Turkish-English translations for yapmak:

do · make · to do · have · to make · work · get · tell · take · build · plan · run · practice · place · move · play · perform · act · put · turn · to build · to take · create · make up · land · operate · mark · prepare · found · conduct · hold · manage · commit · put on · draw · engineer · produce · set · fashion · practise · position · to prepare · deliver · pee · repair · urinate · to construct · execute · fill · form · install · brew · locate · profess · lay · pose · to conduct · to hold · to create · to teach · piss · achieve · affect · avail · concoct · cost · hatch · impact · put down · establish · fulfil, fulfill · Transact · represent · have effect · manufacture · to produce · weave · go over · ply · render · tinkle · erect · fabricate · frame · wage · implement · accomplish · turn out · carry out · posture · other translations

yapmak do

Sen iyi bir insansın, Jack. Ama sanırım başka şeyler de var. Ve ben, onu bir daha yapamam.

There's a good man in there, Jack, but I think there's something else, too, and I can't do that again.

Peki ya sen? Ben ne yaptım ki? Ne mi yaptın?

But what about you? what did I do? what?

Evet, peki sen ne yaptın?

Yeah, and what did you do?

Click to see more example sentences
yapmak make

Çok büyük bir hata yapıyorsun ve sana söylemeliyim ki, bu senin son şansın.

You're making a big mistake, and I gotta tell you, this could be your last chance.

Ve kraliçe olduğunuzda, dünyanın daha iyi bir yer yapmak için güç olacak.

And when you're queen, you'll have the power to make the world a better place.

O kadar da iyi yapabilir misin?

Can you make it that good?

Click to see more example sentences
yapmak to do

Ve bu yüzden, genç ve çılgınca bir şey yapmak istedim, bunu yapmak istediğim tek kişi de sensin.

And so I wanted to do something young and crazy. And you're the only one I wanted to do it with.

Bu yapmak istediğim bir şey değil.

It's not something I want to do.

Hayır, bu konuda bir şeyler yapmanı istiyorum.

No, I want you to do something about this

Click to see more example sentences
yapmak have

Çünkü yarın, herkes her istediğini yapacak ve herkes çok mutlu olacak!

Because tomorrow, everyone will have everything... .and everyone will be very happy!

Yapacak daha iyi bir şeyin mi var?

Do you have something better to do?

Sen ne yaptın hiçbir fikrim yok.

You have no idea what you've done.

Click to see more example sentences
yapmak to make

Ama şimdi farklı bir an, Ve farklı seçimler yapmak için bir şans.

But this is a different moment, and it's a chance to make a different choice.

Bob Torres ile şahsen konuştum ve bana senin için bir şeyler yapmam konusunda ısrar etti.

I spoke to Bob Torres personally, and he insisted me to make sure there is something for you.

Başka bir hata daha yapmak istemiyorum.

Don't want to make another mistake

Click to see more example sentences
yapmak work

Bu benim için kolay değil çünkü gerçekten sıkı çalıştın ve kariyerim için birçok şey yaptın.

This isn't easy for me because you've worked really hard and done so much for my career.

Bugün işte yapacağın önemli bir şey var mı?

Do you have anything important at work today?

Daha önce böyle bir yaptın mı?

Have you done such work before?

Click to see more example sentences
yapmak get

Bunun için vaktimiz yok, git buradan ve bir şeyler yap.

There's no time for this, get out of there and do something

Bir şeyler yap, içeri gir!

Do something. Get in!

Ben de yaptırmayı düşünüyordum Bunlar da gerçek.

I was thinking about getting These are real too.

Click to see more example sentences
yapmak tell

Bak, senin yapman gereken şeyler var ve çok önemli şeyler ve ben sana onları yapma diyemem.

Look, you have things to do and they're very important things and I can't tell you not to do them.

Bize neden burada olduğumuzu, bunu neden yaptığını söyler misin?

You wanna tell us why we're here? Why you're doing this?

Bize tam olarak burada ne yaptığımızı söyleyecek misin?

Want to tell us exactly what we're doing here?

Click to see more example sentences
yapmak take

İlk defa bir şeyi gerçekten ciddiye almak ve hayatım için güzel bir şey yapmak istedim.

This is the first time I really wanted to take something seriously and do something good for my life.

Sen beni evine alarak büyük bir hata yaptın.

You made a huge mistake by taking me home.

Hayır, yemin ederim bir şey yapmadım.

