Turkish-English translations for yanlış:

wrongly, wrong, wrongful · false · bad · mistake · misread · incorrect · mistaken · misguided · out · off · fault · mis · faulty · amiss · inappropriate · untrue · corrupt · erroneous · error · trip · other translations

yanlış wrongly, wrong, wrongful

Evet, yanlış olan bir şeyler var ama, bayan, aynı şey değil.

Well, I think there's something wrong too, Miss, but not the same thing.

Özür dilerim yanlış bir şey mi yaptım?

I'm really sorry. Did I do something wrong?

Sence yanlış bir şey mi yaptık?

Do you think we did something wrong?

Click to see more example sentences
yanlış false

O bunu böyle oynuyor, tüm yanlış isteklerinin ardında gerçek bir ajanda var ve bu kişisel.

No, the way he's playing this behind all the false claims, there's a real agenda. And it's personal.

Yani, doğru ya da yanlış, Bay monk.

So, true or false, Mr. Monk?

Bu hafta üçüncü yanlış alarm oldu.

That's the third false alarm this week.

Click to see more example sentences
yanlış bad

İyi ya da kötü, doğru ya da yanlış, bildiğim tek şey bu.

Good or bad, right or wrong, it is the only one that I know.

Sen hiç yanlış bişey yapmadın ya da kötü.

You've never done anything wrong or bad ever.

Doktor Crane, eğer kötü bir ilk izlenim bıraktıysam kusura bakmayın ama sanırım, hayır, biliyorum ki yanlış bir izlenim bıraktım.

Doctor Crane, I'm sorry if I made a bad first impression, but I think, no, I know, it was a wrong impression.

Click to see more example sentences
yanlış mistake

Bir hata yaptı, o yanlış adamı öldürdü.

He made a mistake, he killed the wrong man.

Bu, büyük bir yanlış.

That's a big mistake, man.

Efendim lütfen, büyük bir yanlış yapıyorsunuz.

Sir, please, you're making a big mistake.

Click to see more example sentences
yanlış misread

O zaman sana bir özür borçluyum. Çünkü seni yanlış anladım.

Then I guess I owe you an apology, because I misread that.

Tony, McGee beklemediği bir şeyle karşılaştı yanlış yorumladı ve tepki verdi.

Tony, McGee stumbled across something, misread it and overreacted.

Ben açıkçası o anı yanlış anladım.

I obviously misread that moment.

Click to see more example sentences
yanlış incorrect

Yanlış bir şey yapılırsa, kırmızı kategorideki bir cihaz tüm bu tesisi yok edebilir.

Handled incorrectly, a category red device could take out this entire facility.

Bay Sanborn, teşhisiniz, çok ilginç olmasına rağmen, tamamen yanlış çıktı.

Mr. Sanborn. Your diagnosis, although fascinating, was entirely incorrect.

Delta yanlış ama iyi bir resim değildi.

Delta incorrect, but it's not a good one.

Click to see more example sentences
yanlış mistaken

Yanlış mıyım yoksa bugün birinin doğum günü mü?

Am I mistaken or is it someone's birthday today?

Selam. Benim adım Bob. Hayır yanlış numara değil.

Hello I am Bob, it is not I number mistaken

Yanlış bir şey olmalı dostum.

You must be mistaken, friend.

Click to see more example sentences
yanlış misguided

Bayanlar ve baylar, bu çocuklar yanlış yola sapmışlar.

Ladies and gentlemen, these kids are a little misguided.

Bu yanlış bir hareket.

This is a misguided move

Söylediğim gibi, çok yanlış bir tavsiye. Çok yanlış bir adam.

As I said, very misguided advice, very misguided man.

Click to see more example sentences
yanlış out

Çok yanlış çıktı o.

That came out wrong.

Bekle, yanlış gibi geldi.

Wait, that came out wrong.

Yanlış bir şey yapılırsa, kırmızı kategorideki bir cihaz tüm bu tesisi yok edebilir.

