Beautiful clothes give people courage and confidence.

Güven verdiğin için sağ ol.

Thanks for building the confidence.

Sana daha çok özgüven verir.

Might give you more confidence.

Click to see more example sentences
vermek deal

Bana temiz kan verdi. Ben de onu kurtarmak için bir anlaşma yaptım.

He gave me clean blood, so I made a deal to, uh, save him.

Onu bana ver ve sana bir anlaşma vereyim.

Give him to me and I'll cut you a deal.

Ama başka bir itiraf başka bir anlaşma demek, Nick. Karşılığında yine bir şey vermen gerekecek.

But another confession would mean another deal, Nick, so you would have to give me something in return.

Click to see more example sentences
vermek treat

Bence Dr. Kötülük ona kötü davrandı, o da bize yardım etmeye karar verdi.

Listen, I think Dr. Evil treated him badly and that's why he's decided to help us.

Ona bir ziyafet verelim.

Let's give him a treat.

Adam iki yıl önce, orta boy bir ülkedeki kan kanserini tedavi edebilecek bir miktarı sipariş vermiş.

Two years ago, this guy ordered enough to treat leukemia in a medium-sized country.

Click to see more example sentences
vermek supply

Andrew Brewster ile beraberim heyecan verici, yeni bir organik temizlik ürününün yaratıcısı.

I'm here with Andrew Brewster, creator of an exciting new organic cleaning supply.

En azından bize biraz tıbbi malzeme verebilir misiniz?

Can you at least give us some medical supplies?

Bu adam onlara malzeme verir.

This man gives them supplies.

Click to see more example sentences
vermek vest

Bana verilen yetkiye dayanarak ben de sizi karı koca ilan ediyorum.

Then, by the power vested in me, I now pronounce you husband and wife.

Ve şimdi de bana verilen yetkiye dayanarak, sizleri karı koca ilan ediyorum.

And now by the powers vested in me, I pronounce you husband and wife.

Sana intihar yeleğini kim verdi?

Who gave you the suicide vest?

Click to see more example sentences
vermek yield

Sayın Başkan Senatör bir soru için izin verir mi?

Mr President will the Senator yield for a question?

Senatör bir soru için izin verir mi?

Will the Senator yield for a question?

Bu değersiz toprak, su ile çok ürün verecek.

This worthless land, with water, will yield much.

Click to see more example sentences
vermek donate

Bir yelkenli şirketi ona yeni bir tekne verdi, o da kabul etti.

A sailing company donated a new boat, and she took it.

Kulübün verdiği ödülleri bağışlayan Julius Beaufort değil mi?

It's Julius Beaufort who donates the club's prizes, isn't it?

Haley kan vermek için gönüllü oldu.

Haley volunteered to donate the blood.

Click to see more example sentences
vermek refer

Lordum, bana iyi bir referans verebilir misiniz?

My Lord, will you give me a good reference?

Sana bir referans numarası verdik mi?

Did we give you a reference number?

Bay Carson gerçekten Bay Barrow'a referans vermeyecek mi?

Is Mr Carson really not giving Mr Barrow a reference?

Click to see more example sentences
vermek volunteer

Kasaba bir insan kurban etmeye karar verdi ben de gönüllü oldum.

The town decided to send a human sacrifice and I volunteered.

Annesi ve bana bilgi vermek için o gönüllü oldu.

She volunteered some information to her mother and me.

Hayır, gönüllü oldular çünkü siz, onlara ilham verdiniz.

No, they volunteered because you inspired them.

Click to see more example sentences
vermek prescribe

Mr. Donaldson, Dr. Chopra size ne ilacı verdi?

Mr. Donaldson, what did Dr. Chopra prescribe you?

Evet, Xanax ilacı verdi.

Yeah, he prescribed Xanax.

Böyle bir ilacı kim verdi?

And who prescribed such medicine?

Click to see more example sentences
vermek feast

Ben bir Tibet toplantısı istemiştim ama hayır, o bir Hint ziyafeti veriyor. Dünyaca ünlü bir Suami.

I wanted a Tibetan gathering with a Rinpoche but no, she does an Indian feast with a world-famous swami.

Sizin için bir ziyafet verelim ve bir de buzdolabı.

We give you the feast and the refrigerator.

Bir zamanlar kral bir ziyafet vermiş. En güzel prensesler oradaymış.

Once a king gave a feast for the loveliest princesses in the realm.

Click to see more example sentences
vermek fix

Jeremy tamirat için bana para verdi.

Jeremy gave me money to fix it.

Ya tamir edin ya da başka verin.

Fix it or give me another one.

Gwen sana biraz yemek verecek, baba.

Gwen will fix you some supper, Dad.

Click to see more example sentences
vermek bear

Ağaç adam aslında meyve veriyor.