No, I swear, I didn't take nothing.

Click to see more example sentences
yapmak build

Bu binayı bu kadar özel yapan şey ne?

What is so special about this building?

Biz, daha büyük bir ev yapmak istiyoruz.

We want to build a bigger house.

Uzaktan ateşleyici yok, Michael, ve yapmak için zamanımız da yok.

There's no remote detonator, Michael, and there's no time to build one.

Click to see more example sentences
yapmak plan

Bir şey düşün, bir plan, hâlâ yapmamız gereken bir şey.

Think of something. A plan. Something we could still do.

Bence daha iyi bir plan yapmalısın.

I think you need a better plan.

Yani, sen bunu yapmak için bir plan yaptın ya da

I mean, did you did you have a plan for doing that, or

Click to see more example sentences
yapmak run

Okuldan kaçtın yoksa daha kötü bir şey mi yaptın?

Did you run away from school or did you do something even worse?

Ben sadece bir test yapıyordum.

I was just running a test.

Wilson, lenfler için LP testi yap. Sizler de lupus için antikor testi yapın.

Wilson, do an LP for lymphoma, you guys run an antibody test for lupus.

Click to see more example sentences
yapmak practice

Kötü bir kopya yapmak çok kolay ama iyi bir kopya için, yıllarca deneyim kazanmak gerekir.

To make a bad copy is very easy but a good one, it takes years of practice.

Belki biraz daha alıştırma yapman gerek.

Maybe you just need some more practice.

Burada çok sık antreman yapıyorlar.

They practice here very often.

Click to see more example sentences
yapmak place

Şimdi senin gibi hoş bir kız, böyle bir yerde ne yapıyor?

Now, what's a nice girl like you doing in a place like this?

Ve kraliçe olduğunuzda, dünyanın daha iyi bir yer yapmak için güç olacak.

And when you're queen, you'll have the power to make the world a better place.

Bir hata yapıyorsun. Öyle mi? Senin yerin burası.

You're making a mistake. Am I? Your place is here.

Click to see more example sentences
yapmak move

Altı yıl önce çok akıllı bir hareket yaptın, biliyorsun.

Six years ago you make a real smart move, you know.

Çok fazla hareket ediyordu, ve o şekilde güzel bir dövme yapmak imkansızdı.

He was moving too much and it was impossible to make a nice tattoo.

Bir hamle yap.

Make a move.

Click to see more example sentences
yapmak play

Tanrı bana bir beden ve beyzbol oynamam için yetenek verdi ve ben bunu yapmak istiyordum. Bana her şeyi verdi.

I mean, God gave me a body, ability to play baseball, and that's what I wanted to do, give me everything.

Spor yapmayan bir adam, gerçek bir adam değildir, değil mi?

A man who don't play sports isn't really a man now, is he?

O sadece oyun yapıyordu!

He was only playing!

Click to see more example sentences
yapmak perform

Ayin, bir vampir, bir kurtadam ve bir hayalet tarafından yapılmalı.

The ritual must be performed by a vampire, a werewolf and a ghost.

Ve bu da çalınırken yapılmış bir kayıt.

And this is a recording of it being performed.

Ve yine gösteri yapıyor.

And he's performing again.

Click to see more example sentences
yapmak act

Bence birlikte bir gösteri yapmalıyız... .Güçlü Adam ve Güçlü Kadın.

I think we should put that act together, Strong Man and Strong Woman.

Dinle, daha önce hiç rol yaptın mı?

Listen. Did you ever do any acting?

Bir iyilik yap da rol yapmayı kes.

Do me a favor, stop the act.

Click to see more example sentences
yapmak put

Mary, lütfen bana bir iyilik yap ve o kutuyu şimdilik yerine koy, tamam mı?

Why? Mary, please do me a favor and just put the box back for now, okay?

Hayır, hayır, ne ve kız yapmak, seni ne gördüm ne Bu Işime bir bakış açısı koydu.

No, what you and your sisters do, what I saw you do it put some perspective on my work.

Hayır. Belki para için baskı yapıyordu sana. Belki de şantaj yapıyordu.

And he was putting pressure on you for money maybe, maybe he was blackmailing

Click to see more example sentences
yapmak turn

Kendine bir iyilik yap, Sam. Çok geç olmadan teslim ol.

Do yourself a favor, Sam, turn yourself in before it's too late.

Bob, bana bir iyilik yap, lütfen aç.

Bob, do me a favor, please turn it on.

