yaşıyor

Burada yaşamak için yeterince yiyecek ve su var. Dışarı çıkmadan neredeyse iki hafta yeter.

There's enough food and water to live in here for almost two weeks without having to come out.

Bu yüzden böyle yaşıyorsun ve bu yüzden asla daha iyi bir hayatın olmayacak.

That's why you're living like this and that's why you'll never have a better life.

Burada yalnız yaşıyorsun, yoksa başka birileri de var mı?

So, do you live here alone, or is there someone else here?

Tehlikeli bir dünyada yaşıyoruz ve bu konuda bir şeyler yapmak istiyorsunuz.

We live in a dangerous world. And you want to do something about it.

Bu hiç mantıklı değil, bu kilise güzel ve bu rahip bir mahkum gibi yaşıyormuş.

Doesn't make any sense, that church is beautiful, and this priest is living like a prisoner.

Orada yaşamak onun için o kadar da kötü değil.

It's not so bad for her to be in there.

Çok çok uzun zaman önce, çok çok uzak bir ülkede bir savaşçı, boş gözlü bir savaşçı yaşardı.

A long, long time ago in a land far, far away, there lived a warrior warrior with empty eyes.

Seninle mutlu yaşamak ve seni mutlu etmek için her şeyi yaparım

I'll do anything, to live with you happy and to make you happy

O yaşıyor ve buraya geliyor. o halde onu sen getirdin.

He's alive, and he's coming here. then you brought him.

Yarın sabah yaşayacak daha iyi bir yer buluruz. Tamam mı?

Tomorrow morning we'll find a better place to live, OK?