Tree man actually bears fruit.

İyi ağaç, iyi meyve verir.

A good tree bears good fruit.

Herkes hediyeler veriyor.

Everyone's bearing gifts.

Click to see more example sentences
vermek hand in

Zeki bir şeytan olan Tanrı bugün senin ellerine cennetten bir hediye verdi.

God, who is a clever devil, today put in your hands a gift from paradise.

bugün senin ellerine cennetten bir hediye verdi.

today put in your hands a gift from paradise.

Bu savaşta ilk kez Broadway ve Piccadilly el ele verdi.

For the first time in this war, Broadway and Piccadilly join hands.

Click to see more example sentences
vermek produce

Filmim neredeyse bitti ve bana yeni bir yapımcı veriyorlar.

The film's almost done and they're giving me a new producer.

Bazen en kötü hareketler en iyi sonuçları verirler.

Sometimes the worst actions produce the, uh, best results.

Söylesenize Bay Thevenet, size verecek olan bu yapımcı da kim böyle?

Tell me Mr. Thevenet, who is this producer who will give you work?

Click to see more example sentences
vermek accord

Ama İspanyol gelenek ve kültürüne göre buna izin veriliyor.

But according to the Spanish tradition and culture it is allowed.

Plato'nun son bölümde yazdıklarına göre büyük şehir Atlantis dehşet verici bir felaket ile karşılaşmıştı.

According to Plato's final chapter, the great city of Atlantis faced a cataclysmic disaster.

Ve buna göre, yaşam belirtilerin tepki vermiyor.

And, according to this, your vitals are not responding.

Click to see more example sentences
vermek confer

Şimdi izin verirseniz, benim bir basın toplantım var.

Now if you'II excuse me, I have a press conference.

CBI bu konuda bir basın toplantısı verecek.

CBI will have a press conference on it.

Başka bir heyecan verici basın açıklamasını kaçırdın.

You missed another rousing press conference.

Click to see more example sentences
vermek administer

Bir şırınga ile. Çavuş Linklater'a verilen bir doz uyuşturucuyla beraber.

A syringe. .a dose of narcotics administered to Sergeant Linklater.

Hayır, ilaçlarını Dr. Bashir verebilir.

No, Dr. Bashir can administer it.

Fentanil verildi, doktor.

Fentanyl administered, doctor.

Click to see more example sentences
vermek surrender

Arkadaşım teslim olmaya karar vermiş.

My friend here decided to surrender.

Teslim ve Molly izin veririm.

Surrender and I'll let Molly.

Teslim olmaya karar verdiniz.

You have decided to surrender.

Click to see more example sentences
vermek inflict

Hakedilen cezanın haklı cezasının ilgili bir ajan tarafından verilmesi

A righteous infliction of retribution manifested by an appropriate agent.

Çünkü acı vermekten zevk alıyorum.

Because I so enjoy inflicting pain.

Acı vermek, benim için yeterli.

Inflicting pain, that's enough for me.

Click to see more example sentences
vermek bring in

Seni buraya hangi rüzgar attı Sid? Moda tavsiyeleri vermek dışında?

So, uh, what brings you in here, Sid, besides dispensing fashion advice?

İki kavga, sigara ve şu da bugün tabanca getirmeye karar vermiş.

Two fights, smoking, and that one decided to bring in a handgun today.

Sonunda, destek kuvvet getirmeye karar verdi.

Finally, he decided to bring in reinforcements.

Click to see more example sentences
vermek apply

Sen hiç kendini vermedin ki.

You never applied yourself.

Bir kuruş verin bayım, bir kuruş!

Apply a dime, mister! One coin!

Atmış olduğunuz imza bize bu yetkiyi veriyor.

Your signature authorizes us to apply

Click to see more example sentences
vermek dispense

Seni buraya hangi rüzgar attı Sid? Moda tavsiyeleri vermek dışında?

So, uh, what brings you in here, Sid, besides dispensing fashion advice?

Moda tavsiyeleri vermek dışında?

Besides dispensing fashion advice?

Makineler, uzun süre insanların basit, protein temelli vücutlarını çalışmışlardı ve insan ırkına büyük zarar verdiler.

The machines, having long studied men's simple, protein-based bodies dispensed great misery upon the human race.

Click to see more example sentences
vermek allot

Peter Carter verilen ekstra zaman sırasında aşık

Has Peter Carter fallen in love during the allotted extra

Sen iyiydin, sen ona çok şey verdin.

You were good. You gave him allot.

Çok iyiydin, bana çok şey verdin.

You were good. You gave me allot.

vermek fork

Ona bir çatal verin.

Give him a fork.

Biri bana çatal versin.

Somebody get me a fork.

İtalyan: " Hayır, bana bir çatal verin.

The Italian says, "No, give me a fork!

vermek go out

Sadece dışarı çıkmak ve en iyi vermek.

