Turkish-English translations for yüksek:

high · higher · loud · up · elevated · supreme · tall · height · towering · great · over · superior · noble · steep · stately · high-rise · above · alto · lofty · other translations

yüksek high

Ama sence de bu elbise için biraz yüksek değiller mi?

But don't you think they're a little high for that dress?

Ama çok yüksek bir fiyata.

But at a very high price.

Gizli bir ajan için yüksek profilde bir meslek. Sence de öyle değil mi?

That's kind of a high-profile job for a secret agent, don't you think?

Click to see more example sentences
yüksek higher

Ama ben şimdi daha yüksek bir güce cevap vermek zorunda korkuyor.

But I'm afraid you have to answer to a higher power now.

Bu duvarı biraz daha yüksek yapmak isterdim.

I'd like to make this wall a little higher.

Ama bundan daha yüksek.

But higher than this.

Click to see more example sentences
yüksek loud

Yüksek sesle ve açık konuş ve bana Claire'in öldürüldüğü gece ne olduğunu anlat.

Speak loud and clearly and you tell me what happened the night that Claire was murdered.

Sana yüksek sesle ve net, adam duydum.

I hear you loud and clear, man.

Ama benim seninle işim bitti." de. Yüksek sesle söyle.

Say it "but I'm done with you." say it loud.

Click to see more example sentences
yüksek up

Evet ama bu kadar yüksekten değil.

Yeah, but not from this high up.

O zaman neden beni bu kadar yükseğe çağırdın?

Then why did you call me up so high?

Yüksek kolesterol, yüksek kan basıncı, ürik asitte artma düzensiz kalp atışları ve hormon dengesinde bozulma.

High cholesterol, high blood pressure, uric acid build up uneven heartbeat and unbalanced hormones.

Click to see more example sentences
yüksek elevated

Radyasyon seviyesi biraz yüksek, ama tehlikeli düzeyde değil.

Radiation levels are slightly elevated, but it's not dangerous.

Yüksek kolesterol, Yükselmiş sed oranı. Ve bu siz hamileymişsiniz gibi görünüyor.

High cholesterol, elevated sed rate and it looks like you're pregnant.

Kalp atışları biraz yüksek.

Heart rate slightly elevated.

Click to see more example sentences
yüksek supreme

Yüksek Mahkeme Adaleti Oliver Wendell Holmes.

Supreme Court Justice Oliver Wendell Holmes.

Yüksek mahkemeye göre değil ama bakteriler için yeterince sıcak.

Not to the Supreme Court, but it's warm enough for germs.

Yüksek Mahkeme yargıcı Clarence Thomas da eskiden Monsanto için çalışıyordu.

Supreme Court Judge Clarence Thomas used to work for Monsanto.

Click to see more example sentences
yüksek tall

Biliyorsun, Manhattan'da dağlar yok ama yüksek binalar var, aynı şey.

You know, there aren't any mountains in Manhattan. Tall buildings. Same thing.

Bu yüksek bir emir.

That's a tall order.

O uzun değildi ama yüksekti.

He wasn't long but tall.

Click to see more example sentences
yüksek height

Bu seni şaşırtabilir ama ben çok feci şekilde yüksekten korkarım.

This may surprise you, but I am tragically, deathly afraid of heights.

Biliyor musun Ben yüksekten pek hoşlanmam.

You know, I'm not crazy about heights.

Ama yüksekten korkarım ben.

But I'm afraid of heights.

Click to see more example sentences
yüksek towering

Çok yalnız olmalısınız. Yüksek bir kulede tek başına bir prenses.

You must be very lonely a princess in a very high tower.

Gözlem raporlarına göre kulede iki yüksek rütbeli subay var.

The recon reports two high-ranking officers in the tower.

Ve Evergreen yüksek bir kulede yaşadığını söyledi.

And Evergreen said he lives in a high tower

Click to see more example sentences
yüksek great

Koca Balık, seni yüksek bir amaç için seçti.

The great fish has chosen you for a higher purpose.

Burası Columbus Üniversitesi, büyük bir yüksek öğrenim merkezi.

This is Columbus University, a great center of higher learning.

Ama daha sonra daha yüksekte büyük bir sıcaklık ve güzellik

For you."But then I realized there is great warmth and beauty

Click to see more example sentences
yüksek over

Bu Nepal üzerinde bir gün doğumu ve bunlar da dünyadaki en yüksek dağlar, Himalayalar.

Well, this is sunrise over Nepal and those are the tallest mountains in the world, the Himalayas.

Ve bu Kuzey Amerika'daki en yüksek rakımlı asfalt yol.

And that's over the highest paved road in North America.

Burada yüksek basınçlı aşındırıcı gaz patlaması yaşanır.

There are high-pressure corrosive gases emitted over here.

Click to see more example sentences
yüksek superior

Çok yüksek bir seviyede,yanlızca iki kızı var ve Maple Grove'a çok yakın.

A very superior situation, with only two daughters, and very close to Maple Grove.

Bir yüksek mahkeme yargıcı gerek.

We need a superior court judge.

Sen Yüksek Mahkeme yargıcısın, Richard.

You're a Superior Court judge, Richard.

Click to see more example sentences
yüksek noble

İkinci ve Yüksek köşesinde. devam et, janet. şehir yetkilileri bugün söyledi.

On the corner of second and noble. Go ahead, janet. City officials said today.

Yüksek sokak istasyonu artık kapandı.

Noble street station is now closed.

Sığ düşünceler ve yüksek hedefler

Shallow thoughts And noble ideals

Click to see more example sentences
yüksek steep

Ashur fiyatın ikimiz için çok yüksek olduğunu söyledi.

Ashur said the price was too steep for us both.

Apartman dairem biraz küçük "ve kirası da oldukça yüksek, ama özgü bir karakteri var" ve yeterince rahat ve sıcak.

My apartment is a little small and the rent is pretty steep, but it's got character, and I'm cosy enough.

Yüzde üç bayağı yüksek.

Three percent is quite steep.

Click to see more example sentences
yüksek stately

Burada farklı, evrimsel bir şeyler, yüksek bir bilinç durumu söz konusu.

There's something different, something evolutionary, a higher state of consciousness.

Fiziksel ve psikolojik olarak yüksek bir isteklilik düzeyindeler.

They're in a high state of readiness, physically and psychologically.

Bu zevk araçları tantrik ve meditatif düzeydeyken en yüksek sonucu verir.

Now These pleasuries are best used when in tantric meditative state.

yüksek high-rise

Yüksek proteinli un ve özel bir maya kullanıyorlar, ve hamuru iki kere yavaş yavaş pişiriyorlar.

They use a high-protein flour and a special yeast, and they give the dough two slow rises.

Nigel yüksek katlı bir binada yaşıyor, burada, Park Avenue'de.

Nigel lives in a high-rise apartment here on Park avenue.

Dört boğazlı karbüratörlü, yüksek.

Four-barrel carb on a high-rise.

yüksek above

Dünyadan bu kadar yüksekte, bir elmas gibi

Up above the world so high, Like a diamond

Aslında o, Viswanathan Anand ve Koneru Humpy'nin Karpov'dan daha yüksekte olması gerektiğine ikna edilmiş.

He actually is convinced that Viswanathan Anand and Koneru Humpy should be ranked above Karpov.

yüksek alto

Burası El Alto, dünyanın en yüksek şehri ve muhtemelen en fakir.

This is El Alto the highest city on earth and perhaps the poorest

İkinci viyolonsel ve alto sesi daha yüksek olmalı

The second violin and the alto must be louder

yüksek lofty

Joseph ve onun yüksek ahlakı.

Joseph and his lofty morals.