Colorado acil durum yönetimi, bu eski cephaneliği daha geçen yıl Hazırlık Merkezi yaptı.

Colorado emergency management just turned this old armory into a readiness center last year.

Click to see more example sentences
yapmak to build

Bu bina benim ve yapacak çok işimiz var.

It's my building, and we have much work to do.

Sıfırdan yapmak için oldukça karmaşık bir teknoloji bu.

It's a pretty sophisticated technology to build one from scratch.

Bir ev mi yapmak istiyorsun?

You want to build a house?

Click to see more example sentences
yapmak to take

İlk defa bir şeyi gerçekten ciddiye almak ve hayatım için güzel bir şey yapmak istedim.

This is the first time I really wanted to take something seriously and do something good for my life.

Sana her ne yaptıysa, onu rahat bırak ve yerine benim canımı al.

Whatever she did to you, leave her alone and take my life instead.

Bu kadar şey alır ne kadar üzücü Bize durdurmak ve kahve kokusu yapmak için yoğun, değil mi?

It's sad how it takes something so intense to make us stop and smell the coffee, huh?

Click to see more example sentences
yapmak create

Benim sadece anlamadığım benim nasıl böyle bir şey yapacak bir şey yarattığım

I just don't understand how I could've created something that would do this

Kraliçe çok güçlü bir lanet yaptı ve o lanet yaklaşıyor.

The queen has created a powerful curse, and it's coming.

Her kristal tünelin farklı bir bölümünü yapmak için tasarlanmıştır.

Each crystal is designed to create a different section of tunnel.

Click to see more example sentences
yapmak make up

Nasıl bir anne böyle bir şey yapabilir?

How can a mother make up such a thing?.

Ya yap ya da çeneni kapat.

Make it or shut up about it.

Ama bu durum belki de tedbirsizce yapılmış Don Kim cinayetini telafi edebilir. Tedbirsizce mi?

But maybe this makes up for the Don Kim hit which was perhaps ill-advised. ill-advised?

Click to see more example sentences
yapmak land

Frank, bir Amerikan askeri uçağı Londra'ya acil iniş yaptı.

Frank, an American military transport made an emergency landing in London.

Çiftçilik yapmak için hayvan yetiştirmek için, ve aile kurmak için güzel bir yer.

It's mostly good land for farming and raising cattle and raising a family.

Leo, sen Florida'ya güzel ve güvenli bir iniş yapacaksın.

Leo, you're heading for a nice safe landing in Florida.

Click to see more example sentences
yapmak operate

Yemin ederim bu projeden sonra sen ve ben büyük operasyon yaparız.

I swear after this project you and I will do a big operation

Dr. Reid bu operasyonu pek çok kez yaptı.

Dr. Reid has done this operation many times before.

Belki yaklaşımı alışılmışın dışında olabilir çünkü başka bir seviye operasyon yapıyor.

Maybe his approach is unorthodox because he's operating on another level.

Click to see more example sentences
yapmak mark

Mark, bu yeri bu kadar özel yapan nedir?

So, Mark, what is so special about this place?

Çok büyük bir hata yapıyorsun, Mark.

You're making a mistake, Mark.

Mark, bunu tek başıma yapamam.

Mark, I can't do this alone.

Click to see more example sentences
yapmak prepare

Ama ben buna hazır değilim. Bunu tek başıma yapamam.

But I'm not prepared for this, I can't do this alone.

Pekala, ama eğer Tanrı bir sanat aşığı ise, bir çok açıklama yapmak için hazır ol.

Alright, but if God's an art lover, be prepared to do a lot of explaining.

Hıristiyan kadınların yaptığı biraz kızarmış tavuk ve bir şişe ucuz şarabım var ve inanılmaz bir havai fişek gösterisi ayarladım.

I have got some fried chicken here, prepared by Christian women a bottle of cheap wine and I've arranged for some pretty incredible fireworks.

Click to see more example sentences
yapmak found

Ama o zeki kadın, Sarah Jane Smith, o beni buldu ve iyi biri yaptı.

But this brilliant woman, Sarah Jane Smith, she found me. And she made me good.

Muhtemelen daha iyi bir bulmuştur ve sana sürpriz yapmak istiyordur.

He probably found a better job, and wants to give you a surprise.

Yapacak bir şey buldum.

I found something to do.

Click to see more example sentences
yapmak conduct

Bir yıl önce Hindistan bir nükleer deneme yaptı. ve nükleer güç kulübüne o da katıldı.

