Turkish-English translations for yabancı:

foreigner, foreign · stranger · alien · strange · outsider · unfamiliar · gringo · unknown · exotic · other translations

yabancı foreigner, foreign

Eric, annen sana yabancı çocuk hakkında bir soru sordu.

Eric, your mother asked you a question about the foreign kid.

Yabancı bir hesap ve parayı buraya koy.

Open a foreign account and put the money there.

Yabancı bir saldırı.

A foreign attack.

Click to see more example sentences
yabancı stranger

Altı ay önce bir yabancı beni görmeye geldi. berbat bir aksanı ve aptalca bir projesi vardı.

Six months ago, a stranger came to see me with a terrible accent and a dumb project.

Ben hala bir yabancıyım.

I'm a stranger still.

Babam bir yabancı değil.

Dad's not a stranger.

Click to see more example sentences
yabancı alien

Orada bir yabancı gemi yok ve orada hiç olmadı.

There is no alien ship and there never was.

Bize yardım edecek Nasıl matematik Bu gezegenden yabancılar tekme?

How's math gonna help us kick the aliens off this planet?

Bu bir yabancı gemi.

It's an alien vessel.

Click to see more example sentences
yabancı strange

Benim için yeni bir şey ve bana çok yabancı.

It's a new thing and it's so strange.

Yabancı bir yerde bir yabancı tanımadıklarıyla büyümeye bırakılmış hepsi daha iyi bir hayat için

A stranger in a strange place, left to grow up with strangers, all for a better life.

Hemen arkasında onu takip eden yabancı bir adam vardı.

And behind her, some strange guy was following her

Click to see more example sentences
yabancı outsider

Bu adam dışarıdan gelen bir yabancı.

This man is a stranger from outside.

Kendimi Bay Crawley ile kıyaslamıyorum ama o da bir çeşit yabancı.

I'm not comparing myself to Mr Crawley, but he is another kind of outsider.

Kutsal su, yabancılar için değil.

Holy water isn't for outsiders.

Click to see more example sentences
yabancı unfamiliar

Onlara bir düşünce yabancı bölge olduğu için, belki de bu.

Perhaps that's because to them a thought is unfamiliar territory.

Çocukların diğer çocukları öldürmesi Will için yabancı bir kavram değil.

Children killing other children is not that unfamiliar a notion to Will.

Her şey ve herkes yabancı görünüyor.

Everything and everyone looks unfamiliar.

Click to see more example sentences
yabancı gringo

Hey yabancı, o hainlere yardım etmen için sana kim izin verdi?

Hey gringo, who gave you permission to help those traitors?

Burası medeni bir ülke, seni cahil yabancı.

This is a civilized country you ignorant gringo!

Senin gibi çok soru soran bir yabancı daha önce hiç görmedim.

You ask a lot for a gringo I've never seen before.

Click to see more example sentences
yabancı unknown

Ama bu Dr. Everett Scott, onun ismi bana yabancı değil.

But this Dr. Everett Scott, his name is not unknown to me.

Ben bilinmezlik istiyorum. Gizem, yabancı yerler yılanlar, orman.

I want the unknown mystery, strange places, snakes, jungle.

Ama bana çok yabancı geliyor.

But it seems unknown to me.

Click to see more example sentences
yabancı exotic

Onların gözünde en iyi ihtimalle egzotik bir yabancı, en kötü de bir melezsin.

In their eyes, you are at best an exotic stranger, at worst a mongrel.

Sadece egzotik cömert bir yabancıyım.

I'm just the exotic, generous stranger.

Yabancı topraklar ve egzotik canlıların öyküleri.

Stories of alien lands and exotic creatures.