Turkish-English translations for yalnızca:

alone · just · only · but · not only · merely · solo · simply · if only · purely · solely · other translations

yalnızca alone

Ne var biliyor musun? Şu anda, her şeyden fazla ihtiyacım olan şey sessiz ve yalnız bir gece.

You know what, right now, more than anything, I just need a quiet night alone.

Bir daha beni sakın yalnız bırakma.

Don't ever leave me alone again.

Bu gece yalnız olmak istiyorsun?

You want to be alone tonight?

Click to see more example sentences
yalnızca just

Evet ama yalnız o da değil.

But it's not it's not just that.

Ama yalnız ben.

But just me.

Bu yalnızca bir cinayet değil Tom.

It's not just a murder, Tom.

Click to see more example sentences
yalnızca only

Ben yalnızca bir ve ya iki gece için gidiyorum.. hem her zaman da geri geliyorum.

Yes, but I only go for a night or two at a time, and I always come back.

Unutmayın, yalnızca bir tane anneniz var.

Remember, you only have one mother.

Eminim bu küçük bir teselli, ama yalnız sen değilsin kim alındı, Bayan Gunn.

I'm sure it's little consolation, but you're not the only one who got taken, Miss Gunn.

Click to see more example sentences
yalnızca but

Evet ama yalnız o da değil.

But it's not it's not just that.

Ama bu yalnız senin işin değil.

But it's not your job alone.

Ben de öyle, ama o çok yalnız.

Look, me too, but she's all alone.

Click to see more example sentences
yalnızca not only

Evet, yalnızca ben de değilim.

Yeah, I'm not the only one!

Yalnız, onun adı isa değil, değil mi?

Only, his name is not Jesus, is it?

İyi bir vatandaş olmak yalnızca öğrenilen bir şey değil

And being a good citizen is something you learn not only

Click to see more example sentences
yalnızca merely

Dünya bir sahne, bütün erkekler ve kadınlar ise yalnızca oyuncudur.

AII the world's a stage, And aII the men and women merely players.

Ben yalnızca bir adamıyım.

I am merely a businessman.

Hayat, zaman ve uzay gibidir, yalnız yerel bir olgu değildir.

Life, like time and space, is not merely a local phenomenon.

Click to see more example sentences
yalnızca solo

Belki de yalnız gelmem pek de iyi bir fikir değildi.

Maybe the solo mission wasn't such a good idea.

O aslında bu bluzu bana ilk yalnız yayınım için almıştı.

She actually bought me this blouse for my first solo broadcast.

Bugün senin uçuşun var değil mi, yalnız uçuşun?

You have a flight today, right? A solo flight?

Click to see more example sentences
yalnızca simply

Beyaz bir Mercedes, yalnızca beyaz bir Mercedes olamaz..

A white Mercedes can't just simply be a white Mercedes.

Bakan Chambers, ben yalnızca size bir mesaj iletiyorum.

Minister Chambers, I'm simply delivering a message.

Ben yalnızca gerçeği yazdım.

I simply wrote the truth.

Click to see more example sentences
yalnızca if only

Şey, pekala, eğer yalnızca bir tek bu film içinse, ama

Well, all right, if it's only for this one picture, but

Alex, bu plan yalnızca sen ölürsen işe yarar.

Alex, that plan only works if you're dead.

Yalnızca o da gelirse.

Only if he comes too.

Click to see more example sentences
yalnızca purely

Tamam, katıksız şeytan abaza ve yalnız.

Okay, pure evil horny and alone.

Bu yalnızca onursal bir rütbe.

It is a purely honorary post.

Bu yalnızca kuramsal bir özlem.

It's a purely theoretical longing.

yalnızca solely

Yalnız İntikam internet sitesi de Sean Elt adına kayıtlı.

The Lone Vengeance website is registered solely to Sean Elt.

Ben, bu yalnız zevk verdiği için yapıyorum.

I'm doing this solely for pleasure.