One year ago India had conducted a nuclear test and joined the nuclear power club.

Daily Bugle İletişimleri için yapılan bu özel röportajı çaylak muhabiriniz ben Mary Jane Watson Mary Jane.

The exclusive interview is conducted for Daily Bugle Communications by rookie reporter Mary Jane Watson

Yapmam gereken küçük bir var.

I've got a little business to conduct.

Click to see more example sentences
yapmak hold

Bana bir iyilik yap ve bir süre için geceleri çalışmayı bırak lütfen.

Can you do me a favor and hold off working at night for a while?

Bir dakika, az önce ne yaptın sen?

Hold on, what did you just do?

Bana bir iyilik yapmak ve o zamana kadar sorularınıza tutun Lütfen.

Please do me a favour and hold your questions until then.

Click to see more example sentences
yapmak manage

Menajer Ma, benim için yaptığınız her şey için teşekkür ederim.

Manager Ma, thank you for everything you've done for me.

Seni kim otel müdürü yaptı?

Who made you the hotel manager?

Müdür olan sensin, yap bir şeyler.

You're the manager, do something.

Click to see more example sentences
yapmak commit

Beni bu kadar iyi yapan bir şey varsa da bu programa olan bağlılığım.

If there's anything that That makes me a good person, it's my commitment to this program.

Bu adam vatan hainliği yaptı.

This man has committed treason.

Tabii ki bu iki adam ve Omodaka da resmi olarak harakiri yapmadılar.

Of course, these two men, and Omodaka too, did not officially commit harakiri.

Click to see more example sentences
yapmak put on

Pekala, bana bir iyilik yap ve onu kendi haline bırak.

Well, do me a favor and just put him on his own.

Bana bir iyilik yap da şunu bir tak.

Here. Do me a favor, and, uh, put that on.

Hayır. Belki para için baskı yapıyordu sana. Belki de şantaj yapıyordu.

And he was putting pressure on you for money maybe, maybe he was blackmailing

Click to see more example sentences
yapmak draw

Bir çocuğun hayalgücü olabilirdi, ama birkaç çocuk daha benzer çizimler yapmış.

It could be a child's imagination, but several children did similar drawings.

Kızı bir adam ve kadın resmi yapıyordu.

Her daughter was drawing a man and a woman.

Ne tür bir çizim yapıyorsun?

What kind of drawing you doing?

Click to see more example sentences
yapmak engineer

Ama ben bir Türk mühendisi olarak bir Türk otomobili yapmak istiyorum arkadaşlar.

But, as a Turkish engineer, I want to build a Turkish automobile.

Onu da bir mühendis yaptı.

An engineer did that, too.

Pierce'ın ortaklığını yazılım mühendisi Emily Morton ve şaşırtıcı şekilde eski rakibi Ben Kamin yapacak.

Pierce is partnering with software engineer Emily Morton and surprisingly, Ben Kamin, his former rival.

Click to see more example sentences
yapmak produce

Yeni kıdemli yapımcın olarak senin için yapabileceğim bir şey var mı?

So, as your new senior producer, is there anything I can do for you?

Bu beni resmi olarak tarihteki en kötü yapımcı yapıyor.

This officially makes me the worst music producer in history.

Müzik yapmak için en güçlü enerji aşk değildir.

The strongest energy to produce music isn't love.

Click to see more example sentences
yapmak set

Ama lütfen bana bir iyilik yap, İyi örnek ol ve ilk önce Takım'a katıl.

But please, do me a favor, set a good example and join the Team first!

Bak adamım. Bir hata yaptı, arkadaşı ona tuzak kurdu.

Look, man, he made a mistake, his friend set him up.

O zaman bana bir iyilik yap ve masayı hazırla.

Just do me a favor and set the table.

Click to see more example sentences
yapmak fashion

Buna moda tasarımı deniyor, ve sen asla yapamazsın.

It's called fashion design, and you can never do it.

Ama yine de eski moda konuşma terapisi yapabiliriz.

But there's still good old-fashioned talk therapy.

Onu eski kafalı yaptın.

Make her an old-fashioned.

Click to see more example sentences
yapmak practise

Ve mümkün olduğu kadar çok pratik yapman gereken başka bir şey.

And one other thing you have to practise as much as possible.

Onlar da bir yerde idman yapmak zorunda.

And they have to practise somewhere.