Handled incorrectly, a category red device could take out this entire facility.

Click to see more example sentences
yanlış off

Onda yanlış bir şeyler var John.

There's something off about him, John.

Çünkü bir şey yanlış.

Because something is off.

Ve bomba hiç durmaz mı? hayır, hayır, yanlış teli keser, bütün konu da bu.

And the bomb never goes off? No, no, he cuts the wrong wire, that's the whole point.

Click to see more example sentences
yanlış fault

Benim hatamdı, sen yanlış bir şey yapmadın, sadece bana karşı dürüst oldun.

It was my fault, you didn't do anything wrong, you've just been honest with me.

Eğer bir şey yanlış giderse, bu benim hatamdır.

If anything goes wrong, it's my fault.

Hayatında yanlış giden her şey benim suçum.

Everything that's wrong in your life is my fault.

Click to see more example sentences
yanlış mis

Diğer ilâhiyi bilerek yanlış okudum.

I deliberately mis-read that other chant.

Uyanık ve her yanlış adıma duyarlı.

Alert and sensitive to every mis-step.

A-Aslında yanlış hediyeyi almış olabilirim, heh.

A-Actually, I might've mis-shopped, heh.

Click to see more example sentences
yanlış faulty

Çünkü bu fena yanlış bir egzersiz.

Because this is a very faulty exercise.

Sadece yanlış bir kablo arıyorum.

Just looking for a faulty wire.

Yanlış kablo döşenmesinden ya da ucuz donanımdan

Well, faulty wiring or, uh, cheap hardware

Click to see more example sentences
yanlış amiss

Bartholomew ile ilgili bir şeyler yanlış

There's something amiss with Bartholomew

Bir şey yanlış gitti.

Something is gone amiss.

Birşeyler yanlış, bunu hissediyorum.

Something's amiss, I feel it.

yanlış inappropriate

Çünkü burada uygunsuz demek yanlış bir zamanda gülmek demek olabilir Bennett.

Because, in here, inappropriate can mean a smile at the wrong time, Bennett.

Vicky, Dolly aradı ve bana yanlış birşey yaptığını söyledi. gerçekten sen uygunsuz birşey mi yaptın.

Vicky Dolly had called me, told me that you've done something wrong really you've done something very inappropriate

Yakışıksız ve tehlikeli biçimde cüretkar bir şey, biliyorum, ve yanlış, çok yanlış, ama

I know it's socially inappropriate, perilously presumptive, and wrong, wrong, wrong, but

yanlış untrue

Bu suçlamalar tamamıyla yanlış.

These accusations are completely untrue.

O zaman LaTour'un anlattıkları tamamen yanlış.

Then LaTour's version is completely untrue?

Bu söylediğin yanlış ve kaba.

That is untrue and unkind.

yanlış corrupt

Savaş, hastalık, ölüm, yıkım, açlık pislik, kirlilik, işkence, suç, yozlaşma ve the Ice Capades mutlaka bir şeyler yanlış.

War, disease, death, destruction, hunger, filth, poverty, torture, crime, corruption and the Ice Capades something is definitely wrong.

Yanlış suçlama, ahlaksızlık

False accusations, corruption

yanlış erroneous

Yanlış bir rapor üzerine durduk report.

We've stopped based on an erroneous report.

Belki de.. Ama benim amacımı yanlış anladınız!

Perhaps, but understand you My plans erroneous.

yanlış error

Herhangi bir hata ya da yanlış ölüm demek.

Any error, any mistake is a death sentence.

Noktalama hataları, imla yanlışları dilbilgisi hataları, vesaire, vesaire.

Punctuation mistakes, misspellings grammatical error, et cetera, et cetera.

yanlış trip

Doğru mu yanlış bu gezide bir kadınla tanışmak istiyorsun değil mi?

True or false you want to meet some women on this trip, right?