Turkish-English translations for yemek:

eat, eats, eating · dinner · food · lunch · have · to eat · meal, meals · supper · eaten · dining · dish · meat · course · table · kill · dine · feed · chow · keep · bite · touch · grub · consume · board · wear · nourishment · swallow · ingest · peck · victual · other translations

yemek eat, eats, eating

Fazla bir şeyimiz yok ama bir şeyler yemek ister misin?

We don't have anything much, but do you want something to eat?

En iyisi git bir şeyler ye.

You best go eat something.

Bana "Bir daha asla bu kasabada yemek yeme." dedi.

He told me I'd never eat lunch in this town again.

Click to see more example sentences
yemek dinner

Arkadaşlar ve aile ile mükemmel bir hediye Peki, bir anne olmak, güzel bir, normal bir akşam yemeği olduğunu söyleyebilirim.

Well, being a mom, I can tell you that a nice, normal dinner with friends and family is a perfect gift.

Akşam yemeği kötü bir fikir.

This dinner is a terrible idea.

Aslında daha çok özel bir yemek.

It's actually more of a personal dinner.

Click to see more example sentences
yemek food

Tam emin değilim ama üç ay yetecek kadar yemek ve suyumuz var.

I'm not exactly sure, but we have enough food and water for three months.

Ve bana yemek getiren hoş bir bayan var.

And there's a nice lady that brings me my food,

Nerede bu lanet yemek?

Uh, where's the damn food?

Click to see more example sentences
yemek lunch

Ve kahvaltı, öğle ve akşam yemeği.

And this is breakfast, lunch and dinner.

Biliyor musun, bu yemek işi kötü bir fikirdi.

You know what, this lunch was a bad idea

Sana yemek getirmek için geldim, hepsi bu.

I came to bring you lunch, that's all.

Click to see more example sentences
yemek have

Tam emin değilim ama üç ay yetecek kadar yemek ve suyumuz var.

I'm not exactly sure, but we have enough food and water for three months.

Bu bizim hafta sonumuz, birlikte akşam yemeği yiyeceğiz.

It's our weekend together. We're having dinner.

Bu çok güzel, herkesin yemekte bir arada olması.

This is nice. Having everyone together for dinner.

Click to see more example sentences
yemek to eat

Fazla bir şeyimiz yok ama bir şeyler yemek ister misin?

We don't have anything much, but do you want something to eat?

En azından bir şeyler ye. Hayır.

At least something to eat.

Ve sen her iki haftada bir, birden fazla yemek yemelisin.

And you have to eat lunch more than once every two weeks.

Click to see more example sentences
yemek meal, meals

Bu özel bir yemek çünkü bu çok özel bir gece.

It's a special meal because it's a very special night.

Bu bir yemek değil.

Okay, that's not a meal.

O zaman gel oturalım. Güzel bir Rus yemeği yiyelim.

Then come sit down, have a good Russian meal

Click to see more example sentences
yemek supper

Bu akşam ailenin yemeği olacak ve daha sonra da bir şeyler içmek için bize katıl.

Your family will have supper tonight, and afterwards, you'll join us for a drink.

Akşam yemeği için teşekkürler.

And thanks for the supper.

Peki akşam yemeği için boş musun?

So, are you free for supper?

Click to see more example sentences
yemek eaten

Ben gidiyorum, ama en azından ona bir biftek ver. Üç gündür bir şey yemedi.

I'm leaving, but at least give her a steak, she hasn't eaten in three days.

Tüm gün yemek yemedi sadece.

He just hasn't eaten all day.

Bugün fazla bir şey yemedi.

He hasn't eaten a lot today.

Click to see more example sentences
yemek dining

Burada da yemek odamız var. Mutfak ve hatta küçük bir dinlenme odası bile var.

In here, we've got the dining room, kitchen, and even a little sun room there.

Konferans salonu, özel yemek salonu, duşlu banyo, jimnastik salonu, mutfak.

Conference rooms, private dining room. Bathrooms and showers. Gym and kitchen.

Ne tür bir yemek takımı beni birey olarak tanımlar?

What kind of dining set defines me as a person?

Click to see more example sentences
yemek dish

Peki, tamam, burada kal ve bulaşıkları yıka ve başkalarının yemeklerini ye, ve, biliyorsun, keyfine bak.

Okay, well, then just stay here and wash dishes and eat other people's food, and, you know, enjoy that.

Bu geleneksel bir Kore yemeği mi?

Is this a traditional Korean dish?

Bilirsin, o annemin en sevdiği yemek.

You know it's mom's favorite dish.

Click to see more example sentences
yemek meat

Teşekkürler ama ben et yemem.

Thanks, but I don't eat meat.

Çok fazla kırmızı et ve ekmek yemekten kaynaklanıyor ve çok fazla Martini içmekten.

Caused by eating too much red meat and white bread, and too many dry martinis.

Biraz et ye.

Eat some meat.

Click to see more example sentences
yemek course

Çok mutlu oldum tabii ama pek iyi bir hikâye değil.

I was very happy, of course, but it's not the best story.

Tabi ki, bedava yemek de var.

And of course: free dinner.

Tabii ki var, ama her şey Hint Yemeği.

Of course, but it's all Indian food.

Click to see more example sentences
yemek table

İlk önce araba bizi buraya getirdi, şimdi de yemek masası.

First the coach brings us to the castle, and now the dinner table.

Ama bunun yerine mermer bir masada oturmuş ıstakoz yiyor.

And instead he's sitting at a marble table eating lobster.

Ama onun yerine mermer bir masada ıstakoz yiyor... .iyi bir işi, güzel bir karısı var... .ihtiyacı olan her şey var.