Şimdi git ve pratiğini yap!

Go on, go and practise!

Click to see more example sentences
yapmak position

Bunu bir şans sanmıştım hayatımda olumlu bir şey yapmak için.

I thought this was a chance to do something positive with my life.

April kendisi için bir makam yarattı, ben de aynısını yapmak istiyorum.

April created a new position for herself, and I wanna do the same.

Burada pozitif hiçbir şey yapılmadı henüz.

They haven't done anything positive here.

Click to see more example sentences
yapmak to prepare

Ve bu olduğu zaman bir şeyler yapmak için hazır olmalısın.

And when it happens you got to be prepared to do something.

Pekala, ama eğer Tanrı bir sanat aşığı ise, bir çok açıklama yapmak için hazır ol.

Alright, but if God's an art lover, be prepared to do a lot of explaining.

Ve bunu yapmak için de, hazırlıklı olmalıyız.

And to do that, we gotta be prepared.

Click to see more example sentences
yapmak deliver

Worf, bunu daha önce hiç yaptın mı, bir bebek doğurttun mu?

Worf, have you ever done this before? Delivered a baby?

Bana iletmem için bir mesaj verdi ve bunu yapana kadar

She gave me a message to deliver, and until I do, I

Benimle bir anlaşma yaptın, Jack, korsanları teslim etmek için.

You made a deal with me, Jack, to deliver the pirates.

Click to see more example sentences
yapmak pee

Ve sonra bana yapmak gülüyor benim pantolon işemek.

And then make me pee in my pants laughing.

Bu bana eski bir Delaware halk şarkısını hatırlattı. Donna çömeldi bir çalılığa, işedi işedi, yap yap,

That reminds me of an old Delawarian folk song. Donna squatted in a bush, pee pee, doo doo,

Git çişini başka yerde yap.

Go pee somewhere else!

Click to see more example sentences
yapmak repair

Zarar görmüş bir artere greft yaptın ve yırtık bir mesaneyi düzelttin lobektomi yaptın.

You grafted a severed artery and repaired a lacerated bladder,performed a lobectomy.

Burası bir hastane ve bazı tamiratlar yapıyorlar.

This is a hospital, and they're doing some repairs.

Onarımı nasıl bu kadar çabuk yaptın?

How did you repair it that fast?

Click to see more example sentences
yapmak urinate

Onaylamak için kan ve idrar tahlili yapın.

Run a blood and urine test to confirm.

Bir idrar testi daha yapıp doğrulayın.

Confirm with another urine test.

Baksana Hector. Bana bir iyilik yap ve artık giriş yoluna işeme.

Hey, Hector, do me a favor and don't urinate in the entryway anymore.

Click to see more example sentences
yapmak to construct

Daha iyi ve daha yapıcı bir uğraş bulmalıyız sana.

We need to find a better outlet. A more constructive outlet.

Evet, bir sal yapmak istiyorum

I want to construct a raft.

Bir sal yapmak istiyorsun?

You want to construct a raft?

Click to see more example sentences
yapmak execute

Bu sadece onu daha iyi bir yönetici yapmak içindi.

This was only about trying to make her a better executive.

İki asır önce bugün, iki insan büyücülük yapmaktan infaz edilmiş.

Two centuries ago today, two people were executed for practicing witchcraft.

Ajan Locklear, kuzey tarafın giriş yapıyor.

Agent Locklear, executing entry north side.

Click to see more example sentences
yapmak fill

Belki de biraz araştırma yaparız, doldurmak için birkaç isim daha buluruz.

Maybe we could do some research, find some more names to fill in.

Aslında iki tane doldurdum. Yaptığım her görüşme için bir tane.

In fact, I've filled out two, one for each interview I've had.

Değil mi? Evet, ama O, sıcak yapmaz, sıcak, patatesli gözlemedir değil mi?

Yes, but she won't make hot, hot, flatbread filled with potato, no?

Click to see more example sentences
yapmak form

Sadece yapay bir yaşam formu bunu yapabilirdi.

Only an artificial life form could have done that.

Bir daire yapın.

Form a circle.

Yaşam formunun kendisi mi yaptı diyorsun?

You're suggesting the life-form itself did this?

Click to see more example sentences
yapmak install

Bu model özel olarak devlet ve ordu yüklemeleri için yapılmış.

This model is made exclusively for government and military installations.

Evet. Bunu da Jessie yaptı. Ve Buck hala müzik setini tamir ediyor.