Just go out and give it your best.

Oraya gitmen için sana kim izin verdi, Ed?

And who gave you permission to go out there, Ed?

Bütün gün çalışıyorum ve Madam Desboutin dışarı çıkmamıza asla izin vermiyor.

I work all day long and Madame Desboutin never lets us go out.

vermek spend

Bu gece burada kalmaya karar verdik, anne.

We decided to spend the night here, mama.

O karar verdi gibi görünüyor kaz oynamak ve Havva geçirmek ama herkes ile Yeni bayan.

Seems he's decided to play the gander and spend the Eve with anyone but the new missus.

Vicky ve Cristina yazı Barselona'da geçirmeye karar vermişlerdi.

Vicky and Cristina decided to spend the summer in Barcelona.

vermek reach

Parşömen Kan Kasesi'ne ulaşmak için bize ipuçları veriyordu.

The parchment provided us with clues to reaching the Sangraal.

Yargıç Trotter'in Danell Heywood hakkında karar vermiş.

Judge Trotter's reached aecision on Danell Heywood.

vermek contribute

Dr. Blalock nasıl bir katkıda bulunacağımı gördü ve bana bir şans verdi.

Dr. Blalock saw what I could contribute, and he gave me a chance.

Pandora'nın heyecan verici düşüncesi.

Pandora's contribution is thrillingly abstract.

vermek dedicate

Benim kısa konuşmamdan sonra Piskopos Norman ödülü Bay Thompson'a verecek.

After my brief dedication, Bishop Norman will present Mr. Thompson with the award.

Çok beğenilen, kalplere sıcaklık veren destanımı cesur dostum Ear-rik'e ithaf ediyorum.

I dedicate my much-applauded heartswarming saga ta my brave friend Ear-rik.

vermek furnish

Gerçek şu ki bölüm sana bir servet verdi.

Truth is, this department's furnished you a fortune.

Bay DeLaughter'ın ofisi bana kopyalarını verdi.

Mr. DeLaughter's office furnished me with copies.

vermek hand over

bana aletlerini ne zaman verdin, ne aktardım ben?

When you gave me your tools, What I handed over?

Demek sana Köktenleri öylece verdi ha? Kökenleri

So she just handed the providences over to you?

vermek afford

Jerry size bütçenize uygun kumaş verir. Uygun fiyata en kaliteli kumaşı verir.

Jerry gives you affordable fabric, a quality fabric, at affordable prices.

Özel okula verecek param yok.

I can't afford private school.

vermek emit

Küçük bir naqahdah güç kaynağı var, düşük seviyede akım vermek için tasarlanmış.

There's a tiny naqahdah power source designed to emit a low-level charge.

Zihin karıştıran bir ışık ve yüksek voltaj veriyor.

It emits a disorienting light and amplified voltage.

vermek insert

Ben Bender, lütfen bükülecek kiriş verin

I am Bender please insert girder

Lütfen likör verin!

Please insert liquor!

vermek lodge

Sizinle bir randevu istiyor Koç Lodge. Teklifi veren kim?

He wants a date with you, coach lodge. who's the bidder?

Bir yuva ve yemek Tıpkı söz verdiğim gibi.

Food and lodging just as I promised.

vermek to encourage

Ona cesaret verecek hiçbir şey yapmadım anne, yemin ederim.

I didn't do anything to encourage him, Mom. I swear.

Tabii ki benim rolüm ona destek ve cesaret vermekti.

Of course my role was to support and encourage him.

vermek distribute

Cheung Yiu-Fai, lütfen merkeze rapor verin.

Cheung Yiu-Fai, please report to distribution station.

vermek endow

Biz Amazonlar onu evlat edindir ve büyü ile ona Amazon gücü verdik.

Then we amazons adopted her And magically endowed her with Amazon strength.

vermek tender

Dinle, tavsiye ver, biraz şefkat, onlara sıkıca sarıl ve sonra karşılığında hep hoş bir şeyler verirler bir paket sigara, biraz şeker, bir dilim peynir.

I listen, give advice, a little tenderness, hold them tight and then they always give us something nice in return a pack of cigarettes, some candy, a slice of cheese.

vermek impart

On bantlık bir ekolayzerin.. modern bir ses vermesini mi bekliyorsun?

You expect a ten-band equalizer to impart state-of-the-art sound?

vermek put up

O benzin istasyonu vereceğini Bu şehirde herhangi bir karşı.

I would put that gas station up against any business in this town.

vermek alight

O yeri ateşe verdi.

He set the place alight.

vermek cast

Ben de oy vermek istiyorum.

I want to cast a vote.

vermek turn on

Affedildin. bir prenses kulak kiri zevk veriyor

Forgiven. a princess Forgiven. Earwax turns me on