And instead he's sitting at a marble table eating lobster. He's got a good job and a beautiful wife, right, but that Everything that he needs.

Click to see more example sentences
yemek kill

Benim için geldiler ve benim yerime onu öldürdüler.

They came for me, and they killed her instead.

Yemek ve içmek ve öldürmek.

Eating and drinking and killing.

Bu yemek seni öldürür.

This food can kill you.

Click to see more example sentences
yemek dine

Kuzeniniz Bay Bernay ile akşam yemeği yiyecek. yani Bernay ve Bernay Bank'tan Bay Bernay.

Your cousin has agreed to dine with Mr. Bernay of the Bernay and Bernay Bank.

Bu hafta bir akşam bizimle yemek yer misiniz?

Will you dine with us one evening this week?

Belki sizinle başka bir zaman yemek yeriz.

Perhaps we'll dine with you some other time.

Click to see more example sentences
yemek feed

Ona yemek önerdik ama o başka bir şey için gelmişti.

We offered to feed him, but he had come for something else.

O kadar büyük bir timsah bize çok uzun süre yemek olurdu.

A crocodile that big would feed us for a long time.

Ona yemek verir misin anne?

Will you feed him, Mama?

Click to see more example sentences
yemek chow

Sıcak yemek ve posta istiyoruz eğer mümkünse.

Request hot chow and mail if possible.

Sana en iyi yemeği verdim Ne?

I gave you the best chow What?

Şimdi git ve yemek ye.

Now, go get some chow.

Click to see more example sentences
yemek keep

Yemeği hazır et ve beni bekle, tamam mı?

Keep the food ready, and wait for me.

Yemek bir kaç dakika sonra hazır olacak. Bu yüzden kısa keseceğim.

Dinner will be ready in a few minutes, so I'll keep this brief.

Sürekli daha fazla yiyor.

Keeps eating more and more.

Click to see more example sentences
yemek bite

Bir lokma ye, ben de seni yalnız bırakayım.

Take one bite and I leave you alone.

O benim parlak metal yüzümü yesin.

Well, bite my shiny metal face.

Bütün gün hiçbir şey yemedin bir bisküvi ye

You haven't had a bite all day Eat a biscuit

Click to see more example sentences
yemek touch

Bu çok dokunaklı, ama halka açık bir yerdeki bu sohbet gösteriyor ki Binbaşı Carter bir güvenlik riski.

This is very touching, but this conversation in this public place. .is evidence that Major Carter is something of a security risk.

Aslında son derece dokunaklı bir hikâye.

It's actually quite a touching story.

Çok etkileyici bir hikâye.

Wow. That's a touching story.

Click to see more example sentences
yemek grub

Yemek ve içki dolu bir masa, bir yatak ve bir kuş

A table filled with grub and booze, that bed and a dame.

Yemek için sağ ol ufaklık.

Thanks for the grub, kiddo.

Yemek için teşekkürler, Jake.

Thanks for the grub, Jake.

Click to see more example sentences
yemek consume

Bu şey seni yiyip bitiriyor.

This whole thing is consuming you.

Ama o zengin Fransızlardan nefret ediyor. güzel yemekler, belaltı şakalar, tüketim toplumu, nükleer güç.

She hates rich French folk, fine food, vulgarjokes, the consumer society, nuclear power,

Naomi Wildman üzgün olduğu zaman o tatlıları yiyor.

When Naomi Wildman is sad, she consumes desserts.

Click to see more example sentences
yemek board

Oh, iki gün yatak ve yemek.

Yeah. Oh, two days bed and board.

Sadece oda ve yemek mi?

Only room and board?

Bana Grayson Malikanesinde bir oda ve yemek teklif etti.

And she's offered me room and board at Grayson Manor.

Click to see more example sentences
yemek wear

Ben korsan kıyafeti giymiyorum ve biz şükran günü yemeği yiyoruz.

I am not wearing a pirate costume, and we are eating Thanksgiving dinner.

Tiger Woods yenilmez hissettiğinde, kırmızı tişört ve siyah pantolon giyer.

When Tiger Woods feels invincible, he wears a red shirt and black pants.

Bunu giyen bir adam yenilmez olur.

A man wearing this would be invincible.

Click to see more example sentences
yemek nourishment

Bu yemeği Angel'ın annesi için ve onun eve seyahati için hazırladık.

We've prepared this meal for nourishment, for Angel's mother, for her journey home.

Al bunu ve kendine biraz yemek al. Besleyici yiyecekler al.

You take this and get some food with it Some good nourishing food.

Sana yemek ve beslenme için teşekkür ederiz.

We thank You for food and nourishment.

Click to see more example sentences
yemek swallow

Ve sen de bunu yedin?

And you swallow that?

Bu ateş-yiyen ve kılıç-yutan da korkunç Saladin.

This fire-eating sword swallower is the fearsome Saladin.

Ateş yiyiciler, kılıç yutucular.

Fire eaters, sword swallowers.

yemek ingest

Billie'nin etini yedikleri için mi?

From ingesting Billie's flesh?

Borg yemek sindirimi yapmaz.

The Borg don't ingest food.

Onun böcekleri Pinus Elliottii yedikleri için ölmüş.

His bugs died from ingesting Pinus elliottii.

yemek peck

Curtis Peck'in yerini tespit etmeye çalışıyoruz.

We're just trying to locate Curtis Peck.

yemek victual

Bir düzine adam yemek için tepiniyor, sense odun yarıyorsun.

A dozen men bellowing for victuals, and you chopping wood!