Jessie did that oil painting as well and Buck is still installing the stereo.

Belki de Vader onu dün yaptırmıştır.

Maybe Vader had it installed yesterday.

Click to see more example sentences
yapmak brew

Bu çok güçlü bir karışımdır, kendi yaptığım yapışkan asit.

This is a very potent brew, my own concoction of sticky acid.

Ben de kendi küçük demlemek dışında onu yaptı.

So I made him out of my own little brew.

Bizim Çok özlü iksir yaptığımızı düşünüyor değil mi?

Well, he thinks we're brewing Polyjuice Potion, doesn't he?

Click to see more example sentences
yapmak locate

Yeni bir yerden yeni bir başlangıç yapayım?

Do I start fresh from a new location?

Sihirli GPS yer bulucu büyüsü falan yaptın?

Did you do a gps magic locator spell or something?

Freya bizi bulmak için yer bulma büyüsü yapıyor.

Freya is doing a locator spell to find us.

Click to see more example sentences
yapmak profess

İşte benim meslek olarak yapmak istediğim şey bu.

That's what I want to do as my profession.

Meslek seçtiği için değil, senin için yaptı.

It's not her profession, she did it for you.

Sadece bu adam yanlış mesleği yapıyor.

The guy's just in the wrong profession.

Click to see more example sentences
yapmak lay

Bu yüzden en azından bir iyilik yap ve kardeşimi rahat bırak.

So, at the very least, do me a favor And lay off my brother.

Ken Lay de yanlış bir şey yapmadığını söyledi.

Ken Lay said he hadn't done anything wrong.

Bingo. Ne yapıyorsun? Onları dışarı koyuyorum.

Bingo. Yo, what you doing? I'm laying them out.

Click to see more example sentences
yapmak pose

Böyle yapardı ve sonra bir poz verirdi, bu pozu.

Do like that and then take a pose, this pose

Bonnie ve Clyde polis taklidi mi yapıyorlar?

Bonnie and Clyde are posing as cops?

Eğer bu basit duruşu yapamıyorsanız, sadece adho mukha svanasana yapın.

If you can't do this simple pose, just do adho mukha svanasana.

Click to see more example sentences
yapmak to conduct

Fakat ne yazık ki birlikte yapmak için sınırlı zamanımız var.

But alas, we have limited time to conduct our business together.

Yapmam gereken küçük bir var.

I've got a little business to conduct.

Bu açık artırmayı düzenli bir şekilde yapmak istiyorum!

I intend to conduct this auction in an orderly manner!

Click to see more example sentences
yapmak to hold

Sıkı tut, Sarge. Sana bir şey yapmak istiyorum.

Hold it, Sarge, I want you to do something.

Bir açık artırma yapacağız ve virüs en yüksek fiyatı verene gidecek.

We'll hold an auction and the virus will go to the highest bidder.

Carrot ve Nakavt Ned soygun paralarıyla Li'l için hazırlık yapıyorlardı.

With the hold-up money, Carrot and Knockout Ned prepared to face Li'I Ze.

Click to see more example sentences
yapmak to create

Tek bir şey yapmak için yaratıldım Tony.

I was created to do one thing, Tony.

Şimdi her şeyi doğru yapmak için ikinci bir şansım var. Yeni nesil avcıları yaratmak için. Daha güçlü, hızlı, akıllı.

But now I have a second chance to make it all right, to create the next generation of hunters stronger, faster, smarter.

Her kristal tünelin farklı bir bölümünü yapmak için tasarlanmıştır.

Each crystal is designed to create a different section of tunnel.

Click to see more example sentences
yapmak to teach

Eğer yaparsan, ben de ona dikiş, örgü ve boncuk dikmeyi öğretirim.

If you do, I will teach him how to sew and knit and bead.

Sen bana öğretmek Ramen yapmak!

You teach me to cook ramen.

Ne yani beni nasıl öldüreceğini sana ben mi öğreteyim? Hey, bana bir iyilik yap.

I mean I gotta teach you how to kill me hey, do me a favor all right?

Click to see more example sentences
yapmak piss

Bak, kendine bir iyilik yap ve buradan defol git!

Listen, do yourself a favour and piss off!

Yani temizlik yapıyor, yemek yapıyor, bez değiştiriyor ve hala kızgınsın.

So he's vacuuming, cooking, and changing dirty diapers, and you're still pissed.

Bunu yapacak olursan bu boktan kasabadaki herkes sabaha ölmüş olur.

Do that everybody in this shit-piss little town will be dead by morning.

Click to see more example sentences
yapmak achieve

Lee Geum-ja gençliğinde çok büyük bir hata yaptı ve kendi amaçlarına ulaşmak için başka insanları kullandı

Lee Geum-ja made a great mistake in her youth And used other people to achieve her own goals

Müdür Dai bizim için çok iyi şeyler yaptı.

Manager Dai has achieved too much for our good.

Bazı iyi şeyler, parmaklıklar arkasında bile yapılabilir.

Some good things can be achieved even behind bars.

Click to see more example sentences
yapmak affect

Belki belki şimdi burada da aynısını yapıyor. ya da belki de frekansı etkileyen parazittir.

Maybe maybe she's doing it here now, or maybe there's interference that's affecting the frequency.

Richard yaptı Ne olursa olsun sakat gitti ve bir şekilde onu etkilemiş olabilir.

Whatever Richard did could have gone wonky and affected her somehow.

Şimdi düşünüyorum da belki de Bay Solagee'nin yaptıkları beni gerçekten etkiledi.

And now I'm thinking that maybe what Mr. Solagee did really affected me.

Click to see more example sentences
yapmak avail

Trafik kontrolü için mevcut tüm birimler helikopter acil iniş yapabilir.

All available units for traffic control, airship may make an emergency landing.

Ve onlar havalı ve ulaşılabilir ve bağımlılık yapıcı.

And they're cool and available and addictive.

Yoksa nasıl bu kadar ama hayır için yapmış olabilir yaramak

Or else how could I have done so much but to no avail

Click to see more example sentences
yapmak concoct

Bu çok güçlü bir karışımdır, kendi yaptığım yapışkan asit.

This is a very potent brew, my own concoction of sticky acid.

Charlotte ve ben bir plan yaptık.

Charlotte and I concocted a plan.

Yani, başka bir cadı onu susturmak için ölümcül bir demleme yaptı.

So, another witch concocts a deadly brew to silence him.

Click to see more example sentences
yapmak cost

O zaman bu işi yapacağız, ama pahalıya patlayacak.

Then we'll make it work. But it's gonna cost.

Ama bu da yaptığımız işin bir maliyeti.

But, hey! That's just the cost of doing business.

Gez bu bir gaf, efendim, Bu daha sonra yapılan kısa çalışma güzel bir zafer, ve maliyet hayatını.

In hindsight it was a blunder, sir, that later made short work of your fine victory, and cost lives.

Click to see more example sentences
yapmak hatch

Hatch sizin için tam olarak ne yapıyor?

What exactly does Hatch do for you?

Hatch bunu senin için mi yaptı?

Hatch did that for you? No.

Hayır, Hatch, belki de yapmamalısın!

No, Hatch, maybe you shouldn't!

Click to see more example sentences
yapmak impact

Bu çok büyük bir etki yaptı, Mike.

That had a huge impact, Mike.

Stephen, yaptığımız herşeyin bir etkisi var.

Stephen, everything we do has an impact.

Bir etki yapmak.

Making an impact.

Click to see more example sentences
yapmak put down

Sadece silahını indir ve o ne diyorsa onu yap.

Just put the gun down and do what he says.

O çikolatayı yerine koy ve işini yap.

Put that chocolate bar down and do your job.

Bana bir iyilik yap Jess. O satırı bırak tamam mı?

Uh, do me a favor, Jess. uh, put that cleaver down, will you?

Click to see more example sentences
yapmak establish

İki kereste ve bir tuğla oynayıp bir köprü yapıyor ve Midgar ile bir ticaret merkezi kuruyorum.

I'm playing two timber and one brick to build a bridge and establish a trading post in Midgar.

Hâlâ kontrol için bu testleri yapıyoruz.

We're still establishing tests for the control.

Chakotay, Kolhari ile ticari bir anlaşma yapılmasını önerdi.

Chakotay recommends establishing trade relations with the Kolhari.

yapmak fulfil, fulfill

Sen, çoktan fahişe olarak tatmin edici bir kariyer yaptın.

You already have such a fulfilling career as a whore.

Oh, yani bu işi bu yüzden mi yapıyorsun?

Oh, so that's why you do it? To fulfill

Görevini yap şimdi Bay TV.

Now fulfil your part, Mr. TV.

yapmak Transact

Seninle bir ticari yapmak niyetindeyim.

I intend a business transaction with you.

Aynı zamanda işlem nakit yapılmıştı.

Also, it was a cash transaction.

İşlem, Kaplan'ın müdürü Drew Turner tarafından yapılmış.

Transaction was initiated by Kaplan's business manager, Drew Turner.

yapmak represent

Camryn Manheim'ın avukatlığını yaptığı kadın bir palyaço tarafından sıkıştırılmış. Dylan McDermott diyor ki

Camryn Manheim represents a woman who was heckled by a carnival clown, and Dylan McDermott says

Ama ben de devleti temsil ediyorum, ve bir camorrist ile anlaşmalar yapmam.

But I represent the state, and I don't make agreements with a camorrist.

Ne yapacağız " Ve bu sefaleti gösterir.

What're we" And this represents poverty.

yapmak have effect

Bir kadın da aynı etkiyi yapabilir.

A woman can have the same effect.

Biz de özel efekt yapabiliriz.

We can have special effects, too.

Kağıt çiğnemek bu etkiyi yapabilir.

Chewing paper will have that effect.

yapmak manufacture

Bu evi fitilli kadife imalatçısı için yaptı.

He built this house for a corduroy manufacturer.

Kimchi imalatçası salamura yapmak için kurtları kullanıyor. Bu da ne?

Gimchi manufacturer uses maggots to marinate What on earth is this?

O sorumluluğu kendisi yapıyor, olgunlaşmıyor.

He's manufacturing responsibility, he's not maturing.

yapmak to produce

Müzik yapmak için en güçlü enerji aşk değildir.

The strongest energy to produce music isn't love.

Lonnie Maya Lorlarından bir film yapmak istiyor.

Lonnie thinks he wants to produce Yeast Lords

yapmak weave

Sepet yapmak, halı örmek.

To make baskets, weave carpets

Bir yerlerde bulutların üzerinde oturmuş, düş ağı yapıyorlar.

They're sitting on a cloud somewhere, dream-weaving.

yapmak go over

Oraya git ve yemek yap.

Go over there and cook.

Thorwald'ın dairesine git ve araştırma yap.

Go over there and search Thorwald's apartment.

yapmak ply

O piliye yaptı, ben eridim.

She pliéed and I plotzed.

Bu işi garantiye almadan yaparsan Yeong-choon Hyeok'tan daha tehlikeli olabilir.

Plis he's inpredictable. He's the one yoi need to worried aboit.

yapmak render

Sabun yapmak için önce yağ eritmeliyiz.

To make soap, first we render fat.

Evet, Angela, merminin bir modelini klasik Sears-Haack aerodinamik profiline dayanarak yaptı.

Yes, Angela did a rendering based on the classic Sears-Haack aerodynamic profile.

yapmak tinkle

Ya da şey yapmak için şişeye ihtiyacın var mı?

Or do you need a bottle To, you know, tinkle?

Çişini yap, çişini yap küçük yıldız

Tinkle, tinkle, little star

yapmak erect

Evet ama bu ereksiyonları yapmak salya üretir mi?

Yes, but do those erections produce saliva?

Kral için ereksiyon yapıyoruz.

We hold erections for king!

yapmak fabricate

Çünkü günlüğü Bayan Wu yapmıştı.

Because Mrs. Wu fabricated the diary.

Fabricant yaptı sence?

Do you think it's Fabricant?

yapmak frame

Lucy Frame için bir parça yapıyor.

Lucy's doing a piece for Frame.

Bütün gün bir çerçeve mi yapıyorsun?

All day to build a cruck frame?

yapmak wage

Bu ücret kurtarabilir ragmen eger onun yerine bana bir iyilik yap.

Although this wage could save if instead you do me a favor.

yapmak implement

Zamansız ölümünden önce, kardeşim koruyucu bir şey yapmıştı.

Before his untimely death, my brother implemented a safeguard.

yapmak accomplish

Eminim Chaka ve ben bir şeyler yapabiliriz.

I'm sure Chaka and I can accomplish something.

yapmak turn out

Buradan hemen çık ve U dönüşü yap.

Just pull out here, and make this U-turn.

yapmak carry out

Burada Katia Novika daha da tartışmalı deneylerinden birini yapıyor.

Here Katia Novikova carries out one of her more controversial experiments.

yapmak posture

Kötü duruş ayrımcılık yapmaz.

Poor posture doesn't discriminate.